(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Mayıs seçimlerinin sürpriz partisi Yeniden Refah’ı yakından izlemeye çalışıyorum. ‘Taban siyasetini’ iyi yaptığını söyleyebilirim. Fakat 31 Mart’ta kazandığı ‘belediye başkanlarının’ çoğunu yitirdi. AK Parti’ye kaptırdı. Yeniden Refah’ın ‘Yeni Yol’a katılacağını’ duymuştum. Aylar geçti, görüşmeler sürdü, fakat sonuç alınamadı. Son günlerde trafik yeniden arttı. Erbakan, Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi.
Gündemlerinde ‘Yeni Yol’ da olmalı. Son aşamaya geldiği yönünde bilgiler var. Yeni Yol ilginç bir deneme… Türk siyasetinde belki de ilk… Partiler isim ve amblemlerini koruyarak bir çatı altında buluştu. Meclis’te grup kurdu. Grup toplantılarında her lider kürsüye çıkarak konuşuyor. Yeni Yol aslında bir alternatif arayışına iyi bir cevap… Ülkenin iki partili siyasete mahkum olmadığının işareti… Özellikle AK Parti’den kopan seçmen için oy verebilecekleri bir alternatif… Siyasetin darboğaza girdiği ortamlarda ‘üçüncü yol’ her zaman bir çıkıştır.
Ama ilginçtir, seçimlere CHP listelerinden giren partiler bir avuç milletvekilini tutmakta zorlanıyor. Deva ve Gelecek Partisi’nden bir çok isim koptu ve AK Parti ve CHP’ye katıldı. Yeni anayasa çalışmalarının başında bulunan Serap Yazıcıoğlu bunlardan biriydi. İki gün önce Gelecek Partisi’nden peş peşe 3 milletvekili istifa etti. Davutoğlu öfkeli; “İktidarın siyasi manevraları doğrultusunda hareket eden bütün milletvekilleri millete karşı büyük bir suç işlemişlerdir” dedi.
Gelecek Partisi’nin sadece 4 milletvekili kaldı. Eğer istifaların önü alınmazsa Davutoğlu tek başına kalacak. Tüm milletvekillerini yitirecek. İstifalar etik ve ahlaki açıdan sorgulanabilir. Özellikle de muhalefetten iktidara geçişin siyasi anlamı üzerine çok şey söylenebilir. Fakat parti liderlerinin milletvekili listeleri hazırlanırken yaptığı ‘tercihler’ de sorgulanmalı. Parti yönetimlerinin veya liderin yola çıkacağı isimleri bile doğru dürüst belirleyemediği gerçeğe göz ardı edilemez. Davutoğlu’na sorsan ‘Önce refik sonra tarik…’ cümlesi üzerine saatlerce ahkam keser. Ama sonuç ortada… Yol var, refik yok.
Yeni arayışlar nereden mi aklıma geldi… Fatih Altaylı’yla ilgili bir haberi okurken… Altaylı içeride daha aktif. Dışarıda bu kadar kulis haberi yapamıyordu. Ziyaretçilerinin ardı arkası kesilmiyor. Silivri’ye her uğrayan Altaylı’yı da görüyor, sohbet ediyor. Siyasilerin sohbeti aynı zaman kulis ve haber demek. Altaylı da doğrusu haberleri kamuoyuyla paylaşmaktan geri durmuyor. İyi de yapıyor. Dört duvar arasında olmanın haber yapmaya engel olmadığının en iyi örneklerini veriyor.
Son ziyaretçilerinden biri Anahtar Partisi Lideri Yavuz Ağıralioğlu… Böyle bir parti mi var? Evet, yeni kuruldu. Ağıralioğlu İYİ Parti’de parladı, Meral Akşener’le anlaşamadı. Ve çok geçmeden de bir parti kurdu. Altaylı, Ağıralioğlu ile sohbet ederken AK Parti tarafından desteklendiğine ilişkin iddiaları sormuş. Cevap müthiş… Ağıralioğlu acaba yazılacağını biliyor muydu? Çünkü söyledikleri itham içeriyor. Sözlerinin arkasında ne denli duracak, göreceğiz.
Şu cümleler Ağıralioğlu’nun Altaylı’ya verdiği yanıttan; “Bu bize Sinan Oğan ve Meral Akşener’ın bıraktığı leke… Onlar yüzünden herkeste kaygı var… Haklılar. Bizim de 50 milyon dolar alıp seçmeni satacağımızı düşünüyorlar. Ben İYİ Parti’den niye koptum. Kılıçdaroğlu’nu aday gösterecekler diye… Peki Kılıçdaroğlu AKP’nin adayı değil miydi? AKP’nin adayı olsam Kılıçdaroğlu aday yapılmasın diye partiden ayrılma pahasına mücadele eder miydim? Ben AKP’ye yanaşmam. Çünkü bilirim ki gölgeye sığınanın gölgesi olmaz…”.
Sinan Oğan ve Meral Akşener ‘50 milyon dolar’ karşılığı AK Parti çizgisinde politika yaptı. Akşener’in Mayıs seçimlerinde ‘Altılı Masayı’ devirmesi ve zikzaklar yapmasının maddi bir karşılığı mı oldu? 50 milyon dolar karşılığı mı masanın ayaklarını kırdı? Millet ittifakını zayıflatmasının bedeli mi bu? Yüzde 5 oy alan Sinan Oğan’ın ikinci turda Erdoğan’a destek vermesinin maddi bir bedeli mi vardı? Evet, bazı iddialar gündeme gelmedi değil. Fakat bir partinin lideri bunları söylüyorsa iddia basit bir söylemden ibaret olmaz. Ciddiye alınır.
Akşener ve Oğan bu ithamı kabullenecek mi? Yoksa bir cevapları olacak mı? Her iki isim de Mayıs seçimlerinden sonra köşelerine çekildi. Akşener parti genel başkanlığını bıraktı. Ailesine döndü. Çok seyrek görüntü ve ses verdi. Bir ara Saray’da göründü, sarı saçlarıyla… Sesi çok az çıktı. Sinan Oğan da kayboldu gitti. Oysa yüzde 5 oy almış bir ismin daha aktif siyasetin içinde olması gerekir. Merak ediyorum, her iki ismin de arkadaşı olan Ağıralioğlu’nun ‘50 milyon dolar’ iddiasına ne diyecekler?
Eğer takdir kamuoyuna bırakılırsa toplumun bu iddiaya inanmaya meyilli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu topraklarda ‘Rüşvetin belgesi olmaz…’ veya ‘Ateş olmayan yerden de duman çıkmaz’ gibi atasözleri var. Evet, bu duman neyin nesi? Bir ateşin habercisi mi yoksa havanın pusu mu? Her ikisi de mi? Puslar ve dumanlar içinde siyaset…
























