(The Turkish Post) – HATİCE YILDIZ
“Ey cılız bir kalemden dile gelen hakikat. Sen devleri bile korkutacak kadar mı korkunçsun…” Sabahattin Ali
Türkiye hiçbir zaman bağımsız ve özgür bir medyaya sahip olamadı, Dünya üzerinde de tam bağımsız bir basının var olduğunu söylemek elbette güç. Zira basının finansmanı bu özgürlüğü zorlaştıran, bir noktada “parayı verenin düdüğü çaldığı” dünya düzeninde, bundan münezzeh kalabilecek bir saha değil. Ancak tüm olumsuz etkenlere rağmen, iktidarı eleştirebilen, iktidarın yanlış uygulamalarını haber yapabilen ve bunu yaptığı için hürriyetinin ve ekmeğinin elinden alınmayacağını bilen bir alan, önemli oranda özgür basın kabul edilir. Dünya ölçeğinde basın özgürlüğü ile yönetim biçiminin demokratik-çoğulcu olması o ülkenin hukukun üstünlüğü ekseninde üst sıralamada yer alması arasında doğru orantı vardır. Hukukun üstünlüğü endeksinde geri sıralarda yer alan ülkeler basın özgürlüğünde de geri sıradadır. Örneğin hukukun üstünlüğü endeksinde 1. sırada yer alan Norveç, Basın Özgürlüğü endeksinde de 10 yıldır 92,72 puanla 1. sırada. Basın özgürlüğünde gerilerde yer almak basının sorunu olmaktan ziyade toplumun sorunudur aslında, çünkü susturulan bir medya kuruluşu değil toplumun gerçeği öğrenme hakkıdır.
Türkiye özellikle 2015 yılından bu yana özgür ve bağımsız basını hızla kaybettiği ciddi uygulamalara sahne oldu. Ancak bu hafta başı Halk TV gibi ana akımın dışına itilmiş, muhalefetin ve alternatif seslerin kamusal alana taşındığı bir kanalın “kayyum” sopasıyla hizaya sokulmaya çalışılması, Türk basın tarihi açısından yeni bir sayfa olmamakla birlikte tehlikeli bir eşiğin yeniden aşılmasıdır.
Kayyum mekanizması, şirketlerin mali veya hukuki krizlerinde geçici tedbir olarak tasarlanmış bir hukuki araç. Ne var ki son HALK TV olayında şirkete kayyum atanması bahane edilerek Halk TV susturuldu. Şirkete kayyum atanması başka bir hukuki müessesedir, bir yayın kuruluşunu kayyum yönetimine devretmek ayrı. Ancak hukukun her nevi eğilip bükülebildiği, olmuyorsa da yok sayıldığı bu dönemde, meseleyi “hukuka aykırılıkla” izah etme romantizmine kapılmayacağım. Mesele hukuka aykırılık değil, hukuku tanımamak, Anayasayı tanımamak ve en önemlisi yurttaşın doğru bilgiyi edinme hakkının kayyumlaştırılmasıdır.
Farklı görüşlerin, eleştirilerin ve hatta can sıkıcı gerçeklerin ekranlara taşınamadığı bir toplum, kendi sorunlarıyla yüzleşme kabiliyetini yitirir. İktidarın diliyle konuşmayan her odağı “milli güvenlik”, “finansal usulsüzlük” ya da soyut suçlamalarla hedef tahtasına koyup kayyum eliyle devralmak, topluma verilen çok açık bir mesaj aslında: “Sadece duymanızı istediğimiz kadarını duyacaksınız.”
Eleştirel basının tasfiyesi, kısa vadede karar vericilere rahat bir nefes aldırıyor gibi görünebilir. Ekranda dikensiz bir gül bahçesi yaratmak, sorunların gerçek hayattaki varlığını ortadan kaldırmaz yalnızca onları geçici bir süre görünmez kılar. Fakat gerçeğin inatçı bir huyu vardır; kapıdan kovsanız bacadan, televizyonu karartsanız sokağın fısıltısından, dijital mecraların çatlaklarından kimi zamanda bir doğal afetten sızmaya devam eder.
Basın özgürlüğü dahil pek çok alanda reformist bir anlayış, özgürlükler vaadiyle iktidara gelen siyasal iktidarın özellikle 2015 yılı sonrasından günümüze uzanan süreçte televizyon kanallarına, radyolara ve gazetelere yönelik kayyum atamaları, lisans iptalleri, yayın durdurma ve kapatma kararları uyguladığı ve basın üzerinde ciddi bir baskı kurduğu inkar edilemez bir vakıa. Son on yılda bu alanda neler yapıldığını hatırlamamız lazım.
