(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’deki gündemi takip etmek inanır mısınız çok zor. Özellikle yaşadığımız Avrupa ülkelerinde gazetecilerin konu bulmakta zorlandığını düşünüyorum. Çünkü gazete manşetlerine göz attığınızda, karşınıza sürekli toplum eksenli haberler görüyorsunuz. İnsan bazen heyecan ve adrenalin arıyor ister istemez. Bizler gibi siyasi gündemin merkezinden gelmiş insanlar için alışmak çok zor elbette. Ama yine de çevremizdeki dostlarımıza takılmaktan edemiyoruz. Onlar da haliyle, “Özlediysen biletini alalım da git!” diyorlar. Yok, ben almayayım! Artık burada yeni bir hayat kurduk ve yaşamaya devam ediyoruz. Girizgahı bir kenara bırakarak, yine bildiğim konuları ele almak istiyorum.
Dedim ya! Türkiye’de gündem o kadar sıcak ki… Bir konunun konuşulup tartışılması birkaç günü geçmiyor. Çünkü hemen yeni gündemlerle, eskileri etkisini yitirip, çöp kutusuna fırlatılıyor. Sorunlar çözülüyor mu derseniz? Tabii ki hayır derim!
Yıllardan beridir de bu konu Türkiye’nin en temel sorunlarını oluşturuyor. Belki siyasi iktidar ya da gündemi belirleyenler, yeni konularla toplumun kafasını bulandırıp, yenisini hemen piyasaya sürüyor. Daha bir hafta önce Türkiye’de siyasi bir seçim oldu. İnsanlar doyasıya kazanımlarını bile kutlayamadı. Seçimin ardından seçilmiş bir belediye başkanının yerine kayyum atandı. Halk tepki gösterince, iktidar geri atmak zorunda kaldı.
Tam bu olay tatlıya bağlandı derken, Galatasaray- Fenerbahçe arasındaki Süper Kupa skandalı patladı. Toplum adeta karpuz gibi ikiye bölünmeye çalışılıyor gibi bir hava oluşturulmaya çalışılıyor. Bu olay sanki gündemden düştü derken, bu kez de polisten başörtülü kadınlara yönelik sert müdahale geldi. İsrail’in Filistin işgalini boykot eden kadınlar, polis zoruyla gözaltına alındı, ters kelepçe vuruldu. Şimdi yukarıda saydığım meseleler, bir hafta içinde yaşanan vakalar. Daha saymadığım onlarca şey var. Son olarak da dün İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinden istifa etti. Haydi bu aperatif sorunlar yumağından çıkında, siz gerçek hayata odaklanın.
Şimdi gelelim asıl meselemize. Türkiye’de iktidarda yaklaşık 20 yıldır muhafazakâr ve dindar bir iktidar var. Öyle ya da değil, beni çok ilgilendirmiyor. İnsanların özel hayatı beni değil, yaşayanları bağlar. Sonuçta herkes kendi hesabını, kendi verecek. Benim birilerini sorgulama yetim de yok, gücüm de. Beni ilgilendiren temel konu toplumda yaşayan insanlar. Ve karşılaştığı temel ahlaki sorunlar. Bunlar ilgili dilim döndüğünce yetkileri uyarmak zorundayım. Çünkü bu konuda hesap vermekten tabii ki korkuyorum. Buradan muhafazakâr ve inanç eksenli yaşamaya çalışan iktidar yetkililerine seslenmek istiyorum.
Lütfen artık bir karar veriniz. RTÜK diye bir kurumunuz var sizin. Sizin derken partiniz değil elbette! Kamu adına faaliyet gösteren resmi bir kurum. Görev ve yetkileri kanunda ve yönetmelikte belirlenmiş. Ancak uzaklardan gördüğüm kadarıyla kurum sadece muhalif kanalları takip ediyor. Yasak gördüğü sözlere anında ceza kesiyor. Yukarıda ifade ettim. Türkiye’de değişen gündem çok olduğu için temel sorunlar halı altına süpürülmeye devam ediyor. Ben burada sansürü tabii ki savunmuyorum. Ancak artık sorunları gördükçe, gençlik ve aile ilişkileri adına üzülüyorum. Son zamanlarda televizyonda yayınlanan dizilere bakmanızı şiddetle istiyorum. Özellikle kadınların bir obje olarak yansıtıldığı dizilerde bazıları kadını köpek yerine koyup havlatıyor, bazıları çarpık ilişkilere alet ediyor. Çocuk istismarının, aldatmanın, insan öldürmenin meşru olduğu diziler, izleyiciyi olumsuz anlamda etkilemeye devam ediyor.
