(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Orman yangınları ortalığı kavururken “Bugün yazmak içimden gelmiyor” diye satırlara başlamıştım. O ruh halinden çıkabildim mi? Maalesef… Bu ülkede hiç mi iyi bir şey olmaz…? Hep olumsuz, kötü, skandal boyutunda haberler… Şimdi de manşetlerde ve sosyal medyada ‘sahte diploma, sahte tapu’ gibi akla ziyan iddialar var. İnanması güç… Ama gerçek… Ne kadarı? Dosya yargıda… İlerleyen günlerde öğreneceğiz, sahtekarlığın boyutunu. Mide bulandırmaya kokusu yetti. Çürümenin kokusu bu… Nicedir duyulmaktaydı.
Şu ana kadar medyaya yansıyanlar korkunç… İnsan nitelemek için kelime bulmakta zorlanıyor. En ağır sözcükler tüketildi… Ülkede gün geçmiyor ki bir skandal patlamasın… Bu şartlarda meramı anlatmak güç gerçekten. Gariplerin şairi Orhan Veli’nin dediği gibi “Bilmezdim / Şarkıların bu kadar güzel / Kelimelerin kifayetsiz olduğunu / Bu derde düşmeden önce…”. Şairin, sözcükleri yetersiz kılan derdi başka tabii. Aşk karşısında kelimeler kifayetsiz kalır da sahtekarlığın zirvesi skandal karşısında da yetersiz kalmaz mı?
Bir çete bazı devlet kurumlarının dijital alt yapısına sızmış. Korsan diplomalar, not yükseltmeler, doçentlik belgeleri, sahte tapular düzenlemiş. Para karşılığı hiç okula gitmeden bırakın lisans diploması almayı ‘doçent, profesör’ bile olabiliyorsunuz. ‘400 sahte doçent ve profesörden’ söz ediliyor. ‘Kara liste’ bu kadarla sınırlı değil. Akademisyenlerin yanı sıra bürokratlar, siyasetçiler de var ‘sahte belge’ alan. Haberlerde halen Meclis’te olan bir milletvekilinin ismi geçiyor. Vekilin bir de üniversitesi varmış. Bu acayip durumu hangi kelimeyle ifade edersiniz? Skandal hafif kalmaz. Basit bir usulsüzlük de ‘skandal’…
Medyada çarşaf çarşaf isimler yayınlanıyor. Doçent ve profesörlere henüz sıra gelmedi. Onların da çıkar adı bugün, yarın… O isimler arasında Abdülhamit’in torunu Abdülhamit Kayıhan Osmanoğlu da var. Adına para karşılığı Malatya İnönü Üniversitesi’nden ‘tarih diploması’ tertip edilmiş. İroniye bak… Abdülhamit ve İnönü kelimelerinin ‘sahte diploma’ nedeniyle yan yana gelmesi ne kadar manidar. Şaka gibi… Ama gerçek. Neden gerek duydu acaba? Çok mu zor Anadolu’nun herhangi bir üniversitesinde tarih eğitimi görmek…? Hadi Boğaziçi, Bilkent gibi üniversiteler olsa ‘kazanması da okuması da zor’ denebilir. Diploması iptal edilmiş. Osmanoğlu artık tarih mezunu değil.
Acaba sahte diplomalı ‘doktor’ da var mı? “Hayır, olamaz’ demeyi çok isterdim ama zaman zaman medyaya sahte doktor haberleri yansıdığını hatırlamamak mümkün mü? İnsanın canını emanet ettiği doktorun sahtesi mi olur? Ne yazık ki oluyor… Yargı olayın üzerinde… Sahtekarlık ahtapotun kolları gibi adeta uzanmadığı taraf ve yer yok. Tekrar ataması yapılan YÖK Başkanı “Çok ciddi bir hadise… İki koldan soruşturma yapacağız” diye açıklama yaptı. Olayın ciddi ve vahim olduğu muhakkak. Fakat YÖK’ün sahtekarlığı yakalaması gerekmez miydi? Eğer çete elemanları kendi arasında anlaşmazlığa düşmeseydi, kamuoyunun haberi olmayacaktı. Oysa bu tip iddialar sık sık gündeme gelir. YÖK gibi kurumlar sahtekarlığı yakalayacak mekanizmaları olması beklenir. Fakat yokmuş… 400 sahte diplomalı doçent ve profesör… Ne demek bu?
Üniversite ve akademinin ‘sahtekarlık’ gibi utanç verici bir kelimeyle anılması ne kadar acı… İlim ve bilim yuvasında sahtekarlıktan söz edilebilir mi? Doçentliği ve profesörlüğü sahte bir hocanın yetiştirdiği öğrencilerden hayır gelir mi? İki değil dört koldan soruşturmalı YÖK… Ve büyük bir temizlik seferberliği başlatmalı. Başka türlü altından kalkamaz. Hem bilimin onuru, hem de ülkenin şerefi için bu lekeyi temizlemeli. Görmezden gelmek, üzerini örtmek sorunu daha da ağırlaştırır. İddiaların kamuoyu ve sokaktaki insanda karşılığı var.
İktidar ve medyası ‘sessiz gibi’… İddiaları uzaktan izliyor. AK Parti içinde ses yükseltenler var. Şamil Tayyar onlardan biri; “İddiaların çap büyüklüğü ilgili mahkeme ve YÖK’ün dışında daha kapsamlı bir araştırmayı zorunlu kılıyor. Hiç komplekse kapılmadan ve yüksünmeden iddiaların üzerine gidilmelidir. Sepetteki çürük elmaları ayıklamak zaaf oluşturmaz, kalanı kurtarır, aksi tümünü heba eder”. İnsan ister ki daha üst düzeyde tepki gelsin… Olayın üzerine gidileceği ilan edilsin.
AK Parti’nin kurucusu, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de tepki gösteren isimlerden; “Üniversiteler bir ülkenin aklıdır, vicdanıdır, geleceğe dair en büyük teminatıdır. 400 kişinin sahte yollarla profesör ve doçent ünvanı aldığı iddiası sıradan bir skandal değil, üniversitenin onurunu hedef alan bir darbedir. Üniversite şaibe götürmez. Bu mesele halının altına süpürülerek çözülemez. Sessiz sedasız yürütülen işlemler toplumun vicdanındaki yarayı daha da derinleştirir…”.
Böyle bir yazı vicdan sızlaması olmadan nasıl yazılır? Görmezden gelmek daha ağır bir vicdan yarılması değil mi? Bu sahtekarlık ve çürüme karşısında ülkem ve insanı adına için yandı…




















