(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve ardından tutuklanarak Silivri’ye gönderilmesine AK Parti içinde itiraz olduğu kulislerde dillendirildi. O kadar ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dosyanın içeriğinden hoşnutsuz olduğunu iddia edenler çıktı. Kamuoyuna yansıyan bilgi, belge ve dokümanlar ikna edici olmaktan uzaktı. Sadece AK Parti’ye yakın medyada yankılandı.
Ve toplum İmamoğlu’ndan yana tavır koydu. Bu yolsuzluklara karşı halkın duyarsızlığı mıydı yoksa başka nedenler mi söz konusuydu? Zaman içinde cevabını bulacak soru bu. Fakat şu gerçek ki İmamoğlu operasyonunu ‘siyasi’ olarak yorumlayanların oranı çok yüksek. Erdoğan ve AK Parti sözcüleri ‘yargı boyutunu’ öne çıkarmak istese de başarılı olamadı. Taban bile kabullenemedi.
AK Parti politikalarına ‘eleştiri getirmekten çekinmeyen’ Bülent Arınç belki de parti içindeki ‘memnuniyetsizlerin’ hissiyatını dile getirdi. Arınç siyasi emekli bir isim… Oğlu milletvekili… Bayrağı oğluna devretti. Fakat Arınç’ın içinde bulunduğu siyaseti gelenekte ‘emekli olunmaz’. Son nefesine kadar ‘siyasetle meşguliyet’ devam eder. Arınç’ın zaman zaman ‘siyasi çıkışlar’ yapması hiç de şaşırtıcı değil.
Arınç bir süredir suskundu. Sessizliğini hafta sonu bozdu. Mesajını kıyıdan kenardan verdi. Kitabın ortasından konuşmadı. Söylediklerini kontrollü bir üslup ve içerikle dile getirdi. Oysa Arınç’ın dilinin kemiği yoktu. Doğru bildiğini söylemekten çekinmez ve sakınmazdı. Dikkatliydi ama söyledi yine söyleyeceğini… İmamoğlu operasyonuna karşı net duruş koydu.
İNSAN ‘HAYRET EDİYOR’
Önce diplomanın iptali… İmamoğlu ‘yatay geçiş ve usulsüzlük’ konusunda daha yeni ifadeye çağrıldı. Diplomanın iptali ‘akademik’ olarak sonuç doğurmasa bile ‘siyasi açıdan’ Cumhurbaşkanlığı yolunun kesilmesi anlamına geliyor. Üniversite diploması olmayan biri cumhurbaşkanlığına aday olamaz.
35 yıl sonra iptalin tek nedeni de Erdoğan’ın karşısında rakip olarak İmamoğlu’na görmek istememesiydi. Siyasiydi yani.
Arınç bu konuda AK Parti’nin tam karşısında tavır aldı. Şu sözler bunun delili; ‘Diploma iptaline hayret ediyorum. İdare hukuku profesörlerinin hepsinden dinledim. Bu diploma 35 sene sonra iptal edilemez, kazanılmış hak diye bir şey vardır. Bu kazanılmış hakla, YÖK karar almadıkça bir üniversitenin yönetim kurulunca iptal etmesi yanlış. Bunun yolu, yargısal yolu temin etmektir…’.
Tabii insan beklemediği olaylar karşısında ‘hayret ediyor’. Arınç gibi bir ismin ‘hayret ediyorum’ ifadesi çok hafif. Oysa onun vicdanı ‘hayret’ etmez, ‘yanlışlar’ karşısında ‘isyan’ ederdi. Hayretle karşıladı ama ‘iptal edilemez’ dedi, ‘yanlış’ dedi. Konuşan bir partinin vicdanı aslında. Arınç onu dile getirdi. AK Parti’nin vicdanı kaldı mı diye soranlar çıkabilir. O kadar da değil. Vicdan örselenmiş olsa da tümden yok olmaz.