ÖZEL KANALLARDA ENSESTLİK FURYASI
Ekran karşısında dizi izlemek için oturan aileler, kimi zaman çocuğunun kulağını tıkıyor. Kimi zaman da bu sergilenen ahlak dışı hareketlere seyirci kalıyor. Dizilerin aileyi ve özellikle çocukları olumlu ya da olumsuz yönde nasıl etkilediğini söylememe gerek yok sanırım. Özellikle dizilerde gayri meşru ilişkilerin normal gibi gösterilmesi, evlilik dışı çocukların sonradan ortaya çıkması, bu çocuklardan ebeveynlerin yıllar sonra haberdar olması da ayrı bir garabet olarak duruyor. Sadece bununla da sınırlı değil elbette. Bir dizide olsa tamam der geçersiniz. Ancak ekrana gelen her dizinin aldatma, yasak aşk, aile içi ensestlik, şiddet ve kadın bedenini istismar etmesi üzerine kurulmasıysa ayrı bir garabet. Hatta reytingi yüksek bir dizide ortanca kardeşin, ablasının eski eşiyle gayri ahlaki bir ilişki yaşaması, hamile kalması ve aile bireylerinin bu birlikteliği sessiz izlemesi de gelinen skandalın son perdesi olarak dikkat çekiyor.
Bütün dizileri bu kapsamda değerlendirdiğinizde, olayların aile yapısını parçalamaya yönelik bilinçli bir proje olduğu tezi geliyor aklıma. Sorun şurada başlıyor. Söz konusu dizileri izleyen ailelerin aklına ya da uygulamasına bu düşünceler geliyor. Ergenlik çağındaki gençler, bu oyuncuları kendilerine rol model belirliyor. Sonrasını söyleyeyim mi! Maalesef Türkiye’de eski dostlarımla görüşüyorum. Duyduklarım karşısında şok yaşıyorum. Lise ve ortaokul çağında hamile kalan onlarca genç var. Ya bekaret kavramı gençler açısından bir anlam ifade etmiyor. İşte size asıl çözülmesi gereken temel sorun. Siyaseti kurallarla çözersiniz, ancak ahlakı asla.
GENÇLER DİZİ KARAKTERLERİNİ ÖRNEK ALIYOR
Bu konuda geçtiğimiz günlerde bir psikoloğun açıklamalarına şahit oldu. Bakın cümlelerine hiç dokunmuyorum. Kendisi Türkiye’de yaşıyor, yaşanan olaylara şahit birisi. Ne diyor: “Herkesi genellemek bizi yanlış anlamaya götürebilir. Ancak kadın veya erkek, çocuk, genç veya yaşlı tüm bireylerin maruz kaldıkları görsel uyaranların içeriklerini taklit etme ve kendi hayatlarında uygulama eğiliminde olduğunu, en hafif haliyle de bunu daha normal karşıladıklarını biliyoruz. Araştırmalar sadece dizi ve filmlerden değil, diğer her kaynaktan model aldığımızı söylüyor. Şiddet gösteren, madde kullanımı olan, korunmasız ve sağlıksız birliktelikler, çoklu ilişkiler yaşayan, sık partner değiştiren, sağlığına önem vermeyen, sadece arzunun hemen doyurulmasına ve çabucak tüketime yönelen davranışlara sahip karakterlerin sürekli ön planda yer aldığı içerikler, tam tersi örneklerle birlikte işlenmedikçe, karakterlerin kayıplarıyla değil sadece, sözde kazançlarıyla özendirici tarzda işlendiğinde model alma artmaktadır.”
DAVUL VE TOKMAK RTÜK’TE
Sevgili idareciler… Davul sizde tokmak sizde. Gençlerin ve ailelerin ahlak bekçisi olmanızı kimse sizden istemiyor. Ancak bundan sonra kurumlarınızı daha iyi işletirseniz, gençler de daha iyi örneklerle karşılaşır. Kamu kurumlarından milli duyguları perçinleştiren dizi ve filmler vermekle sorun çözülmüyor. Zaten izlenme oranları da başarısız olduğunu gösteriyor. Diğer diziler daha fazla izleniyorsa, o zaman çözüme bakmak da size düşüyor maalesef.






















