(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Bu köşede toplumsal onlarca olayı kaleme aldım. Ve yazarken neşe buldum, keyif aldığım yazılarım da oldu. Ancak son dönemde yazdığım yazılarda, inanır mısınız benim bile ruhum daralıyor. Ne diyeceğimi, nasıl bir çözüm üreteceğimi bilemiyorum. Bir dönem bazı hastalarıma sosyal olaylarla ilgili, bazı çözüm yolları gösterebiliyordum.
Hani meşhur bir söz vardır ya; “Terzi kendi söküğünü bile dikemez” diye. Ben de artık maalesef bir kısır döngü içerisine girdim. Gördüğüm, duyduğum ve şahit olduğum vakalar karşısında, nutkum tutuluyor. En tuhaf olansa, yaşanılan bütün olayların membaının Türkiye olması. Artık gelinen durum itibariyle ülkede sosyal bir travma yaşanıyor. Hem de çok feci bir noktada. Bunu hem siyasilerin, hem bürokratların hem de ailelerin dikkatlice takip etmesi gerekiyor. Sebebi çok açık! Bizim çocuklarımız da bu keşmekeş ortamda büyüyor. Sabah evden öperek, koklayarak gönderdiğiniz evladınızın gün içerisinde neyle karşılaşacağını kestiremiyorsunuz.
MÜNEVVER KARABULUT BENZERİ CİNAYET…
Gelelim meselenin ana kaynağına. Birkaç gündür Türkiye’deki üçüncü sayfa haberlerini takip ediyorum. Takip etmeme de hacet yok zaten. Sosyal medyada gezinirken, bunlar otomatik önünüze hücum ediyor. Bugün mesela! İstanbul’da şoke eden bir ölüm olayı ortaya çıktı. İstanbul Pendik’te, iki ayrı çöp konteynerinde parçalanmış erkek cesedi bulmuş polis ekipleri. Ekiplerin yaptığı çalışmada cinayete kurban giden kişinin 16 parçası bulunurken, cesedin bir erkeğe ait olduğu ortaya çıkmış. Bu korkunç olayın bir benzerine, yıllar önce İstanbul’da görev yaparken, 16 yaşındaki Münevver Karabulut isimli masum bir kız çocuğun parçalanmış cesedini gördüğümde şahit olmuştum. O geceyi unutmam mümkün değil. Hala hafızamda masum kızın, gözleri gitmiyor. İşte o gün demiştim. Bir katil, bir cani, bir insan bu kadar nasıl acımasız olabilir ki? Bir insanı öldürdükten sonra onu parçalara ayırıp, bir çöp konteynırına çöp niyetine atıyorsunuz. Kaldı ki, bu kız sevdiğiniz ve değer verdiğiniz biri ne yazık ki! O gün görevli bir arkadaşıma sormuştum: “Bir insan nasıl bu hale gelebilir” diye. Onun yüzündeki çaresizliği görmüştüm ilk anda. Çünkü meslektaşımın da aynı yaşlarda bir kızı vardı. Belki de aklına ilk gelen kendi kızıydı?
BOŞANMA AŞAMASI… ÜÇ KANLI İNFAZ…
Burada toplum olayı basitleştirmiş durumda. Tabii ki bunun yaşanmasında medyanın da payı var. Olay ilk anda son dakika verildi. Sonrasında perde arkası unutulup gitti. Burada asıl önemli olan cinayetin perde gerisi. Sebebini bile bilmek istemiyorum. Ne olursa olsun. Ancak ortada bir cinnet hali var. Bunun başka izahatı olamaz. Parçalara bölünmüş bir insan bedeni var. Sanki kurbanda pay eder gibi, etini kemiğinden, ayırıp sonra çöp atmak bir insanlık dramı olmalı bence. Artık siyasiler kısır kavgaları bırakıp bunlara odaklanmalı. Toplum sosyal hayatta, trafikte, evde ve her daim kavgaya hazır bekliyor. Trafikte bir aracın sizi durdurmayacağından emin değilsiniz.
Olaylar bunlarla sınır değil ne yazık ki. Yine toplumsal bir olay. Boşanma aşamasında bir kavga. Erkek, evden ayrılan eşini, kayınvalidesini ve kayınbiraderini bıçakla delik deşik etmiş maalesef. Netice üç masum insan bir caninin saldırısı sonrasında hayattan koparıldı. Şimdi bu caniyi yetiştiren bir anne baba değil mi? Nasıl bu şekilde bir evlat yetiştirdiler. Bu katil hangi saiklerle sokaklarda gezindi yıllar yılı. Sadece bu birkaç örnek. Bugün sokakta onlarca katil adayı elinde bıçağı ve silahıyla caddeleri arşınlıyor. Karşısına çıkan bir masumu hayattan koparmayacapını kimse garanti edemez. Sizler sokaklar ne zaman güvenli hale getireceksiniz acaba? Kadınlarımız ve kızlarımız gece yarısı evine ne zaman korkmadan cesurca gidebilecek? Bunun cevabını verecek cesaretli bir kişi tanımıyorum. Çünkü bunun cevabı yok ne yazık ki! Sokaklar çünkü güvensiz ve korkularla dolu. Benden uyarması. Çocuklarınızı belirli saatlerden sonra sokağa bırakmayın sakın. Başlarına neler geleceğinden emin olamazsınız.
İSTANBUL’DA KAHVEHANELER TARANIYOR…
Keşke içimdeki ateşte bunlarla sınırlı kalsa. İstanbul’da bir haftada Üsküdar ve Başakşehir’de iki ciddi kahve taranması yaşanmış. Diyorum ya, bunları basitleştirmek sorunun çözümüne engel olur. Saldırıda, üç kişinin hayatını kaybetmiş. 10’a yakın kişide yaralanmış. Olayla ile ilgili de 12 şüpheli gözaltına alınmış. Kimlerin emniyette alındığının bir anlamı yok. 3 masum insan hayattan kopmuş. Emniyet bunun önünü almalıydı. Sonrasında neler yaptığınızın bir anlamı yok. Sorun çok açık. Artık Türkiye’de herkes hesabı kendisi kesmek istiyor. Çünkü ne yargısına, ne siyasetine ne de siyasetçisinin bir çözüm üreteceğine inanmıyor. Bundan dolayı da kızdığında, elindeki silahı ve bıçağıyla sokağa hücum ediyor. Ne hikmetse sorunun kaynağı olan insanlardan kimse sorumluluk almıyor. Normal bir şeymiş gibi güne devam ediyor.
Gelelim son noktaya. Diyorum ya… Toplumsal bir cinnet yaşanıyor belli ki. Ankara’nın göbeğine genç bir akademisyen gündüz gözüne infaz ediliyor. Şüpheliler yargıdan kaçırılmaya çalışılıyor. Gözü yaşlı bir kadınsa bağırtılar eşliğinse eşinin katillerini arıyor. Sanki samanlıkta iğne arıyor. Aslında katili herkes biliyor. Ancak kimsenin söylemeye gücü yetmiyor.






















