(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’de yıllardan beri gazetecilik ve basın meslek ilkeleri konuşulur durur. Bu çerçevede Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başta olmak üzere, basın meslek kuruluşları bildiri üzerine bildiri yayınlar. Ancak metin sadece yazılı haliyle kalır. Hiçbir gazeteci de bu ilkeleri içselleştirmediği gibi, önemsemez de. Çünkü herkes bilir ki, Türkiye’de her mahallenin bir yancısı vardır. Hiçbir mahalle sakini de, bir başkasını ve yaptığını beğenmez. Özellikle de dindar ve muhafazakâr mahalleden geliyorsan vay haline! Bildiğin, kendini laik ve seküler olarak tanıtanlar, seni tiye alır. Yaptığın ve yapacağın başarıların her zaman görmezden gelinir. Ancak kendi mahallesinden bir sakin, küçük bir ışık yaksa, sabah akşam yaygarası yapılır durur. Ne yalan söyleyeyim!
Türkiye’de dindar ve muhafazar gazeteci yazar olmak çok zor. Bir nevi vebalı gibisindir. Gözaltına alsalar, tutuklasalar, hatta yıllarca cezaevinde kalsan, adını anacak bir cemiyet olmaz. Ancak mahalleden bir sakin, gözaltına alınıp, bir gün tutuklansa, taş binanın önünde günlerce nöbet tutarlar. Aslında Türkiye’de gazeteciliğin durumu maalesef bu. Tam izah etmek gerekirse, içler açısı durumu bu!
Şimdi gelelim temel soruna. Önceki gün Türkiye’de Serbestiyet adı verilen internet sitesinde Hilal Köylü isimli gazetecinin, MHP Genel Başkanı Feti Yıldız ile önemli bir mülakatı yayınlandı. Feti Yıldız, muhalefetin önemli bir hukukçusu. Her sözü ve söylemi önemli. Bir nevi MHP’nin hukuki açıklaması olarak görülüyor toplum nezdinde. Yıldız’ın Köylü’ye Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulması beklenen infaz düzenlemesi ile ilgili “KHK mağdurlarını da kapsamalı. İnfaz eşitliği sağlayacak kanun yapılmalı” dediği aktarılmıştı. Söz konusu açıklama KHK mağdurları açısından büyük bir coşkuyla karşılandı. Nedeni de, haliyle açıklamayı yapan kişinin Feti Yıldız olmasından kaynaklanıyordu. Ne mi oldu? Tabiri caizse “Dağ fare doğurdu.” Daha yazının mürekkebi kurumadan, önce Sayın Yıldız, ardından da gazeteci Köylü, açıklamayı yalanladı. Özellikle Yıldız, KHK ile ilgili hiçbir demecinin olmadığının altını çizdi.
O zaman basın meslek ilkeleri açısından temel sorun ortaya çıkıyor. Sayın Feti Yıldız’a ait değilse, bu tırnak içerisindeki ifadeleri, mülakata kim koyuyor? Şayet, Hilal Köylü, daha fazla insana ulaşsın saikiyle, böyle bir yönteme başvurmuşsa, bir an önce gazeteciliği bırakmalı. Aksi halde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, kartını ve üyeliğini iptal etmeli. Şayet elinde ses kaydı varsa, tam metnini paylaşmalı. Çünkü uzaklardan aldığım bilgilere göre; Köylü, Yıldız ile yaptığı görüşmeyi kayıt altına alıyor. Tabii ki bir gazeteci etik olarak kayıt tutmak zorunda. Ancak MHP’ye iktidar kanadından salvolar artınca, geri adım atmak zorunda kalınıyor. Benim Serbestiyet’in internet sitesinden gördüğüm kadarıyla, yaşanan aksaklıktan dolayı görevden alınan kimse bulunmuyor. Hilal Köylü de gazetecilik yapmaya devam ediyor.
GAZETECİLİĞİN TEMELİNDE, BASIN MESLEK İLKELERİ BULUNUYOR
Uluslararası basın ilkelerine göre; gazetecilik mesleği, halkın doğru, tarafsız ve güvenilir bilgiye erişimini sağlama sorumluluğunu taşır. Bu sorumluluğun temelinde de haliyle, meslek ilkeleri bulunuyor. Özellikle kamuoyunu yönlendirme gücüne sahip bazı gazeteciler, verdikleri her bilginin doğruluğunu teyit etmekle ve kamuoyunu yanıltmamakla yükümlü olduklarını unutmamalı.
Bu kapsamda, gazeteci Hilal Köylü’nün, kamuoyunu belirli bir beklentiye sokan haberini sonrasında yalanlaması, ciddi etik sorunları beraberinde getiriyor. Öncelikli olarak, mesleğin en temel kurallarından biri, haberin doğruluğunun ve gerçekliğinin iyi araştırılmasıdır. Köylü’nün, teyit edilmemiş bir bilgiyi kamuoyuyla paylaşarak insanlarda yanlış bir beklenti yaratması, bu ilkeye açıkça aykırılık taşıyor. Gazetecilikte “önce doğrula, sonra yayınla” ilkesi göz ardı edildiğinde, mesleğin kamu güvenilirliği zedeleniyor haliyle. Diğer yandan bir basın mensubu, kamuoyunun bilgi alma hakkını suistimal edemez, etmemeli de. Yanlış bilgiyi yaymak, sadece bireysel bir hata değil, aynı zamanda toplumun haber alma hakkına da açıkça bir saldırı niteliğindedir. Köylü’nün haberi, birçok kişinin yanlış çıkarımlar yapmasına ve beklentiler oluşturmasına neden olmuştur maalesef. Bu durum, halkı gereksiz yere manipüle etmek anlamına gelir ki bu da etik dışı bir gazetecilik pratiğidir. Bunun da basın meslek ilkeleri açısından bir yaptırımı olması gerekir. Bir gazetecinin, kaynağının kendisini yalanlamasını bekledikten sonra, benzer yönde bir değerlendirme yapması, ahlaki ve mesleki olarak bir değer taşımaz.
Kısacası Hilal Köylü’nün kişisel güvenilirliğini değil, genel olarak medyaya olan güven de ciddi zarar gördü ne yazık ki. Bu durum, özellikle de günümüzde “yalan haber” tartışmalarının yoğunlaştığı bir ortamda, gazetecilik mesleğine zarar verdi. Ayrıca Köylü’nün haberini sadece sessizce geri çekmesi ya da üstü kapalı ifadelerle düzeltmeye çalışması da, ayrı bir etik ihlal oluşturuyor. Bunun altını özellikle çizmek gerekiyor.
YANLIŞ BEKLENTİ OLUŞTURULDU
Hilal Köylü örneğinde görülen yanlış haber verme ve sonradan geri adım atma süreci, basın meslek ilkeleri açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Gazeteciler, halkı bilgilendirme görevini yerine getirirken taşıdıkları sorumluluğun farkında olmalı; doğrulanmamış bilgilerle beklenti yaratmaktan kaçınmalıdır. Aksi takdirde, hem mesleğin itibarı zedelenir hem de toplumun bilgiye duyduğu güven geri dönülemez biçimde sarsılır.






















