(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Son bir kaç gündür Suriye çok hareketli. YPG Halep’i terk etmek istemedi. Şam yönetimine itiraz etti. 10 Mart mutabakatına uymadı. Ve bölgede tansiyon arttı. Çatışmalar yaşandı. Şam’ın ağırlığını koyması üzerine YPG güçleri Halep’i terk etmek zorunda kaldı. ABD Ankara Büyükelçisi Barrack “YPG artık birinci ortağımız değil. Sahadaki DEAŞ karşıtı güç olma rolü büyük ölçüde sonlanmıştır” dedi. ABD açıkça YPG’nin misyonunu tamamladığını ilan etti.
ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kritik görüşme yaptı. Ağırlıklı olarak Suriye meselesi konuşuldu. Bu gelişmeler Suriye’de konuşlu PKK unsurlarıyla Türkiye’deki izdüşümlerinin canını sıktı. Aslında İmralı görüşmelerinde Abdullah Öcalan da uyarmıştı; “Sonununuz Gazze gibi olur” diye. Fakat dikkate alınmadı. YPG, kendisini PKK’dan ayrıştırmaya çalıştı.
Öcalan ‘Mazlum Abdi sözümden çıkmaz’ dedi ama YPG ayrı bir ajanda yürüttü. Örgütün feshi ve silah bırakma çağrısını üzerine almadı. Sırtını ABD’ye dayadığını düşünüyordu. Fakat Barrack’ın açıklaması YPG’nin güvendiği dağlara karlar yağdığının ve ‘satışa geldiğinin’ göstergesiydi. Şartlar değişti. Yönünü Şam’a dönmekten başka seçenek kalmadı. 10 Mart mutabakatına kayıtsız şartsız uymak gibi bir geçekle karşı karşıya.
DEM kendileri açısından can sıkıcı olan bu gelişmeler karşısında grup toplantısını Suriye sınırındaki Nusaybin’de yaptı. Mesajı mahallinden vermek istedi. Ama bu risk ve tehlikeleri de bünyesinde barındırıyordu. Bir yandan da ağır aksak yürüyen barış süreci söz konusuydu. Ve çok hassas ve kırılgan bir iklim hüküm sürüyordu. Sürecin üzerine Suriye gelişmelerinin ağır gölgesi düşmüştü. Bahçeli’nin bile eski havası yoktu.
Bu olumsuz hava DEM yöneticisi Tülay Hatimoğulları’nın açıklamasına yansıdı; “Şu an Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Birkaç adım ötede Kamışlı’da Kürt kardeşlerimiz şiddetli bir savaş tehlikesi altındalar. Rojava’da şiddetli bir savaş ve çatışma devam ediyor. 10 Mart mutabakatına uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir”.
Ve korkulan oldu. Nusaybin, Kamışlı sınırında ‘bayrak provokasyonu’ yaşandı. YPG yandaşları Türk Bayrağı’na direğinden indirmeye kalktı. Bayrağa saldırı ülke çapında infial doğurdu. Hava zaten pusluydu. Kurtlar fırsat kolluyordu. Sahaya çıktı. YPG ve DEM Ankara’nın Suriye politikasından hoşnut olmayabilir. Sinir uçlarına dokunmak da neyin nesi? Bu topraklarda bayrağa yan bakmak bile kabul edilemez. Hele direğinden indirmeye yeltenmek çok ağır bir provokasyondan başka şey değil.
Tepkiler üst üste geldi. DEM de karşı çıktı. Parti yöneticisi Ayşegül Doğan “Bayrak indirme olayı bizleri derinden üzmüştür. DEM’in bayrakla ilgili herhangi bir sorunu yoktur. Toplumun ortak değeri olan bayrağa saygısızlığı kabul etmiyoruz”. Kuşkusuz siyasi açıdan kıymetli ve değerli bir duruş. En azından kışkırtıcı değil, yangına benzin dökmek değil, provokasyonun önüne almaya dönük.
Suriye gelişmeleri DEM’i hoşnut etmeyebilir. Ankara’nın politikasından rahatsızlık duyabilir. Fakat konunun hassas, iklimin kırılgan, puslu havanın provokasyona açık olduğunu asla unutmamaları gerekir. Grup toplantını Nusaybin’de yapmak ne denli sağlıklıydı, önü arkası iyi düşünüldü mü? Sınır kasabasından kime ne tür mesaj gönderilebilir? YPG ile dayanışma mümkün mü?
Provokasyonun yeni bir aşamanın eşiğindeki barış ve çözüm sürecine olumsuz etkisi olacağı çok açık. İktidar somut adım atmakta pek hevesli değil. Kamuoyunda ciddi itirazlar var. Toplum Öcalan ve PKK’nın muhatap alınmasından hoşnut değil. Bayrak provokasyonunun olumsuz havayı daha da büyüteceğine kuşku yok. Bayrak konusunda toplumun ne kadar hassas olduğu malum. Bayrak herkesin kutsalıdır. Bayrağa el uzandığında orada söz biter. O el kırılır. Bayrak, süreçten de Suriye’den de önce gelir. Özellikle DEM’in toplumun sinir uçlarından uzak durması hem kendilerinin, hem de sürecin lehine. Yoksa geriye ruhuna bir Fatiha okumak kalır.






















