(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Orman yangınları, küresel ısınma ve artan sıcaklıklar, barajları boşaltan kuraklık ve deprem… Ülke bir afet sarmalına girdi sanki… İki hafta önce Eskişehir yangınlarında 11 işçi yanarak can verdi. Dört bir yanda yeşille kaplı devasa ormanlık alanlar küle döndü. Ve siyaha büründü. İzmir gibi büyükşehirlerde ‘su kesintileri’ başladı. Medyada ‘en kurak Haziran veya Temmuz’ haberleri… ‘Susuz yaz’ artık bir film adı değil, ülke gerçeği. Sırada ‘susuz kışlar’ mı var acaba? Sıcaklıklar termometreleri patlatacak boyutu tırmandı, rekor üstüne rekor kırılıyor.
Ve depremler… Kendisini hiç unutturmuyor. Sık sık hatırlatıyor. Aslında beklenen gerçekleşiyor. Fay hatları üzerinde inşa edilmiş şehirler… Anadolu baştan başa faylarla örülü… ‘Büyük depremler’ hiç eksik olmuyor. Toplum olası İstanbul depremine kilitlendi. Uzmanları ‘eli kulağında’ diye uyarı üzerine uyarıda bulunuyor. 7’nin üzerinde bir deprem beklentisi söz konusu… Fay ve deprem gerçeğine rağmen ne şehirler hazırlıklı, ne binalar dirençli ve dayanıklı… “Depremle yaşamaya alışmalıyız” cümlesi ne yazık ki politika ve hayat felsefesine dönüşmedi. Her sarsıntı da şaşkınlık ve şok…
3 ay önce Silivri’de yokladı deprem 6.2’yle… İstanbul ve çevresini salladı. Yıkmadı, mal ve can kaybına neden olmadı. Ama fena korkuttu. İnsanlar evlerine zor girdi. Sonra unutulmaya yüz tuttu. İki gün konuşuldu, tartışıldı gündem başka konulara kaydı. 7,4’le 17 Ağustos Marmara milat olmadı. Geniş bölgeyi enkaza çeviren 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri dönüm noktası olamadı. Yaşayan yaşadığıyla kaldı. Ateş düştüğü yeri yaktı. Silivri 6.2’den ders ve ibretler alınmasını beklemek beyhude…
Ve Sındırgı… Balıkesir’in ilçesi… Akşam geceye dönerken fay hareketlendi, önce bir ses sonra biriken enerjiyi boşaltıverdi, 6’nın üzerindeydi, resmi rakam ‘6,1’ diye açıklandı. Şiddet ve büyüklük farklı kavramlar… Sosyal medyaya bakıyorum hiç 6’1’lik depreme benzemiyor. Sanki biraz daha büyük… 7’e yakın gibi… Binaları zangır zangır titretti. Sarsıntı İzmir, Bursa, İstanbul’a kadar uzandı. Tekirdağ bile sallandı. Ve deprem birkaç günlüğüne daha ülke gündemine girdi. Ekranlar uzmanlarla doldu. Balıkesir ve çevresi geceyi sokakta geçirdi.
Sorular peş peşe geldi; Daha büyük depremin habercisi mi? İstanbul depreminin öncüsü mü?
Maalesef can kaybı da var Sındırgı’da… Bilançoyu açıklayan devlet erkanı 16 binanın yıkıldığını, bir kişinin yaşamını yitirdiğini haber verdi. Binalardaki hasarlar henüz tespit edilemedi. 6,1 sadece yüreklere korku salmadı, binalarda da kalıcı ‘yaralar’ bıraktı. Boyutu ve derinliğini uzmanlar tespit edecek. ‘Geçti gitti…” değil yani. Yara ve hasar bırakarak gitti. Birkaç hafta önce Rusya’yı vuran 8,8’de can kaybı yoktu. Binalarda sadece çatlaklar oluştu. Japonya ve ABD gibi ‘depremlere’ hazır ülkelerde manzara aşağı yukarı aynı… Bizim gibi hazırlıksız ülkelerde ise şehirler düşük sarsıntıda bile enkaza dönüşüyor.
“Yer müthiş sarsıntıyla sarsıldığı… İnsan şaşkın şaşkın ‘Ne oluyor buna…!’ dediği zaman…”. Anlatılan kıyamet sahnesidir. ‘Zelzele’ diye geçer. Zelzele kelimesinde sarsıntıyı iliklerinize kadar hissedersiniz. Geçmişte Anadolu halkının dilinde ‘deprem’ değil ‘zelzele’ vardı. Tedavülden kalktı. Kullanana rastlamak olası değil. Bu fiilini de ifade eden kelime medyada, uzmanların dilinden düştü. Yaşlıları hatırlarım ‘hareket’ sözcüğünü de kullanırdı. Deprem değil, ‘hareket oldu’ derlerdi. Her depremde Kitap’taki o ayetlerin anlattığı sahne gözümün önünde canlanır. Depremler de ‘küçük kıyamet’ sanki… İnsanoğlu her sarsıntı karşısında çaresiz ve şaşkın… “Ne oluyor bu yere” diye söyleniyor.
Silivri bir mesajdı, Sındırgı da aynı şekilde… Yer lisanı haliyle üzerindekilere bir şeyler söylüyor. Sındırgı, 17 Ağustos’un hemen arifesinde yaşandı. Deprem haftasında yani. İlk mesajını ‘Ben bir Anadolu gerçeğiyim, daha büyüklerine hazır olun, binalarınızı bana göre inşa edin…” diye okumak mümkün. Hazırlıklı mıyız? Hayır… 6,1 de bile Sındırgı’da kaos yaşandı. Telefon hatları çöktü. Cep telefonları çalmaz oldu. Köy ve kırsalla iletişim kesildi. Haberleşme ağı bile küçük depremlere dayanıklı değil. Kaç kez tekrarlandı fakat hiçbir çözüm üretilmediği açıkça görüldü. Ama artık yeter…
Dünyanın akışına kaptırıp giden insanoğlu için bir uyarı ve ikaz depremler… Bunu hem manevi hem de maddi yönüyle değerlendirebilirsiniz. Alem sahipsiz değil. İnsanoğlu başıboş değil. Bir misyonu var. Hayatın bir anlamı var; “Zelzele gibi vakıalar şu hadisatı kevniye, tesadüf oyuncağı değildir. Çok zahiri musibetler var ki İlahi birer ihtar ve ikazdır…”. Onca gelişmişliğe ve teknolojik devrimlere rağmen insanoğlunun çaresizliğini depremler kadar iyi anlatan başka ayet yok. Her sarsıntı veya deprem aynı zamanda bir ‘muhasebe ve tefekkür vakti’ değil mi?
Silivri 6,2’den 3 ay sonra, ‘Sındırgı 6,1’in lisanı haliyle ülkeyi yönetenlerden, sokaktaki vatandaşa kadar hemen hepimize çok şey söylediğini düşünüyorum. Açık ve net mesajın farkında değil misiniz?






















