(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Yıllardan beri spor dünyasının içerisindeyim. Bir dönem Türkiye’de amatör olarak futbol da oynadım. Avrupa’da da farklı ülkelerde futbolla ilgili değişik çalışmalar yaptım. Bu çalışmalar özellikle scout ekiplerinin dikkatini çekmiş olmalı ki, izlemeye değer gördüğüm bazı genç yıldızlar Türk takımları tarafından transfer edildi.
Aslında yıllar içerisinde vurgu yaptığım temel bir doktrinim vardı. Scout ekibi olmayan bir takım, yıllar içerisinde batacaktır. Ya da denizde yüzen yorgun bir gemi gibi, borç içinde oradan oraya sürüklenip duracaktır. Kısacası Avrupa’nın en muktedir takımlarına baktığınızda, hepsinin en az 5’er kişilik futbolcu izleme ve takip birimi olduğunu görürsünüz. Bu ekiplerin yılda yaptığı bir nokta transferin takıma getirisi ise 50 ile 100 milyon Euro civarında. Bu bütçe dört büyük takımından birisinin toplam futbolcu değerine eş değer bir rakamdır. Anlayacağınız bizim takımlar, taşıma suyla transfer yapmaya devam ediyor. Bunun sonu hiç iyi bir noktaya gitmiyor, benden söylemesi.
Şimdi gelelim asıl noktaya. Diyorum ya scout ekibi önemlidir. Ancak Türk hocaların umurunda bile değildir bu fikir. Birkaç menajerin 5-10 dakikalık video kasetleri ile transfer yapmaya alışıktırlar. Bu işte risk yok, zaman mevhumu yok. Oturduğun yerden başkandan istiyorsun, başkan da yağmur gibi uçak kiralayıp oyuncuyu alıp getiriyor. Neticesi maalesef hüsran. Bu seviyede Türkiye’ye getirilen onlarca futbolcu var. Başarısız olunduğunda da, sözleşmesi fesih edilip ülkesine gönderiliyor. Futbolcu ve hocanın kaybı sıfır. Ancak takım fesih bedeli olarak milyonlarca lira zarar ediyor. Bunu düşünen kimse yok, ne yazık ki.
Ben baştan söyleyeyim. Türkiye’de genç hocalara şans verilmiyor. Tam aksine futbolda da lobi var. 20 takım arasında aynı hocalar dolanıp duruyor. Başarı derseniz yok. Arayan da yok. Kazanan kim derseniz hoca, menajerler ve futbolcular. Kaybedenler ise taraftar ile takımlar. Bu zihniyet olduğu müddetçe Türk takımlarından başarı beklenmesin.
AVCI, KLASİK BİR TEKNİK DİREKTÖR
Örneğin ben yıllardan beri Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı’yı takip ederim. Başakşehir, Beşiktaş, Milli Takım ve nihayetinde Trabzonspor’da görev yaptı. Ne yazık ki, gittiği her takımdan kovuldu. İşin Türkçesi bu. Neden mi? Çünkü Avcı bana göre, sistemi takip etmeyen, Avrupa’daki gelişmelerden uzak, klasik bir hocadan öte değildir. Evet Trabzonspor onun döneminde şampiyon oldu. Ancak o yapmadı. Kurulu takıma son durakta kaptanlık yaptı. Onun dışında hiçbir katkısı olmadı. Bugün futbolu bilen her bir bireye sorsanız, aynı cevabı alırsınız.

Birkaç gün önce Bordo Mavili takım, UEFA Avrupa Ligi 2. Ön Eleme Turunda, Slovakya ekibi Ruzemberok’u 2-0 ve 1-0 gibi skorlarla eledi. Bir taraftar olarak iki maçı da izledim. Yukarıda izah ettim. Bu maçlarda Abdullah Avcı’nın dokunuşu nedir derseniz, sıfır derim. Şayet iki maçta da kalede Uğurcan Çakır’ın başarılı kurtarışları olmasaydı, Bordo Mavili takım, ne yazık ki kupadan elenecekti. Avcı ve ekibini ipten alan Çakır’dan başka biri değildi. Ya Uğurcan gününde olmasaydı, Slovak ekibi Türk takımına fark bile atabilirdi.
KAMP DÖNEMİNDE OYUNCULAR TAKIM OLAMAMIŞ HALA
“Ama lig yeni başlıyor, takımlar hazır değil” dediğinizi de duyar gibiyim. Ancak bu yaklaşım bile Abdullah Avcı’yı yapılan eleştirilerden uzak edemez. Avcı, ekibiyle 3 farklı kamp dönemi yapmış. Takım üzerinde farklı oyun kurguları denemiştir diye düşünüyorsunuz. Ancak iki maçı izlediğinizde Avcı’nın bir takım kurgusu olmadığını da açıkça görüyorsunuz. Avcı yıllardan beri öne geç, ardından skoru koru mantığıyla hareket ediyor. Yeni futbol düzeninde bu anlayış artık yok hükmündedir. Yeni nesil hocalar her gün takımlarında farklı tandem oyunları ortaya koymaya çalışıyor. Amaç da, futbol severlere seyir sevki veren bir oyun ortaya koymak. Örneğin Çağdaş Atan hoca, Başakşehir’de heyecan veren bir sistem kurmuş, takım da makine gibi top oynuyor.
Trabzonspor ise ne yazık ki yine saç baş yolduruyor. Hoca artık kendine çeki düzen vermeli. Futbol aşkıyla yanıp tutuşan bir şehir, taraftar ve başkan var. Futbolcuların da bu heyecanı yaşamak istediği aşikar. Ancak Avcı’nın mevcut oyun anlayışı bütün dişlileri bozuyor. Lig haftaya başlıyor. Ancak Avcı’nın takımı ne oyun, ne de mantalite olarak lige hazır değil. Sıradan bir takım gibi futbol oynuyor. Şayet Ertuğrul Doğan başkan bu oyundan memnunsa diyecek yok. Memnun olmadığını gözlerinden okuyorum. Çünkü o da Avcı’nın oyun sisteminden zevk almıyor.
Doğan Başkan, bütün maddi imkanları kullanarak, gerekli transferleri yaptı. Artık Avcı’nın rüştünü yeniden ispat dönemi. Çünkü Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe, bordo mavili takımın çok önünde. Hoca ilk beş hafta kayıp yaşarsa, soluğu İstanbul’da alır. Gerçi de o da Avcı’nın canına minnet. Milyonluk tazminatı alır ve tatilin keyfini çıkarır. Büyük baskılarla Ertuğrul Doğan’a transfer ettirdiği, onlarca oyuncunun sözleşmesi fesih edilerek ülkelerine gönderildi. Avcı’nın içi sızladı mı derseniz yok derim. Yine çalıştığı dönemde yıldızlaşan bir oyuncu var mı derseniz yine cevap hayır çıkıyor. O zaman lig başlamadan hesap kitap yeniden yapılmalı. Aksi durumda Trabzonspor taraftarı yine hayal kırıklığı yaşayabilir. Bizden uyarması.




