Arınç’ın sözlerini sadece kişisel yorumlamak doğru olmaz. Bir partinin, bir kitlenin vicdanının dile gelmesi bu. AK Parti içinde ‘iptal edilemez, yanlış’ diye düşünenlerin az olmadığının da ispatı. Alttaki huzursuzluk ve vicdan rahatsızlığı yukarılara çıktı ve Arınç’ın ağzından dile geldi. Ben bunu olumlu karşılıyorum. Vicdanın varlığı önemli olmaz mı?
Arınç’ın çıkışından Erdoğan ve parti yönetimi rahatsız olmuş mudur? Evet, en azından ‘konuşmanın ne gereği vardı, muhalefete malzeme vermenin ne faydası vardı’ gibi bir iç sesi duyar gibiyim. Çünkü hassas bir süreç. AK Parti iktidarının zor yılları… 31 Mart yenilgisinin acısı hala taze… Ve cumhurbaşkanlığı seçimi ‘çantada keklik’ değil.
VİCDAN YÜKÜ
Erdoğan siyasi hayatının finali için hazırlık yaparken ve rüzgar karşıdan eserken içeriden bir vicdan da olsa muhalif sesin yükselmesi kolay sindirilebilir bir şey değil. Arınç’ın destek verdiği kişi Erdoğan’ın en ciddi rakibi… İmamoğlu değil de başka bir isim olsa belki bu kadar dokunmazdı. ‘Arınç konuşur…’ diye bakıldığını da düşünmüyorum.
Hak hukuk ve vicdan mı yoksa her ne pahasına olursa olsun parti menfaati mı? Arınç oyunu ‘vicdandan yana kullandı’. Kendi hikayesine ve tarihe not düştü. Zaten AK Parti’nin yüklerini taşımaktan yorulmuş bir kişiydi. Özellikle son 10 yılda bagaj çok doldu. Arınç dayanamadı, Beştepe’teki görevinden çekildi. Biraz vicdan taşıyan bu kadar ağır yükle yaşayamaz.
Arınç’ın çıkışı kendisini ve vicdanını rahatlatmış olmalı… Benzer rahatlama ülkede yaşandı mı? Hayır… AK Parti yönetiminin Arınç’ın sesine kulak vermesi ve geri adım atması düşünülebilir mi? Asla… İmamoğlu operasyonu ters teptiyse, Erdoğan ve arkadaşları böyle düşünüyorsa Arınç’ın açtığı yoldan yürünebilir. Ben bu yönde bir ışık ve sinyal görmüyorum. Erdoğan siyaseti ‘mücadele ve kavga’ üzerine kurulu. Bu yaklaşım bugüne kadar kazandırdı da… 31 Mart istisna tabii.
İmamoğlu’nun tutuklanmasını da yorumladı Arınç. Genel bir çerçeve içinde değerlendirdi; ‘Siyasi tutukluluk hiç olmamalı. Demirtaş için de demiştim. Esenyurt’tan başlayarak hepsi için yargılamalarda önce iddianame yazılır, suça mahkeme karar verir. Ondan sonra tutuklama ve benzeri hususlar değerlendirilir. Bir büyükşehir belediye başkanının tutuksuz yargılanması esas olmalı…’
Değerli sözler… Yerinde tespitler… Ve öneriler… Hapishaneler ağzına kadar siyasi tutuklularla dolu. Erdoğan’ın 3 rakibi de demir parmaklıkların arkasında; Selahattin Demirtaş, Ümit Özdağ ve Ekrem İmamoğlu… Bu tesadüf olabilir mi? Buram buram siyaset kokmuyor mu? Yarın AK Parti iktidarı anlatılırken ‘hapishaneler’ ayrı yer tutacak. Muhaliflerden neredeyse hapishaneyi görmeyen kalmadı. Kimi bizzat içeride, kimi ziyaret için orada… Kiminin de kalbi Silivri ve diğer hapishanelerde… Bir ülkenin nabzı hapishanelerde atar mı? Atıyorsa normal karşılanır mı?
Keşke Erdoğan ve AK Parti, Arınç’ın sesine kulak verse… Korku yerine umut dağıtsa… Ülkede tekrar özgürlük rüzgarları esse… Vİcdan geri dönse… Demokrasi bayrağı dalgalansa… Ah keşke…
























