(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Siyasette Ahmet Davutoğlu’na ihtiyaç var mı? Onsuz siyaset eksik mi kalır? Hangi ‘siyasi boşluğu’ dolduruyor? Düşünüyorum, olumlu cevap vermekte zorlanıyorum. Siyasetin bütün kademelerinde bulundu. Danışman olarak Ankara’ya taşındı. Diplomat hoca olarak ülkeden ülkeye mekik dokudu. Sorsan halletmediği ‘sorun’ yok. Hangi uluslararası siyasi krizi çözüme ulaştırdı? Bilen var mı? Sadece görüştü… O kadar…
Ankara’ya sevmedi. Bunu açıkça söyledi. “Üniversiteyi özledim, öğrencilerime kavuşmak için yanıp tutuşuyorum” dedi. Akademiye dönmesi beklenirken ‘bakan’ koltuğuna oturdu. Dostlar alışverişte görsün kabilinden gitmediği, görmediği ülke kalmadı. Sorsan her seyahate siyasi, hatta kutsal anlam yükler. Bir ara Suriye konusuna o kadar taktı ki dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Sen Suriye’nin Dişileri Bakanı mısın? Kendine gel Ahmet Bey…” dedi. Gül’ün fırçası medyaya da yansıdı.
Dışişleri Bakanlığı her zaman ‘siyasi ve özgül ağırlığı’ yüksek makamdır. Erdoğan cumhurbaşkanı olunca yerine iki aday vardı. Davutoğlu ve Binali Yıldırım… Teşkilat yoklamalarında Yıldırım ismi öne çıktı. Erdoğan düşündü, taşındı halefini ‘Davutoğlu’ olarak belirledi. Üniversiteye dönme özlemiyle yanıp tutuşan Davutoğlu bir anda ülkenin iki numaralı koltuğuna oturdu. Bugün tarihe karışan Başbakanlığın kırmızı plakası ‘02’ydi.
Erdoğan kırmızı çizgiler çekmesine rağmen Davutoğlu sınırları çok zorladı. Ve Erdoğan’ı çok zorladı. Erdoğan’ın başkanlık ettiği kabine toplantısında hemen yanına oturmak istedi. Talebi sert karşılık buldu. Erdoğan’ın sözleri belli ki ağırdı. Baş köşe yerine kızarmış bir yüz, çökmüş bir suretle işaret edilen yan koltuğa oturmak zorunda kaldı. Yakın siyasi tarih kaleme alınırken o fotoğrafa mutlaka özel sayfa ayrılmalı. Perde arkasıyla birlikte tabii.
Partinin oyları yüzde 42’ye düşünce irade ve inisiyatifi ele almak istedi. MHP ile koalisyon için el altından gizli pazarlıklar yürüttü. Bahçeli seçim meydanlarında “Ver Bilal’i al Hilali” demişti. Davutoğlu “Tamam, ben varım…” dedi. Erdoğan ihaneti gördü. Davutoğlu’nun günleri sayılıydı. Hükümet kurulamadığı için gidilen erken seçimde AK Parti’nin oylarını yüzde 10 arttırmış olsa da ipi çekildi.
Davutoğlu’nun başbakanlığında seçim hükümetinin ülkeyi yönettiği o 6 ay ülkenin en sıkıntılı dönemi oldu. Terör şehirlere indi. Ankara, Kayseri gibi şehirlerde bombalar patladı. Gar katliamı o dönem yaşandı. Türkiye böylesi bir terör fırtınasına daha önce tanık olmamıştı. Neler olmuştu? Terör niçin gemi azıya almıştı? Davutoğlu “O süreçte terörle mücadele defterleri açılırsa birçok kişi insan içine çıkamaz, yer yerinden oynar…” dedi. Bu kadar söyledi. Konuşmadı, yeri yerinden oynatmadı. Sessizliği tercih etti. Siyasi uzmanlar terör dalgasının kararsız seçmeni AK Parti’ye yönelttiğini ileri sürdü.
Davutoğlu çok geçmeden koltuğunu Binali Yıldırım’a devretmek zorunda kaldı. Kendi irade ve isteğiyle değil… Ağlaya ağlaya gitti. Bir siyasi darbe miydi yaşadığı? Muhalefet ‘saray darbesi’ dedi. Mesele basitti, Erdoğan getirdi, Erdoğan götürdü. Başbakanlık koltuğuna Davutoğlu kendi çabasıyla hak ederek gelmedi. Kongre göstermelikti, aslında bir atamaydı. Yine de başbakan değişimini ‘iç darbe’ senaryosu kapsamında yorumlamak mümkün.
