(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Bu hafta futbol severler iki derbiyi aynı anda izledi. Önce Trabzonspor ile Galatasaray, bir gün sonra da Fenerbahçe ile Beşiktaş karşı karşıya geldi. Maçlarda oynanan oyundan ziyade, hakem kararları ile taraftarların tepkileri haftaya damga vurdu. Önce A Spor yorumcusu ve Fenerbahçe muhabiri Volkan Demir, Galatasaray ile Bordo Mavili takım arasında oynanan maç öncesinde Trabzonspor’u adeta yerden yere vurdu. Demir, “Çoğu kişi Trabzonspor’u izlemiyor. Herkes bir Trabzonspor goygoyu yapıyor. Ya Trabzon geliyor helal falan. Trabzon’un maçlarını izleseler, Trabzon’un izlenecek bir şeyi yok. Seyircisi de zaten o yüzden tribüne gitmiyor.” demişti. Ardından da Galatasaray’ın maçı yüzde 75 kazanacağını iddia etmişti.
Sonuç ne mi oldu? Gazeteci adı altında futbol yorumlayan, ancak futboldan zerre anlamayan Volkan Demir kaybetti. Maçı Bordo Mavili takım 2-1 kazandı. Hem de oyunun mutlak hakimi olarak… Oynanan oyun, futbol severlerin katılımı ile farklı bir noktaya evirildi. Gelinen durum bize gösteriyor ki, Volkan Demir ve onun gibi futbol holiganları, futboldan ve atmosferden zerre anlamıyor. Futbol bilgilerinin de sadece antrenman izlemekten öte olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Sadece Volkan Demir değil… Onun gibi onlarca kişi gazeteci kimliklerini kullanarak açıkça taraftar holiganizmi yapıyor. Burada konuşulması gereken sadece futbolken, bir takımı ve taraftarını yok sayıp, küçük düşürmek futboldan anlamayanların bir davranışı olsa gerek…
FUTBOL SADECE SAHADA OYNANMIYOR!
Hafta sonu oynanan derbiler bize göster ki, futbol yalnızca sahada oynanan bir oyun değil. Aynı zamanda bir temsil, bir aidiyet ve bir anlatı mücadelesi. Bu nedenle spor medyasında kullanılan dil, yalnızca bir takımı değil, o takımın tarihini, kültürünü ve taraftar kimliğini de doğrudan etkiliyor haliyle. Fenerbahçe muhabiri ve futbol yorumcusu Volkan Demir’in Trabzonspor ve taraftarlarına yönelik ifadeleri tam da bu bağlamda ele alınması gereken bir medya dili sorununu gözler önüne seriyor.
Demir’in sözlerinde dikkat çeken ilk unsur, genelleme ve indirgemecilik olarak öne çıkıyor. “Kimse izlemiyor”, “izlenecek bir şey yok” gibi ifadeler, somut veriye dayanmayan, aksine algı üretmeye yönelik söylemler. Oysa Trabzonspor, Türk futbol tarihinde yalnızca başarılarıyla değil, Anadolu’nun merkez dışı bir güç olarak futbolda var olabileceğini göstermesiyle de simgesel bir öneme sahip. Bu tür söylemler, yalnızca bir takımın performansına dair eleştiri değil; aynı zamanda o kulübün temsil ettiği sosyokültürel kimliğin küçümsenmesi anlamına geliyor. Kısacası Fenerbahçe muhabiri Volkan Demir, kendi bakış açısıyla Bordo Mavili takımı ve taraftarını yok sayıp, küçümsüyor. Daha da ötesi bu takımın, bu kadar kısıtlı bütçelerle şampiyonluk mücadelesi vermesini de görmezden geliyor.
TRİBÜN KÜLTÜRÜ, SPORTİF BAŞLARIYLA ÖLÇÜLMEZ
Daha problematik olan ise taraftara yönelik ima edilen “ilgisizlik” iddiası. Türkiye’de tribün kültürü, yalnızca sportif başarıyla ölçülemez. Ekonomik koşullar, ulaşım imkânları ve modern futbolun giderek ticarileşmesi gibi pek çok etken tribün doluluğunu belirler. Bu gerçeklik göz ardı edilerek yapılan yorumlar, taraftarı pasif ve değersiz bir kitle olarak resmetme riskini taşır. Oysa Trabzonspor taraftarı, Türkiye’de en güçlü aidiyet bağlarından birine sahip topluluklardan biri olarak bilinir. Kaldı ki, derbi mücadelesinde verilen destek ve stadyumun doluluk oranı da bunun en belirgin örneği olarak öne çıkıyor. Aslında takım sahadaki etkili oyunu, taraftar da hiç bitmeyen enerjisi ile Volkan Demir’e gereken cevabı verdi sanırım. Demir’e düşen de herkesten bir özür dilemek olmalıdır.
Maç sonucunda Trabzonspor’un Galatasaray karşısında elde ettiği galibiyet ise bu söylemlerin ne denli yüzeysel olduğunu pratikte ortaya koydu. Ancak mesele yalnızca “yanılmış olmak” değil. Asıl mesele, spor medyasında yorumun sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ile ilgili. Eleştiri ile küçümseme arasındaki çizgi aşıldığında, gazetecilik analiz üretmekten çıkar, kışkırtıcı bir retoriğe dönüşür. Bu olay, Türkiye’de spor medyasının sıkça düştüğü bir tuzağı yeniden hatırlatıyor: dikkat çekme uğruna abartılı ve dışlayıcı söylemlere başvurmak. Oysa spor gazeteciliği, özellikle böylesine geniş kitlelere hitap eden bir alanda, sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorundadır. Çünkü kurulan her cümle, sahadaki oyundan çok daha geniş bir toplumsal yankı üretir.
Sonuç olarak Volkan Demir’in sözleri, bireysel bir yorumdan ziyade yapısal bir sorunun yansımasıdır: merkezî bakış açısının Anadolu kulüplerine yönelik önyargısı. Trabzonspor’un sahada verdiği yanıt ise yalnızca üç puanlık bir galibiyet değil; aynı zamanda bu önyargılı söylemlere karşı güçlü bir gerçeklik hatırlatmasıdır. Futbol bazen en iyi cevabı yine sahada verir.





















