(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bir parti binasının polisler tarafından ablukaya alınması demokrasi açısından hoş görüntü değil. Her şey kayyım olarak görevlendirilen Gürsel Tekin’in il binasına sağlıklı girmesi içindi. Bunun başka bir yolu olmalıydı. Siyaset çözüm üretebilmeliydi. Gürsel Tekin ve arkadaşlarının da bir siyasi kazancı olacağını sanmıyorum. Aksine milletvekili ve partilerin itilip kakılmasını, üzerilerine biber gazı sıkılmasının ve barikatlar kurulmasının faturası Gürsel Tekin’e çıkar.
Tekin’in bir ‘gelecek senaryosu’ var mıdır? Yaşı siyaset yapmaya uygun… CHP’de var olma şansını zora soktu. Oysa CHP’nin her kademesinde siyaset yapmış biriydi. Genel başkan yardımcısı koltuğuna bile oturdu. Sonra parti yönetimiyle arasına soğukluk girdi. Siyasetin mekanlarından ekranlara taşındı. Haftada birkaç kez, siyasi düşüncelerini aktarma şansı buldu. ‘Kayyım’ teklifini kabul etmesi siyasi yaşamı için büyük riskti. Sadece geleceğini değil, geçmişini de riske attı.
Temmuz’un son haftasında CHP içinden bir grup eski CHP İstanbul İl Başkanı Nebil İlseven’in kapısını çalmış. Ve İstanbul için ‘Kayyım olur musun?’ diye sorulmuş. Oysa ortada daha ne yargı kararı var, ne de mahkemenin karar vereceğine dair işaret… Bu kulisi Barış Terkoğlu yazdı. İlseven önce şaşırmış, sonra öfkelenmiş ve teklifi yapanlara kapıyı göstermiş; “Siz ne saçmalıyorsunuz. Kimin aklıyla hareket ediyorsunuz? Sakın böyle bir işe girişmeyin…” Aynı kişilerin Ağustos ayında ‘Gürsel Tekin’i’ ikna ettikleri… Tekin’in önceden haberi var.
RASİM OZAN KÜTAHYALI’NIN UNUTULAN SÖZLERİ
Çabuk unuttuk. 5 ay önce Rasim Ozan Kütahyalı bugün yaşananları bir ‘siyasi senaryo’ olarak dillendirmiş, kıyamet kopmuştu. Ayşenur Arslan hatırlattı. Tepkiler karşısında geri adım atmak zorunda kalan Kütahyalı’nın aylar önce söylediğini hatırlayalım; “CHP yeniden yapılandırılıyor. Kurultay iptali… Geçici kayyım… Gürsel Tekin, Berhan Şimşek gibi bir isim… Sonra TC Devleti’nin CHP operasyonuyla Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları partinin başına gelecekler…”. Bu bir öngörü olamaz. Belli ki bir yerlerde konuşulmuş, kotarılmış bir senaryo.
İlginç olan 5 ay önce Kütahyalı bunları söylediğinde ‘inanılmaz ve gerçek dışı’ bulunması… Bırakın bunların yaşanmasını konuşulması bile yadırganmıştı. Nereden nereye? 5 ayda bir ülke bu kadar keskin değişim yaşayabilir mi? Hayali mümkün değildi, gerçek oluverdi. Gel de Süleyman Demirel’i anma; “Türk siyasetinde 24 saat çok uzundur…”. Siyasi iklimin bu kadar kısa sürede yazdan kışa döndüğü başka ülke var mıdır acaba?
DEVLET, KEMAL KILIÇDAROĞLU’NU NEDEN ÖZLEDİ?
Kütahyalı’nın fail olarak ‘TC Devleti’ kelimesini kullanması dikkatlerinizden kaçmamıştır. İktidarı mı kastediyor yoksa devlet içinde başka bir odak mı? O odak neden Özgür Özel’den kurtulmak istesin? Dahası niçin tekrar Kemal Kılıçdaroğlu’nu partinin başına geçirmeye çalışsın? Türkiye siyaset mühendisliğine yabancı bir ülke değil. Siyaset kimi zaten iç ve dış odaklar tarafından dizayn edildi. Dış derken ‘siyaset dışını’ kastediyorum. Yurtdışı da olmaz değil hani…
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’den rahatsızlığın sebebi ne olabilir? Devletten uzak tutulmalarını gerektirecek ne gibi kötü sicillere sahipler… Kamuoyu ve toplumun bilmediği sakıncalı durum nedir? Devlet değil de AK Parti denmiş olsa izahı kolay. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu başarılı oldu. İktidarın en ciddi alternatifi haline geldi. 31 Mart seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. İmamoğlu üst üste seçim kazandı ve gözünü Ankara’ya dikti. Özel liderliğindeki parti yönetimi de İmamoğlu’nun adaylığını benimsedi. Ve kamuoyuna ilan etti.
Kemal Kılıçdaroğlu kendini devlete özletecek ne gibi özelliklere sahip…? Özel’de olmayan Kılıçdaroğlu’ndan olan ne? Sadece Kütahyalı olsa bu kadar ciddiye alınmayabilir. İktidar medyasından Ankara gazetecisi Okan Müderrisoğlu aylar önce Ankara’nın Özgür Özel’e ‘şüphe’ ile baktığını yazmıştı. Kütahyalı’nın söyledikleri de dikkate alındığında ‘kayyım meselesinin’ çok daha karmaşık ve derin uzantıları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ben yine de ‘devlet mi?’ yoksa ‘iktidar mı?’ olduğu konusunda kuşkularım var. İktidarın kendisini CHP tehdidi altında görmesi ve buna karşılık siyasi senaryo üretmesi, oyun planı geliştirmesinin izahı zor değil. Satır aralarına yansıyan soru işaretlerini de görmezden gelmemek lazım. Bir yere not etmek gerekir.
YSK krizi nispeten çözdü. Olağanüstü kongrenin önünü açması normalleşmenin de işareti… CHP ilçe ve büyükşehir için kongre yapabilecek. Ankara’da olağanüstü kurultay toplanacak. 15 Eylül’de ‘mutlak butlan’ çıkar Kemal Kılıçdaroğlu partiye geri dönerse… Ve ayağının tozuyla kongre süreçlerini iptal ederse… 15 Eylül’de Kılıçdaroğlu’nu güldürecek bir karar çıkacağı kesin gibi… Partinin abilerinden Hikmet Çetin, Kılıçdaroğlu görüşmesini anlatırken “Partinin başına geçmek istiyor…” dedi. Tüm sinyaller de bu yönde… Kriz nispeten çözüldü derken başka ihtimallerin de olduğunu unutmamak lazım.
Görünen o ki bu hamur daha çok su kaldırır… Ve kaldıracak da… 15 Eylül hem CHP, hem de siyaset için kader günü… Oyun planının içinden bir de baskın seçim çıkarsa o zaman görün yaşanacakları… Siyaset bu… Olur mu olur… Sürprizler her zaman olası… Haydi hayırlısı…






















