(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türk siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biridir Süleyman Demirel. Hem siyasi kimliği hem de vatandaşla kurduğu derin bağlar, onu farklı bir konuma getirdi. Altı kez gidip yedi kez başbakanlığa gelen fötr şapkalı eski Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel, Türkiye’de hiçbir politikacıya nasip olmamış bir hayat yaşadı. Vefat ettiğinde de partili partisiz binlerce insan arkasından gözyaşı döktü. Belki de Ankara’nın en güzel bir noktasında kendisine, anıt bir mezar bile yaptırabilirdi. Ancak o doğduğu topraklara gömülmeyi tercih etti. Çünkü Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık yapmış olsa da, kendisini sade bir vatandaş gibi görüyordu.
Mart seçimlerinde iktidarın kaybettiğini gördüğümde aklıma ilk gelen rahmetli Demirel’in, “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur” sözleriydi. Demirel, siyasetin bütün koridorlarını bilirdi. Kendi döneminde iyi bir oyun kurucu ve arabulucuydu. Ama o siyaset yaparken, kulağı hep vatandaştaydı. Sokağa çıkıp onların nabzını tutardı. Çünkü şunu iyi bilirdi. Bir siyasi partiyi iktidar getiren dolu tencereydi. Onu indiren de boş tencerelerdi. Demirel’in söylemlerini 31 Mart gecesi yeniden müşahede etme fırsatı yakaladık. Bir toplum bilimci olarak yıllarca, Türkiye’de saha çalışmalarında yer aldım. Toplumun arasına indiğinizde onun nabzını tutmak çok kolay. Özellikle de Türk toplumu biraz daha pragmatistir. Öncelikle kendi çıkarını gözetir. Çevresinde yaşanan hukuksal sorunlar, aile problemleri ya da sosyal meseleler fazla ilgisini çekmez. Ancak ekonomik göstergeler temel duyarlılık alanıdır. Buradaki gözettiği tek konu ise emekli maaşını zamanında alması, gerekli zamların yapılması ve enflasyon karşısında kendisinin ezdirilmemesidir. Şayet bu konuda iktidarda bulunan parti gerekli hassasiyeti gösteriyorsa, oyunu hiç düşünmeden o partiye götürür basar. Ancak Söz konusu konularda iktidarın ayrımcılık yapması karşısında da cezayı kesmesini bilir.
TENCERELER BOŞALIYOR
Neden mi bu konuya girdim. AK Parti’ye belediyeleri kaybettiren temel sorun burada yatıyor. AK Parti’de siyaset yapan bazı isimlerin son dönemde ciddi malvarlıklarının çıkması seçmen nezdinde ters tepti haliyle. Özellikle belediye başkan adaylarının ciddi servetlerinin olması, çakarlı arabalarla seçmen ziyaret etmeleri, seçmenin maddi ihtiyaçlarına duyarsız kalınması ve halka tepeden bakan bir yaklaşım tarzı iktidar partisinin hanesine eksi olarak yazıldı.
Diğer bir konu da, kabul edin ya etmeyin. Türkiye’den yaşadığım ülkeye gelen bazı dostlarımdan açıkça duyuyorum. Ülkede işsizlik sorunu had safhada. Hane halkının alım gücü de günden güne azalıyor. Özellikle aile reisleri, ev halkının ihtiyaçlarını karşılamakta sorun yaşıyor. Bundan dolayı da Türkiye’de yaşayan gençler, Avrupa hayali kuruyor. Tabii ki burada da her şey güllük gülistanlık değil. Ancak yine de bir ümit olarak yer alıyor.
Ayrıca emekli maaşı büyük bir fiyasko. 10 bin lira gelirle, ev kirası, mutfak masrafları, özel harcamalar ve faturaların karşılanması mümkün değil. Bu gerekçelerden dolayı seçmenin iktidarı cezalandırdığı aktarılıyor. Kendileri yokluk yaşarken, iktidar kanadının iyi bir gelir seviyede olması artık kangren olmuş durumda. Dedim ya, Türk toplumu temel haklar konusundaki ayrımcılığı dikkate almaz. Ancak cebini ilgilendiren bir konuda da taviz vermez.
Kısacası boş tencere, AK Parti belediyelerini fena salladı. AK Parti’yi iktidara getiren temel etkenler, kendilerinden önceki siyasi partilerin beceriksizliğiydi. Uzun yağ, şeker ve hastane kuyruklarını iktidar partisi yıllarca reklam aracı olarak kullandı. Ancak eleştirdiği sorunlar bugün kendini hedef haline geldi. İhtiyaç sahibi insanlar, sabahın erken saatinden itibaren et kuyruğunda bekliyor. Bu da sosyal medya mecralarında sıkça kullanılıyor. Her ne kadar iktidar partisi bunu kabul etmese de, gerçekler güneş gibi ortada ne yazık ki.
ÇOCUKLARIN İHTİYAÇLARI KARŞILANAMIYOR
Bu konuda geçtiğimiz günlerde önüme bir araştırma düştü. Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından yapılan araştırma sonuçları, tencerenin boş olduğunu çarpıcı biçimde gösteriyor. Mesela “Şu anki geliriniz size kaç hafta yetiyor?” sorusuna “İki hafta ya da daha az yetiyor” şeklinde cevap verenlerin oranı yüzde 57,7. Ankete katılanların yüzde 23,4’ü ise gelirlerinin hemen bittiğini söylüyor. Bir başka çarpıcı sonuç “çocuğunuzun temel ihtiyaçlarını karşılamada ne derece zorlanıyorsunuz” sorusuna verilen yanıtlardan ortaya çıkıyor. “Çok zorlanıyorum” diyenler toplamın yüzde 29,7’sini oluşturuyor. Bu gruba “zorlanıyorum” yanıtını verenler de eklenince toplamın yüzde 68,2’sine ulaşılıyor. Çarpıcı göstergelerden biri şu: En yüksek gelire sahip yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay, bir yıl öncesine göre 1,3 puan artarak yüzde 48’e çıktı. Buna karşılık, en düşük gelire sahip yüzde 20’nin payı çok küçük bir azalışla yüzde 6’ya indi.
AK Parti şimdi yeniden ayağa kalkmak istiyorsa, yeniden vatandaşın tenceresine odaklanmalı. Bir evde tencere kaynıyorsa, sorun olmaz. Ancak tencerenin kaynamadığı evde her zaman kavga, gürültü ve mutsuzluk vardır. Aile huzurunun olmadığı bir ülkede de toplumsal huzur hiç olmaz vesselam.






















