(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
“Uyuşturucu, alkol, sigara, kumar ve sanal bahis milli bünyemiz açısından terör kadar hatta terörden daha zararlı boyutlara ulaşmıştır.” Bu cümle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. TRT Genç yayına başlarken söyledi. Bir ülke için alarm halidir bu. Aynı zamanda bir itiraf. Tablo iç açıcı değil. Son dönemde ünlü ve şöhretli isimlere yönelik peş peşe gelen medyatik operasyonları ‘iktidarın iradesi’ olarak değerlendirmek ve yorumlamak mümkün.
AK Parti 23 yıldır ülkeyi kesintisiz ve tek başına yönetmekte. Peki gelinen nokta AK Parti’ye memnun eder mi? Medya ve siyasi ortamlarda ‘AK Parti’nin rüyası bu muydu?’ diye çok soruldu. Hedeflerini ne denli gerçekleştirebildi? Erdoğan’ın girişteki cümlesini bir özeleştiri olarak okumak isterim. Sadece bir durum tespiti yapmadı herhalde. ‘Bu alanlarda başarısız olduk’ demedi tabii. Herkesin anlayacağı şekilde bir muhasebe iyi olurdu.
AK Parti yola çıkarken kendisini ‘muhafazakar ve demokrat’ olarak tanımladı. Ve partinin adını koyarken ‘Adaleti’ tercih etti. Bu aynı zamanda bir vaatti. Yokluğu en çok hissedilen politikaların inşası için topluma verilmiş bir sözdü. Siyasi literatürde farklı anlamı olsa da Türkiye’de muhafazakar deyince kutsallar, dini değerler ve mukaddesat anlaşılır. Ülke yıllardır dindar ve muhafazakar bir yönetimin etkisi altında. Peki sonuç?
Uyuşturucu, kumar, alkol terörden daha zararlı boyutlara ulaştıysa sorumluluk kimin? Türkiye bu alanlarda bir bataklığa mı dönüştü. Öyle anlaşılıyor. Operasyonların dalgalarının büyüklüğü ve ortaya saçılan iddialar vaziyetin vahim olduğunun göstergesi. Durum gerçekten içler acısı. Toplum ve ülke neden bu hale geldi? AKP’nin rüyası bu değildi elbette. Aksine dindar ve mazbut bir nesildi. Daha muhafazakar bir toplumdu. Neden başarılı olamadı? Niçin ters tepti?
Bu konuda CHP’yi suçlamak, iktidara olduğunda alkolü ucuzlatacak gibi ithamlar gerçekçi ve inandırıcı değil. AK Parti için tam bir muhasebe zamanı. Erdoğan daha önce kültür, sanat ve aile alanlarında başarılı olamadığını kabullenmişti. Nüfus artışı konusunda da tavsiyesinin en yakınları tarafından dinlenmediğinden şikayet etmişti. İktidar da bir yere kadar. Fakat buna rağmen bir durup düşünmek lazım. Şapkayı öne, başı iki elin arasına koyup düşünmek gerekmez mi; ‘Biz nereye yanlış yaptık?’ diye.
Muhafazakar iktidarın her alana gölgesinin düştüğü bir ülkede, toplum dinden uzaklaşıyorsa, deizm artıyorsa, uyuşturucu, alkol, kumar tehlikeli boyutlara ulaşmışsa, çekirdek aile çözülmüşse, geleneksel toplumun dokusu yara aldıysa, bir özeleştiri gerekmez mi? Bu hususlar muhalefetin tespiti değil. Erdoğan ‘terörden daha zararlı boyuta ulaştığını’ söyledi. Birinci ağızdan bir itiraf. ‘AK Parti ülkeyi nereye getirdi?’ sorusunun cevabı iç acıcı değil. ‘Nereye gidiyoruz?’ sorusu da endişe ve kaygı dolu.
‘Nereye gidiyorsunuz?’ sorusu kutsal kitapta da geçer. Çok ürpertici bir sorudur. Necip Fazıl’ın şiirine yansıyan manzara farklı değildir; “Ayırıp başını, uzansa yatağına / Yerleştirse başını, iki diz kapağına / Soruverse; Ben neyim ve bu hal neyin nesi / Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!” Şu an ülkenin hali de bu. Sadece siyaset değil herkes bu soruyu sormalı ve sorumluluğu nispetinde ürpermeli. Ve de durumdan vazife çıkarmalı. Tabii önce siyaset. İktidarın sorumluluğu daha büyük.
İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Bilal Erdoğan da “Yeniden toplumda ‘dindar insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız” demişti. Bu da önemli bir tespitti. ‘Dindar insan’ algısının oluşturduğu çağrışımlar aşınmış ve giderek negatif boyutlara tırmanmıştı. ‘Peki neden?’ burada da geçerliliğini koruyor. Sebepler doğru analiz edilmezse tedavisi de mümkün olmaz.
Evet, bir ülke alarm veriyor! Çanlar Türkiye için çalıyor. Siren seslerini duymayan kalmadı. Söyleyen Erdoğan’ın bizzat kendisi; alkol, uyuşturucu ve kumar terörden daha tehlikeli ve zararlara boyuta ulaştı. Sivrisineklerle mücadele sonuç vermez. Hedef bataklığı kurutmak olmalı. Politikalar ve stratejiler bunun için üretilmeli. Ve bir devlet politikasına dönüşmeli. Devlet millet seferberliği gerekli. Sorumluluk herkese düşmekte!






















