(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Orhan Veli Kanık ismini duymamış olamazsınız. En azından bir şiiri de kulağınıza değmiştir. ‘İstanbul’u dinliyorum gözüm kapalı’ örneğin… 14 Kasım ölüm yıldönümüymüş. Tesadüf bu ya, ben de İstanbul’un seline kendini bırakmış, tarihi şehrin kalp atışlarını dinliyordum. ‘Kapıldım gidiyorum / Bahtımın rüzgarına…’ şarkısı eşliğinde… “Ey ufuklar diyorum / Yolculuk var yarın”. İstanbul bırakmadı beni, çıkamadım yola…
Madem ki Üsküdar civarında yazıyorum ‘Orhan Veli’den söz etmeliyim. Bir kaç gündür şiirleri dilime pelesenk oldu. Ankara’da yazsaydım, Erdal İnönü’nün son anları ile şaşıracağınızı düşündüğüm anekdotlar aktaracaktım. Yazının da ruhu var… Yeri gelir mekan yazıyı belirler. Üsküdar deyince akla ilk Orhan Veli gelmez elbette. Belki Yahya Kemal gelir. 1 Kasım doğum günü büyük şairin.
Üsküdar sokaklarında çok dolaşmış. Tarihi camileri uzaktan seyretmiş. Nedense içine girmeye cesaret edememiş. Yok, kararımı verdim öteden boşuna göz kırpmasın bugün Orhan Veli’den yanayız. Yahya Kemal’in de sırası gelir. Boğazdan geçerken ‘Aziz İstanbul’ şiirini mutlaka şarkı olarak dinlerim. Size de öneririm. Bülent Ersoy arka fonda ezan sesleriyle birlikte harika okuyor. Mısralara adeta can veriyor. Yedi tepeli İstanbul’u yaşıyorsunuz.
Orhan Veli’yi nasıl bilirsiniz? Bir şiirinde “Ölünce biz de iyi adam oluruz” der. Bu topraklarda ölünün arkasından iyi konuşulur. Hayırla yad edilir. Şair de farkında… ‘İyi adam’ deneceğinin. İlla ‘iyidir’ demek için ölmesini mi beklemek lazım…? Başka kültürlerde şöyle bir söz var mı acaba; ‘Kel ölür sırma saçlı olur / Kör ölür badem gözlü olur’. Orhan Veli’nin derin izler bırakan sıra dışı garip bir şair olduğu muhakkak.
Ölümü ilginç… İstanbul’u yazdığına bakmayın… Hayatının önemli bölümü Ankara’da geçmiş. Devlet memurluğu yapmış. 1950 Kasım’ı… 36 yaşında genç bir adam kafası dumanlı, yüreğinde dinmeyen aşk acısı soğuk bir Ankara gecesinde sokakta yürürken… Belediyenin açtığı çukura düşer. Ah bu belediye çukurları… Kaç yıl geçti aradan bir şey değişmedi. Orhan Veli bir ayağı çukura bastığı an kendini yerde bulur. Ve başını sert zemine çarpar. Rivayet o ki beyin damarlarında zedelenme olur.

Ertesi günü İstanbul’a gelir. Ablasına yaşadığı kazayı anlatır. Bacaklarında oluşan çizik ve morlukları gösterir. Başından söz etmez. Orhan Veli bir kaç gün sonra arkadaşının evinde ‘son nefesini’ verir. Ölüm nedeni ‘beyin kanamasıdır’. ‘Aşırı alkolden’ kaynaklandığını iddia eden de çıkar, çukurun neden olduğunu ileri süren de… Kardeşi Adnan Veli abisi hakkında yazdığı kitapta şöyle der:
“1950 yılında Ankara’da bir karanlık sokakta, belediye tarafından kazılan fakat işaret konmayan bir hendeğe düştü. Başını fena zedeledi. İki gün sonra İstanbul’a geldi. Vücudundaki sızılardan şikayet ediyordu. 14 Kasım Salı günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi, hastaneye kaldırıldı. Beyninde damar çatlaması yüzünden başlayan baygınlığın sebebi ilkin hekimler tarafından anlaşılamadı. Alkol zedelenmesine karşı tedavi yapıldı…”
Bir döneme adını veren şairin ölümüne belediye çukurunun neden olması gerçekten dramatik. Belediye Başkanı hangi partidendi diye sormazsınız umarım. Ülke çok partili hayata yeni yeni geçiyor. Başkanı bir partiliden ziyade bürokrat olarak düşünün. Garip bir adamın garip ölümü… Orhan Veli’nin başını çektiği sanat akımına ‘Garip’ dendi. ‘Birinci Yeni’ ismini uygun görenler de var. Fakat ‘garip’ daha çok yakışıyor.
Neredeyse Cumhuriyetin ilk nesli… Yeni bir devlet kurulmuş. Alfabe değişmiş. Sadece devlet değil edebiyat ve sanat da eskiyi ret etmiş, yeni arayışlara yönelmiş. Geleneğin zinciri kopmuş. Yeni ve beyaz bir sayfa açılmış. Garip ve tuhaflıklarla dolu bir dönem… Orhan Veli o dönemin ruhunu en iyi yansıtan şairlerin başında gelir. Gayri, ‘sevgili veya yar’ ulaşılmaz olmaktan çıkmış. “Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dâbâd’a…” mısralarının yerini “Nasıl unuturum seni ben / Vesikalı yarim?’ almış.
