(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Allah sevdiği kulunun eşeğini kaybettirip sonra yeniden buldururmuş. Aslında bu söz kalıbı, Türkiye’nin son dönemini harika bir mizahi üslupla anlatıyor. Çünkü bir dönem eşeğimizi kaybediyoruz. Sonra yeniden buluyoruz. Bu esnada bir fikir aydınlanması yaşıyoruz. Bir çocuk edasıyla sevindirik oluyoruz. Günlerce oynayıp gülüyoruz.
Ancak eşeğimizi kaybettiğimizde de aynı inkisarı iliklerimize kadar yaşıyoruz. Muhtemel bu Ortadoğu toplumlarının karakteristik bir özelliği.
Ancak temel bir sorun var bütün ülkelerde. Eşeği kaybettiğimizde sorunun kaynağını ‘dış minnaklarda’ buluyoruz. Bulduğumuzda da bir kurtarıcıya havale ediyoruz.
İşte birkaç gün önce Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) “Türkiye’yi gri listeden çıkardık” açıklaması sonrasında aklıma bu geldi. Çünkü Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, FATF’ın açıklamasını ‘Başardık’ mesajıyla duyurmuştu.
Evet başardık…. Ama hep birlikte… Ama kafalarda malum sinek vızıltısı gibi bir soru işareti dolaşıyor: Bizi ‘gri listeye’ dış mihraklar mı almıştı? O zaman biz neden feveranlar etmiştik? Şimdi neden mutluluğu Sayın Şimşek yaşıyor?
Evet sözün kısası… Türkiye gri listeden çıktı!
Ama biz neden girdik? Yaklaşık 5 yıl sonra neden çıktık?
Bunun bedeli ne oldu?
Bundan sonra başarının sonucu ne olacak?
Elbette ki uluslararası camiada saygınlığın daha da artacak.
Haliyle geçen yıllarda da o kadar değerimiz olmuştu.
Interpoll gibi uluslararası polis birimleri, Türkiye’ye bilgi vermekten imtina ediyorlardı. Neden mi? Organize suç gruplarına bilgi sızıyor diye. Bu ayıp bile yetti de arttı. Bunun vebalinin kimde olduğunu herkes biliyor.
Bir önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde ortaya çıkan vakalar artık arşa dayanmıştı. Hakkındaki iddiaları burada yazmama gerek yok.
Ancak yeni İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yaklaşık bir yıldır yoğun bir mesai ortaya koydular. Kaybedilen eşeği yeniden bulmak için. Gayretler netice verdi nihayet. Kayıp ‘başardık’ notuyla paylaşıldı.
Sayın Şimşek ‘Başardık’ derken haksız değildi ne yazık ki?
Mali Eylem Görev Gücü, yaklaşık 200 ülkede inceleme yapıyor.
Kara para aklama ve terörün finansmanında ‘riski yüksek’ ülkeleri belirliyor.
SOYLU LİSTEYE ALINMAYI KAVALA’YA BAĞLAMIŞTI
Maalesef Süleyman Soylu döneminde Türkiye, riskli ülkeler sınıfına düşürüldü. Türkiye adeta yol geçen hanına döndü. Dünyada ne kadar aranan suç örgütü lideri varsa, Türk topraklarında çıktı. En acınası da, bu insanlara vatandaşlık verilmiş olmasıydı. Bu ayıp bile Sayın Soylu’ya yeter.
Soylu döneminde Türkiye, Mali Eylem Görev Gücü’yle bilgi paylaşmadı, işbirliğinde bulunmadı. Bundan dolayı da bizi kara listeye aldılar ne yazık ki.
Eski İçişleri Bakanı Soylu, kurumun kararını şöyle gerekçelendiriyordu: “Osman Kavala’yı serbest bırakmadık, Demirtaş’ı serbest bırakmadık, PKK ve FETÖ ile mücadelede kimseden talimat almadık diye Türkiye’yi gri listeye aldılar”…
Gerçek öyle miydi ? Tabii ki hayır…
Gerçekleri gizlemek üzere, demagoji yapıyordu sürekli.
Mehmet Şimşek ve Ali Yerlikaya ise bu demagojiye itibar etmediler. Göreve gelir gelmez hedef belirlediler. “Gri listeden en kısa sürede çıkmak için gerekenleri hızla gerçekleştireceğiz.
“Ülkemizin uluslararası kamuoyu nezdindeki olumlu intibasını güçlendireceğiz” diye.
“İYİ HAL”DEN SİCİL AFFI
İşin özeti hukuktan geçiyor.
Bundan sonra Türkiye evrensel hukuka yeniden dönmeli.
Hukukun işlediği, özel hayatın korunduğu, sermayenin güvence altına alındığı, organize suç gruplarına göz yumulmadığı, kara paranın aklanmadığı bir ülke zaten kara listede yer almaz.
Örnek mi arıyorsunuz.
Avrupa ülkelerine bir göz atın. Listede bir tane Avrupa ülkesi mevcut değil. Demek ki sorun dış güçlerde değil. Demek ki bütün mesele biziz.
Türkiye’ye ‘İyi halden’, şartlı bir sicil affı geldi.
Artık notu düşürmek de, yükseltmek de bizim elimizde.
Bakalım eşeği bulmanın mutluluğunu ne kadar yaşayacağız…






















