(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Dün gece bir kez daha şahit olduk. Türk futbolu ile Avrupa arasında hem mantalite hem de kondisyon olarak ciddi bir fark mevcut. Gelinen süreç bize şunu net olarak gösterdi sanırım. Dünyanın en iyi yıldızlarını da Türkiye’ye getirseniz, bu tabloyu asla değiştiremezsiniz.
Çünkü bir tarafta Avrupa futbolunun temposu, disiplini ve oyun aklı var. Diğer tarafta da büyük hayaller, yüksek maliyetler ve sahaya yansımayan beklentiler mevcut. Ligimizin son dört sezonuna damga vuran lider Galatasaray ve Fenerbahçe’nin aldığı ağır yenilgiler, Türk futbolunun kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini bir kez daha bize gösterdi. Hatta gözümüze soktu dersek yalan olmaz!
Futbol bazen bir maçtan ibaret değildir. Bazen doksan dakika, yıllardır konuşulmayan gerçekleri ortaya çıkarır. Bazen bir skor tabelası, uzun raporlardan, bitmek bilmeyen tartışmalardan ve iddialı açıklamalardan çok daha fazlasını anlatır spor camiasına.
Avrupa’da mücadele eden iki büyük temsilcimiz Galatasaray ve Fenerbahçe’nin kısa aralıklarla aldığı ağır mağlubiyetler de tam olarak böyle bir tablo ortaya koydu. Galatasaray, sahasında Barcelona’ya 4-1 mağlup oldu. Fenerbahçe ise İngiltere’de Aston Villa karşısında 6-0’lık tarihi bir yenilgi yaşadı. Her iki karşılaşma da yalnızca iki kulübün kötü bir akşam geçirmesi olarak değerlendirilip geçiştirilemez. Çünkü karşımızda, Türk futbolunun genel yapısını sorgulamayı gerektiren bir mesele var.
Asıl soru şu: Neden Avrupa’nın güçlü takımlarıyla karşılaştığımızda aradaki fark, zaman zaman bu kadar belirgin hâle geliyor?
Türkiye’de büyük kulüp olmanın ölçüsü çoğu zaman taraftar sayısı, kazanılan kupalar, transfer edilen yıldızlar ve yapılan harcamalar üzerinden değerlendiriliyor ne yazık ki. Oysa Avrupa futbolunda büyük takım olmak, yalnızca geçmişte kazanılan başarılarla veya kadroya katılan isimlerle açıklanamaz.
Büyük takım olmak; oyunun her anına hâkim olabilmek, baskı altında doğru kararlar verebilmek, top rakipteyken ne yapacağını bilmek ve maçın temposunu gerektiğinde değiştirebilmektir.
Barcelona karşısında Galatasaray’ın, Aston Villa karşısında Fenerbahçe’nin yaşadığı sorunları bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Galatasaray, karşılaşmanın ilk bölümünde öne geçmesine rağmen üstünlüğünü koruyamadı. Barcelona ise oyunun kontrolünü ele aldı ve bulduğu fırsatları gole çevirdi. Fenerbahçe de İngiltere’de özellikle ilk yarıda yaptığı hataların bedelini ağır ödedi.
Burada dikkat çekici olan yalnızca yenilen gollerin sayısı değil. Rakiplerin oyunu yönlendirme biçimi, boş alanları değerlendirmesi, hücum geçişlerindeki hızı ve hataları cezalandırma becerisi… Bununla birlikte oyunda oyuncuların sahaya yayılması ve 90 dakika oyunda kalmasının tek bir açıklaması var: Futbola duyulan saygı ve mesleğini bir hakkın yapmanın verdiği haz.
Ne yazık ki, Türk oyuncular için aynı şeyi söylememiz mümkün değil. Çünkü iki büyük takımın büyük bütçelerle kadrosuna kattığı yıldız oyuncuların gösteremedikleri performansları gördüğümüzde, ülkemizde düğmenin yanlış iliklendiğini bize gösteriyor.
AVRUPA’DA SİSTEM VAR
Türk futbolunun en önemli sorunlarından biri de başarının ve başarısızlığın nasıl değerlendirildiği meselesi. Bir galibiyet aldığımızda her şeyin yolunda olduğunu düşünüyor, bir mağlubiyet yaşadığımızda ise bütün sistemi sorgulamaya başlıyoruz. Kazanılan maçlar çoğu zaman sorunları örtüyor, kaybedilen maçlar ise bütün tartışmaları alevlendiriyor.
Oysa futbol yalnızca sonuçtan ibaret değildir. Bir takım kazanırken de yanlış oynayabilir. Bir takım kaybederken de doğru işler yapıyor olabilir. Önemli olan, ortaya konulan oyunun ne kadar sürdürülebilir olduğudur.
Avrupa’nın üst düzey takımlarıyla aramızdaki farkı değerlendirirken de yalnızca skor tabelasına bakmak yeterli değil. Oyuncuların baskı altında topu nasıl kullandığına, takımın savunma mesafelerine, hücum organizasyonlarına, fiziksel hazırlığına ve oyun disiplinine bakmak gerekiyor.
Barcelona’nın Galatasaray karşısında, Aston Villa’nın ise Fenerbahçe karşısında sergilediği oyun, bu unsurların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bu nedenle Türk futbolunun yalnızca kendi içindeki rekabete değil, uluslararası futbolun ulaştığı fiziksel ve taktiksel seviyeye de odaklanması gerekiyor.
Bu açıdan da Süper Lig’deki mücadele kalitesini yükseltmek, takımların Avrupa’da daha başarılı olabilmesi için önemli bir adım olacaktır bana göre. Bunun yolu da sadece yabancı yıldız transfer etmekten değil, oyunun bütün unsurlarını geliştirmekten geçiyor.
Belki de artık sormamız gereken soru şu olmalıdır: Galatasaray’ın Barcelona’ya neden 4-1, Fenerbahçe’nin Aston Villa’ya neden 6-0 yenildiği değil; Türk futbolunun bu sonuçlardan sonra neyi değiştirecek olmasıdır.
Skorlar unutulur, maçlar geride kalır. Ancak aynı sorunlar yıllar boyunca tekrar ediyorsa ortada yalnızca kötü geçen doksan dakikalar yok demektir.
Türk futbolunun ihtiyacı da yeni bir hayal kurmaktan önce o hayali gerçeğe dönüştürecek sistemi kurmak olmalıdır.





















