(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bolu Kartalkaya’daki otel yangının üzerinden günler geçti. Ne yazık ki ‘Sorumluluk bendeydi…’ diyen çıkmadı. Zaten beklenmiyordu, bu topraklarda ‘yetki kavgası’ verilir fakat iş mesuliyeti üslenmeye gelince kimse oralı olmaz. Oysa ‘yetki’ beraberinde ‘sorumluluğu’ da getirir. Şu hale bakın 78 kişi yaşamını yitirmiş ortada ‘yetkili çok’ ama ‘sorumlu yok’. Olay tamamen iktidar ile muhalefet arasında ‘siyasi hesaplaşmaya’ dönüşmüş durumda.
Bari bu vahim olay istisna olsaydı, parti ayrımı yapmaksızın ve siyasi hesap gütmeksizin gerçek sorumluların üzerine gidilebilseydi. Ama nerede?
İktidar kanadı dört koldan CHP’li Bolu Belediye’sine yükleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Sorumulular adalet önünde hesap verecek…’ dedi. Yargı daha ilk gün harekete geçti. Savcılar soruşturma başlattı. Gözaltılar oldu. Tutuklananlar arasında belediye başkan yardımcısı ve yöneticileri var. Fatura ‘otel işletmeci ve yönetimiyle’, ‘belediyeye kesilmiş’ durumda. Soruşturma daha başka yerlere uzanır mı? Zor.
Oysa parmaklar Turizm Bakanlığı’nı işaret ediyor. Denetim yetkisi ve kontrolün bakanlıkta olduğu neredeyse kesinleşti. İl Özel İdaresi bile ‘Sorumlu Turizm Bakanlığı’ dedi. Kanun ve mevzuat ortada. Tabii bu Bolu Belediyesi’nin ‘tümden masum olduğunu’ göstermez. Bir şehrin yanı başındaki otelde 80’e yakın kişi yanarak ölüyorsa orada hiç kimse masum değildir. Herkesin belli bir sorumluluğu vardır. Bunu hukuki ve cezai anlamda söylemiyorum. ‘Vicdani ve ahlaki sorumluluk da’ söz konusu olmalı.
Bu arada AK Parti içinden ‘hakkı teslim eden’ isimler çıktı. Bülent Arınç onlardan biriydi. Dedi ki; ‘Burası turizm yatırımları alanında… O zaman sorumlu kim? Turizm Bakanlığı…’. Sorumlu kimse suçlu o… Yani Turizm Bakanlığı… O koltukta oturan bakanın bizzat kendisi. Bakan Mehmet Nuri Ersoy nedense bütün parmaklar kendisini göstermesine rağmen hiç üzerine alınmıyor, topu belediyeye atmakla meşgul. Kamu vicdanında çoktan ‘mahkum’ oldu.
AK Parti içinde vicdanın sesine kulak veren ve bunu kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmeyen isimlerden biri de Şamil Tayyar. Lafı eğip bükmeden doğrudan Ersoy’u suçladı: ‘Turizm Bakanı her bürokratının işlemini bilmeyebilir ama iğneyi başkasına batırmadan çuvaldızı kendisine batırsaydı, masumiyetine inanırdım. Maalesef 78 canımızı kaybettiğimiz elîm hadisede hakikate ulaşmak yerine karartmayı tercih etti.’ Tayyar’ın şu cümlesi çok önemli; ‘Turizm Bakanı artık AK Parti için taşınması ağır bir yüktür…’
Yerinde bir tespit… Bu yükten nasıl kurtulunur? İstifası istenerek… Sıcağı sıcağına görevden uzaklaştırmak Erdoğan’ın pek tarzı değil. Zamana yayar, olay soğuduktan sonra ancak harekete geçer. Bu bir istisna olabilir mi? ‘Hesap soracağız…’ cümlesi acaba ‘Turizm Bakanı Ersoy’a kadar uzanır mı? Biraz zor görünse de AK Parti içinden yükselen sesler ve kamuoyu nezdinde sorumlu olarak görülmesi Erdoğan’ın tutumunu değiştirebilir. Görevde kalması ile istifasının AK Parti’ye elbette bir siyasi bedeli olacaktır. Koltuğunu korumasının, partisini de, kendisini de çok fazla yıpratacağı ortada.
Şamil Tayyar söyledikleri yüzünden eleştiriler almış. Onlara verdiği cevap da taktire şayan; ‘Sözüm ona AK Parti’yi destekleyen bazı hesaplardan şu tür paylaşımlar yapılıyor; ‘CHP suçlusunu koruyor ama AK Partililer gereksiz duyar kasıyor, bu davaya inanıyorsanız Turizm Bakanı suçlu bile olsa korumalısınız.’ Kuşkusuz kötü emsal olmaz. Kaldı ki konuşmalarına ‘Allah’ kelamıyla başlayan, dindar geçinen, takva sahibi gibi gözüken bu arkadaşların 78 can kaybettiğimiz bir hadisede siyasi hesabını Allah korkusunun üzerine çıkarması anlaşılır gibi değil. Hazreti Ömer adaleti diyeceksiniz, turist Ömer gibi yaşayacaksınız. Hazreti Ali’nin ilmînden söz edeceksiniz ama cin Ali gibi davranacaksınız…’
İsabetli ve cesur bir ‘mahalle eleştirisi’… Tayyar söylediklerinde son derece haklı. AK Parti nice zamandır ‘özeleştiri ve muhasebeyi’ yitirdi. Parti yönetimi acaba gerek Arınç gerekse Tayyar gibi isimlerin sesine kulak verir mi? Yoksa can sıkıcı çatlak ses olarak mı görür?