2015 – 2016 (Kayyum Dönemi ve OHAL Kapatmaları)
- Ekim 2015 – İpek Medya Grubu (Kanaltürk, Bugün TV): Koza İpek Holding’e atanan kayyumlar eşliğinde polis ekipleri Kanaltürk ve Bugün TV binalarına baskın düzenledi. Canlı yayınlar kesildi, gazeteciler işten çıkarıldı ve kanalların yayın çizgisi tamamen değiştirilerek kısa süre sonra kapatıldı.
- Mart 2016 – Feza Gazetecilik (Zaman Gazetesi, Cihan Haber Ajansı): Zaman gazetesine kayyum atandı; gazetenin yönetimi devralınarak arşivleri ve yayın politikası tasfiye edildi.
- Temmuz 2016 – 15 Temmuz Sonrası KHK Kapatmaları: 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) kapsamında çıkarılan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile onlarca ulusal ve yerel televizyon/radyo kanalı bir gecede mühürlenerek kapatıldı.
- Ekim 2016 – Muhalif ve Kürtçe Yayın Yapan Kanalların Kapatılması: KHK yetkileriyle aralarında İMC TV, Hayatın Sesi TV, Özgür Gün TV, TV10 ve çocuk kanalı Zarok TV’nin (daha sonra yeniden açıldı) bulunduğu çok sayıda televizyon kanalının Türksat yayını kesildi, stüdyoları mühürlendi ve mal varlıklarına el konuldu.
2018 – 2021 (RTÜK Kıskacı, Ekran Karartmalar ve Olay TV Vakası)
- Mart 2018 – Doğan Medya’nın El Değiştirmesi: Doğan Grubu bünyesindeki CNN Türk, Kanal D gibi ana akım kanalların kamu bankası kredisi desteğiyle Demirören Grubu’na devredilmesiyle birlikte ana akım medya neredeyse tamamen iktidar kontrolüne girdi; bu durum Tele1, Halk TV ve KRT gibi kanalların alternatif haber merkezi haline gelmesine yol açtı.
- Aralık 2020 – Olay TV Olayı (26 Günlük Yayın): Merkez medyadan bağımsız bir haber kanalı kurma iddiasıyla yayın hayatına başlayan Olay TV, Cavit Çağlar’ın sahipliğinde yayına başladıktan yalnızca 26 gün sonra iktidar baskıları ve ortaklık krizleri gerekçe gösterilerek canlı yayında kapatıldı.
- 2020 – 2021 – Tele1 ve Halk TV’ye Ekran Karartma Cezaları: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), özellikle Tele1 ve Halk TV’ye 5 günlük ekran karartma ve yüksek idari para cezaları uygulamaya başladı. Bu dönemde kanalların ekranları birden çok kez 5’er gün süreyle tamamen karartıldı.
2022 – 2024 (Lisans İptalleri, Tutuklamalar ve Ağırlaşan Yaptırımlar)
- Haziran 2022 – Uluslararası Medyaya Lisans Engeli: RTÜK’ün lisans alma zorunluluğunu yerine getirmedikleri gerekçesiyle Deutsche Welle (DW) Türkçe ve Amerika’nın Sesi (VOA) Türkçe internet yayınlarına Türkiye’den erişim engeli getirildi.
- Şubat 2023 – Deprem Sonrası Cezalar: 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sırasındaki eleştirel yayınları nedeniyle Tele1, Halk TV ve FOX TV’ye (şimdi NOW TV) üst sınırdan para cezaları ve program durdurma kararları yağdı.
- Haziran – Ağustos 2023 – Merdan Yanardağ’ın Tutuklanması ve Tele1’e Karartma: Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ canlı yayındaki sözleri gerekçe gösterilerek tutuklandı. Ardından RTÜK, Tele1’e 7 günlük tam ekran karartma cezası verdi ve kanal bir hafta boyunca yayın yapamadı. Lisans iptali riski (RTÜK Kanunu Madde 32/5) ilk kez bu derece somut olarak gündeme taşındı.
- Mayıs – Temmuz 2024 – Açık Radyo’nun Karasal Lisansının İptali: 30 yıllık bağımsız radyo kuruluşu olan Açık Radyo’nun karasal yayın lisansı, bir programda kullanılan “Ermeni soykırımı” ifadesi ve sonrasında verilen program durdurma cezasının uygulanmadığı iddiasıyla RTÜK tarafından iptal edildi ve Ekim 2024’te karasal yayını tamamen susturuldu (yayınlarına internet üzerinden devam etmek zorunda kaldı).
Bu kronoloji, Türkiye’de eleştirel basına yönelik müdahalelerin varlığını koruduğunu sadece yöntem değiştirdiğini gösteriyor. Elbette ne yöntem uygulanırsa uygulansın bu durum özgür basından her geçen gün daha mahrum bırakıldığımız gerçeğini değiştirmiyor.
Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesi, uluslararası izleme örgütlerinin verilerinde son 20 yılda belirgin ve sürekli bir gerileme tablosu çiziyor. Bu alanda en geniş kabul gören referanslardan biri olan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, 180 ülke arasında yapılan sıralamalarla bu dönüşümü somut olarak ortaya koyuyor.
Yıllara Göre Türkiye’nin RSF Basın Özgürlüğü Endeksi Sıralaması Şu Şekilde:
| Yıl | Sıralama (180 Ülke) | Durum / Kategori | Öne Çıkan Gelişmeler ve Kırılma Noktaları |
| 2002 | 99. | Sorunlu | AB uyum yasaları dönemi, yasal reform beklentisi. |
| 2005 | 98. | Sorunlu | Yeni TCK yürürlüğe girdi; Türklüğe hakaret davaları (Madde 301) başladı. |
| 2010 | 138. | Zor Durum | Ergenekon/Balyoz süreçleri, tutuklu gazeteci sayısındaki ilk sıçrama. |
| 2013 | 154. | Zor Durum | Gezi Parkı eylemleri, ana akım medyada otosansür (“penguen medyası”). |
| 2016 | 151. | Zor Durum | İpek Medya ve Zaman grubuna kayyum; 15 Temmuz sonrası OHAL KHK’ları. |
| 2018 | 157. | Çok Ciddi | Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş, Doğan Medya’nın satışı. |
| 2020 | 154. | Çok Ciddi | Sosyal medya yasası, RTÜK’ün bağımsız kanallara ekran karartmaları. |
| 2022 | 149. | Çok Ciddi | “Dezenformasyon Yasası” (hapis cezası öngören sansür yasası) kabul edildi. |
| 2023 | 165. | Çok Ciddi | Deprem sonrası yayın yasakları, genel seçim atmosferi ve soruşturmalar. |
| 2024 | 158. | Çok Ciddi | Diğer ülkelerdeki düşüş sebebiyle teknik basamak artışı; puan kaybı sürdü. |
| 2025 | 159. | Çok Ciddi | Açık Radyo karasal lisans iptali, internet sansürü ve erişim engelleri. |
| 2026 | 163. | Çok Ciddi | Muhalif kanallara kayyum/lisans baskısı, bağımsız habercilere davalar. |
2026 yılı raporunun yayınlandığı https://rsf.org/en/2026-rsf-index-press-freedom-25-year-low sayfasında Türkiye için ayrılan özet aynen şu şekilde kaleme alınmış: “Türkiye’de (163. sırada), terörle mücadele yasaları, basın özgürlüğünü kısıtlamak için kullanılan tek yasa türü değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde, “dezenformasyon”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamalar, gazeteciliği baskı altına almak ve medya çalışanlarını hapse atmak için düzenli olarak araçsallaştırılıyor.”
2026 yılı itibariyle 180 ülke arasında 163. yani sondan 17. ülke olmak, münferit yargı kararlarından ziyade mülkiyet yapısının siyasallaşması, idari para/yayın cezaları (RTÜK), dijital erişim kısıtlamaları ve yargısal yaptırımların eşgüdümlü bir biçimde işletildiği, basının tek tipleştirildiği yapısal bir mekanizmaya işaret ediyor. Bu öylesine korkunç bir sıra ki; iç savaşın yaşandığı Yemen’in 1 sıra üzerindeyiz. Etiyopya bizden 35 sıra yukarıda, Kamboçya bizden 33 sıra yukarıda. Bu tablonun ülkenin hayrına olmadığı tartışmasız.
Basın özgürlüğünü savunmak, herhangi bir kanalın yayın çizgisini veya ideolojisini koşulsuz onaylamak anlamına gelmez, tam aksine, en aykırı sesin bile hukukun keyfi müdahalelerinden bağımsız şekilde konuşabilme güvencesini savunmaktır. Bir yandan da şu soruyu hatırdan çıkarmamak lazım; bir iktidar-yönetim neden özgür basından rahatsız olur? Sakındığı, kaçındığı ne vardır da bunları toplumun duymasını, bilmesini istemez? Şayet böyle bir durum varsa o siyasal anlayış, bulunduğu ülkede nasıl ortak ve onurlu yaşam inşa edebilir? Bu soruları pozitif yanıtlar vermek, tarihsel örnekleri ile de mümkün değil.
O yüzden toplum, kendi hürriyeti, kendi insanlık onuru, kendi ekmeği, çocuklarının gelecekleri için susturulan her sesin neden susturulduğunu, fanatik bağlarından arınarak sorgulamalı. Sorgulamak, fanatizmden evladır.
Hakikatten ayrılmayanlara selamlarımla.





