Niyetim Orhan Veli’nin edebi yönünü değerlendirmek, şiirlerinin tahlilini yapmak falan değil. Size bu dünyadan bir garip Orhan Veli geçti demek… Hayatındaki tuhaflıklardan söz etmek… Bir iki şiirini paylaşmak. Yazdığı şiir ‘tuhaf’ anlamında ‘garip’ karşılandı.
Kendisini hep gariban manasında ‘garip’ diye tanımladı. İşte çok bilinen şiirlerinden biri; “İstanbul’da, Boğaziçi’nde / Bir fakir Orhan Veli’yim / Veli’nin oğluyum / Târifsiz kederler içinde…”. Babası fakir ve garip falan değil. Müzik adamı, sanatçı… Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda şef…
Rivayet olunur ki bu şiiri okuyunca babası biraz bozulmuş. Oğlu Orhan Veli’ye dönüp “Oğlum fukaralığını dünya aleme ilan ediyorsun da beni niye karıştırıyorsun” dediği söylenir. Aile fakir falan da değil. Baba tarafı İzmir’in büyük tüccarlarından… Varlıklı bir aileden yani. Avare, derbeder bir hayat Orhan Veli’nin kişisel tercihi… Yaşamı hiç de ciddiye almamış; “Ölürüz diye mi üzülüyoruz / Ne ettik ne gördük şu fani dünyada / Kötülükten gayrı / Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış / Hepsini unuturuz”.
İçkiye, aleme, kadına düşkünlüğünü gizlememiş. Ankara sokaklarında sarhoş dolaşmış. Şiire de sokmuş; “İçkiye benzer bir şey var bu havalarda / Kötü ediyor insanı, kötü / Hele bir de hasretlik oldu mu serde / Sevdiğin başka yerde / Sen başka yerde…”. Ahmet Haşim “Akşam, yine akşam, yine akşam / Göllerde bu dem bir kamış olsam!” derken Orhan Veli “Bir de rakı şişesinde balık olsam…” diye yakınır. O dem devlet erkanı da balolarda…
Belki en çok bilinen mısrası; “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye…”. Ben öteden beri ‘Beni bu güzel havalar mahvetti’ mısraını dilimden düşürmedim. Güzel hava insanı mahveder mi? Bazen beni de perişan ederdi güzel, güneşli havalar… Herhalde hakkını verememenin hüznüydü. Peki Orhan Veli neden mahvoldu kulak verelim mi; “Böyle havada istifa ettim / Evkaftaki memuriyetimden / Tütüne böyle havada alıştım / Böyle havada aşık oldum / Eve ekmek ve tuz götürmeyi / Böyle havalarda unuttum / Şiir yazma hastalığım / Hep böyle havalarda nüksetti / Beni bu güzel havalar mahvetti”.

Okur okumaz beni çarpan ve hafızama kazınan şiiri ise… Tamam Orhan Veli şiiri işportaya, pazara düşürmüş… Sevgiliyi vesikalı yare dönüştürmüş. Ama yeri geldiğinde olağanüstü mısralar da yazmış. Hakkını teslim etmek lazım. İşte benim en sevdiğim şiiri; “Ağlasam sesimi duyar mısınız / Mısralarımda / Dokunabilir misiniz / Gözyaşlarıma / ellerinizle? / Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel / Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu / Bu derde düşmeden önce / Bir yer var, biliyorum / Her şeyi söylemek mümkün / Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum / Anlatamıyorum…”.
Orhan Veli’nin hayatı hakkında yazılmış çok kitap var. Kız kardeşi Fürüzan Yolyapan’ın abisiyle ilgili anı ve tanıklığı ‘Ağabeyim Orhan Veli’ adıyla 4 yıl önce yayınlandı. Kitapta aile hakkında ilginç ve renkli bilgiler var. Soyadı mesela… ‘Kanık’ nereden çıktı? Orhan Veli, babasıyla birlikte karar vermiş. ‘Kanaatkar’ demek… Annesi hiç beğenmemiş, “Ben bu soyadını kullanmam. Nedir bu böyle kanaatkar falan. Siz zaten safsınız, her şeye kanarsınız” diye diretmiş. Sonra pes etmiş. Annesi ‘ilk göz ağrım’ dediği Orhan Veli’nin şiirlerini pek beğenmezmiş. Oğluna sık sık “Doğru dürüst şiir yaz…” diye takılırmış. Kitapta ‘edebiyat tarihçileri bulsun’ dediği sevdiği kadının adı da var.
Orhan Veli Kanık gibi sıra dışı garip ve tuhaf ismi bir yazıya sığdırmak kolay değil. Ölüm yıldönümünü vesile kılarak kısaca hayatından ve şiirlerinden alıntılarla anlatmak istedim. Umarım dağarcığınıza yeni şeyler eklemişimdir. Öyle ya da böyle Orhan Veli bir ülke gerçeği… Bu toprakların insanı… Garip dönemin garip şairi. Eskiyle bağını koparmış, yeniyi inşa edememiş ara dönemin sanatçısı… Hayatında, şiirlerinde bir dönemin izlerini görmek mümkün. “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye…”. Aynı mısrayı Orhan Veli için de kullanabilir miyiz? Kim bilir belki şair kendisini anlattı, Süleyman Efendi’yi falan değil. Galiba öyle…





