Davutoğlu’nun hikayesi uzadı, lafı son açıklamasına getirmekti amacım ama önce, yolun taşlarını döşemek istedim. Davutoğlu AK Parti’den istifa edince üniversiteye yine dönmedi, bir parti kurdu, adını da ‘Gelecek’ koydu. Bugünden umudunu kesmiş olmalı… Oysa siyasetçi günü ıskalamaz. Davutoğlu gözünü geleceğe dikti. Ama sandıkta esamesi okunmadı. 31 Mart seçimleri tam bir fiyasko oldu. Hiçbir yerde başarılı olamadı. Türkiye genelinde aldığı oy sadece 34 bin… Küsuratı da var. Ama önemsiz.
Adayların kendileri ve yakınları oy verse herhalde bu rakamdan daha yüksek oy oranı çıkar ortaya… ‘0.07’ Davutoğlu gibi hırslı ve kibir abidesi bir siyasetçi için kabul edilebilir bir oran mıdır? Ama hayret bunu sindirmeyi başardı. Sorsan yığınla gerekçe sıralar… Ve kazançlı çıktığını falan söyler. Bu tablo seçmenin ‘partiyi kapat’ mesajından başka anlam taşıyabilir mi? Her birlikte AK Parti’ye geçmek istedi. Kapıyı sert kapatarak çıktığı için o kapı açılmadı. Davutoğlu dışındaki milletvekillerine ‘yeşil ışık’ yakıldı.
Davutoğlu Kayseri’de bir söyleşi programına katılmış… “Ben, bana ihtiyaç olmadığına inansam siyaseti bırakırdım. İhtiyaç var ki siyaset yapıyorum” demiş. Öğrencilerden biri de ‘Size ihtiyaç olduğunu nereden çıkarıyorsunuz?’ diye sormamış. Son seçimlerin ortaya koyduğu tablo ortada… Rakamlar yalan söylemez. Hiç ihtiyaç varmış gibi bir durum söz konusu mu Allah aşkına? Hem aklı başında olan biri ‘bana ihtiyaç var’ gibi bir cümle kurmaz, başkası der ona ‘efendim size ihtiyaç var’ diye…
Erdoğan’dan teklif gelse… Cumhurbaşkanlığı yardımcısı olmak ister mi? “Devlet darda, millet sıkıntıda olursa…” falan diye şart öne sürdükten sonra ‘koşa koşa giderim’ anlamına gelen sözler sarfetmiş. Eğer sen bir parti lideri isen… Ve partin muhalefet ediyorsa… İktidara talip olursun… ‘Koalisyon hükümeti’ bir seçenek olabilir. Ama AK Parti’ye koşa koşa gitmek de ne demek? ‘Devleti dara, milleti sıkıntıya’ soktular diye muhalefet edersin ve ülke yönetimine talip olursun… Siyaset de demokrasi de bunu gerektirir. Belli ki heyecandan ne dediğinin farkında değil.
Şu cümle de Davutoğlu’nun psikolojisini yansıtması açısından önemli; “Türkiye’de bugün devleti kılcal damarlarına kadar tanıyan iki kişi varsa, birisi Sayın Cumhurbaşkanı, ikincisi benim… Kılcal damarlarına kadar… Sadece bizim devleti değil, İsrail ve Filistin’i de…” Bu kadar büyük laf… Ancak kibirle açıklanabilir. Siyasetçi kendisini dev aynasında görebilir. Fakat bunu ifade ederken üslubuna sözüne dikkat eder. Davutoğlu kopmuş gidiyor; Devleti tanıyan iki kişiden biriymiş.
Başkasına bilemem ama ben Davutoğlu’nun söylediklerini üzülerek, acıyarak okudum. Başbakanlık yapmış bir siyasetçi bu durumlara düşmemeli. Etrafında hiç mi danışmanı yok, kendisini uyaracak, ‘ufak at’ diyecek. Davutoğlu’nun siyasi hikayesi bir ibret öyküsü olarak yazılmalı… Ve bir ders gibi örnek olay olarak üniversitelerde okutulmalı. Partisinin adı ‘Gelecek’ ama Davutoğlu ‘geçmiş’ biri. Davut’un oğlu mazide yaşayan garip bir adem…























