(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Siyasetin nabzı bütçe görüşmelerinde atar. Meclis siyaset meydanına döner. Sistem değişti. Bütçe müzakereleri sıradanlaştı. Liderlerin performans sergilediği zemin olmaktan çıktı. Bütçeyi ‘yürütme adına’ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz sundu ve savundu. Son ana kadar siyasi tansiyonun yükseldiğini gösteren işaretler yok gibiydi. Sadece AK Parti’den Özlem Zengin’in “Utanmıyoruz, gurur duyuyoruz…” çıkışı not düşülmüştü.
Zengin, CHP sözcüsünün sert ve suçlayıcı tonda seslendirdiği ‘torpil’ iddialarına cevap verirken söyledi bu cümleyi. Bir sürç-i lisan mıydı? Meramının bu olduğunu düşünmüyorum. Ama siyaset böyle… Ağzınızdan çıkan değil bir cümle, bir kelime bile yeri gelir, hakkınızda hükme dönüşür. Yarın her şey unutulur, o cümle kalır… Ömür boyu peşinden takip eder. Zengin adına talihsiz bir beyandı. Keşke düzeltme yoluna gitseydi.
Siyasetçi dikkat edecek… Her kelimeyi boğazının dokuz boğumundan süzerek dilinin ucuna getirecek… Yoksa söylediği sözün mahkumu olur. MHP’li Erkan Akçay’ın herkesi güldüren o cümlesi bir sürç-i lisandı. Hani CHP’li Murat Emir’e ‘haddini bildirmek’ isterken Sertab Erener’in şarkısına gönderme yaptığı “Şişt şişt sakin ol… Si… sinirlerine hakim ol!” demesi de kolay unutulmaz. Burada bir kastı mahsusa yok. Kimse de öyle anlamadı.
Tam bütçe müzakereleri biterken… Oylama yapıldıktan sonra… Milletvekilleri arasında kavga çıktı. Söz düellosu veya ağız dalaşı falan değil. AK Parti ile CHP gurubu arasında arbede yaşandı, itiş, kakış oldu, yumruk sallayan milletvekilleri çıktı. Hoş görüntüler değildi. Siyaset yumrukla değil, dil ile kavga eder. Tabii üslubuna dikkat ederek. Fiili saldırı hoş görülmez. Zaten toplum gergin… Meclis’te sıkılan, sallanan yumruklar sokağa olumsuz yansır. Bütçe kavgayla bitti. Manzara sokaktaki vatandaşa ‘Meclis’te neler oluyor?’ dedirtti.
Siyasette bir Hakan Fidan tartışması var. Fidan uzun süre istihbaratın başındaydı. Ardından Dışişleri Bakanı olarak kabineye girdi. En faal bakanlardan biri… Sürekli hareket halinde… O kadar ki dışarıda geçirdiği zaman Ankara’dakinden fazla. Bu da gayet doğal. Fidan’ın özellikle PKK’nın Suriye kolu YPG hakkında verdiği mesajlar içeride tartışma konusu oldu. DEM rahatsızlığını gizlemedi. Fidan’ı hedefe koydu.
DEM’li Cengiz Çandar çok sert bir çıkış yaptı; “Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunuyorum. Dışişleri Bakanı’nıza ayar verin. Kullandığı dil, yaptığı imalar, üstü kapalı tehditler milyonlarca Kürt’ün kalbini kırıyor. Erdoğan’ın ‘Hep beraber yazmaya başlayacağız’ dediği destanın yazılmasını imkansız hale getiriyor”. Oldukça ağır sözler… Fidan’ın YPG çıkışı Erdoğan’dan habersiz olabilir mi? YPG konusunda Erdoğan’ın, Fidan’dan farklı düşündüğünü sanmıyorum. DEM’in tavrını anlamak mümkün.
AK Parti içinden de Fidan’a tepkiler yükseldi. Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu “Politika belirleyici olan irade Cumhurbaşkanı’nın iradesidir. Bu iradeye aykırı tavır gösteren kişi ya görevi bırakır ya görevden alınır…” dedi. Ensarioğlu DEM’le aynı dili kullandı. Ve bu çıkışı medyada geniş yankı buldu. ‘AK Parti’de neler oluyor?’ sorusunu sordurdu. Milletvekillerinin bakanlardan şikayeti normal.
Fakat AK Parti gibi disiplinli bir yapıda bu tip çıkışlar pek olağan karşılanmaz. O yüzden soru meşru ve cevabı da aranmalı… Bugünlerde yine kulislerde ‘kabine revizyonu’ beklentisi seslendirilmeye başlandı. Acaba Fidan’ın koltuğu tehlikede mi? Fidan sıradan bir siyasetçi ve bakan değil. Erdoğan’ın “Sır küpüm” dediği biri.
Ama ilginçtir, bu tartışmada AK Parti yönetiminden Hakan Fidan’ı savunan güçlü bir ses ve mesaj çıkmadı. Fidan üzerine alınmadı, cevap vermedi. Biraz yalnız sanki; Hakan Fidan… Sahipsiz bırakıldı gibi bir izlenim hemen her herkeste var. Sadece YGG meselesi değil, Habertürk ve Mehmet Akif Ersoy olayı da Hakan Fidan’la ilişkilendirildi. Ve akla ziyan ‘komplo teorileri’ ve ‘siyasi senaryolar’ üretildi.
Ne Erdoğan, ne Fidan ne de AK Parti’den bu söylentilerin önünü alacak bir açıklama geldi. Tuhaf değil mi bu? Ersoy ve Habertürk odaklı ‘komplo teorileri’ bana pek gerçekçi gelmiyor, fazla abartılı ve zorlama… Ama bu sessizliğe de anlam vermekte güçlük çekiyorum. Neler oluyor hakikaten…? Ankara ve siyaset ‘sisler içinde’ sanki… Soru işaretleriyle dolu garip ve tuhaf bir siyasi iklim söz konusu… Sisler Bulvarı nereye çıkar?






















