(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
İki hafta üst üste ‘futbol yazısı’ olur mu? Niye olmasın..? Sadece futbol fanatiklerinin okuyacağı içerik ve üslupla yazmıyorum ki ben. Siyasetten de sosyolojiden de ‘alıntılarla’ süslüyorum metni. Futbolda yaz molası bitti, lig yeniden başladı. Bunu nasıl görmezden gelebilirim? Futbol hayatın bir gerçeği değil mi? Fanatik bir takım taraftarı değilim fakat futbolu ‘tutku derecesinde’ yakından izliyorum. Yalnızca Türk futbolunu da değil, Avrupa liglerine da göz atmayı ihmal etmem. İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya gibi liglerde ne olup bittiğini öğrenmek isterim.
Özellikle de İngiltere… Liverpool bir zamanlar beni fazlasıyla heyecanlandıran takımdı. Ian Rush’ın attığı goller hala gözlerimin önünde. Yenilmez armadaydı. Sonra tahtını diğer takımlara kaptırdı. Ve fakat küllerinden doğmasını bildi. Geçen yıl açık ara puanla şampiyon oldu. Muhammed Salah takımın gözdesiydi. Gol ve asist kralıydı. Hem geçmişten gelen nostaljik duygular, hem de Salah faktöründen dolayı Liverpool’un şampiyonluğundan keyif aldım. Guardiola’nın M. City’si büyük hayal kırıklığıydı. Geçici bir düşüş müydü yoksa kalıcı mıydı? Bu yıl göreceğiz. Sırf bunun için bile İngiliz futbolu izlemeye değer.
Futbolda Arabistan unsuru öne çıktı. Büyük yıldızlar son demlerini Arap liginde geçirmeye başladı. Ronaldo 40 yaşına rağmen hala formasını çıkarmadı. Eski halinden eser kalmasa da Arabistan’da iş yapıyor. En iyi bildiği iş olan ‘gol atmayı’ sürdürüyor. Bir ara Çin ve Amerika gibi ülkeler de futbola yatırım yaptı. Avrupa’dan yıldızlar transfer etti. Son yıllarda biraz geri plana düştüler. Arabistan sahne aldı. Futbol sıcağa rağmen Arap çöllerinin gözde oyunu oldu. Galatasaray Osimhen’i Arapların elinden zor kurtardı. Petrol parasıyla baş etmek kolay değildi çünkü.
FUTBOL VE SİYASET
Lig biraz siyaseti andırmıyor mu? İki büyük parti ve diğerleri… Galatasaray, AK Parti gibi… İktidar… Fenerbahçe ise CHP’den farksız. İkinciliklerin takımı. CHP biraz toparladı. 31 Mart’ta ipi göğüsledi. Fenerbahçe de başarabilir mi? Türk futbolunda Galatasaray’ın ‘bariz üstünlüğü’ tartışma götürmez bir gerçek. Üst üste 3 kez şampiyon oldu. Her üçünde de yarıştığı takım ‘ezeli rakibi’ Fenerbahçe’ydi. Lig adeta iki parçaya bölündü. En üste birbiriyle çekişen iki takım ve diğerleri… Beşiktaş ve Trabzon gibi ‘büyükler’ üçüncülük ancak mücadelesi verebildi. Bu tablonun değişmesi zor. Benzer manzaranın bu yıl da tekrarlanması olası… Transferlere ayrılan bütçe bunun göstergesi… Galatasaray oturmuş kadrosuna rağmen Sane gibi bir dünya yıldızını kadrosuna kattı. İmkansız gibi görünen Osimhen’i takımda tutmayı başardı. Hedef Avrupa artık…
Fenerbahçe ligde olduğu gibi transferde de bir adım geride kaldı. Bir Osimhen ve Sane’si yok. Duran, Semedo, Brown gibi oyuncular kuşkusuz Türkiye standartların üzerinde… Fakat şampiyonluk için yeterli mi? Galatasaray’a karşı üstünlük sağlayabilir mi? Evet cevabını vermek zor. Ligi domine etmeleri kolay değil. Rakip çok güçlü… Futbolun ‘özel adamı’ Mourinho bile soru işareti… Geçen yıl fark oluşturamadı. Sezonu şikayetle geçirdi. Türk futboluna hak etmediği suçlama ve ithamlar yöneltti. Mourinho değil de bir başka yabancı olsaydı çoktan kapı önüne konurdu. Mourinho’nun tolere çıtası oldukça yüksek… Bu sezon mazereti yok.
İkinciliklerin takımı Fenerbahçe’nin lige hazır olduğunu söylemek zor. Başkan Ali Koç’un koltuğu sallantıda… Gelmeyen şampiyonluklar hayal kırıklığı oluşturdu. Taraftar sadece tepkili değil öfkeli de… Her puan kaybı ‘istifa’ sloganlarıyla karşılandı. Koç, direnmeyi seçti. 10 binin üzerinde imzaya rağmen ‘devam’ yönünde karar verdi. Kongre taleplerine ‘hayır’ diyemedi. Eylül’de kongreyi toplayacak. Oysa yaz ayları yeni başlangıç ve beyaz sayfa için iyi bir fırsattı. Güvenoyu alırsa sorun yok ya kaybederse… Yeni yönetim kucağında bir enkaz bulmuş olmayacak mı? Bir ‘kayıp yıl’ daha yaşanmayacak mı? Koç her açıdan soru işareti…
Ne başarıyı yönetebildi ne başarısızlığı… “Ben başkan olduğum sürece Fenerbahçe’yi şampiyon yapmayacaklar” dedi. Fakat çekilmeyi de göze alamadı. Hem hocaya hem de futbolculara bir bahane verdi. Takımın yıllardır şampiyon olamamasını ‘Ankara’ya yani siyasete bağladı. Bunu bazen ima etti, bazen açıkça dile getirdi. Siyaset neden Koç’a tavır koysun? İstediği zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşebildi. Kongresini yapmış, güven tazelemiş veya yeni bir yönetimle lige başlamak daha iyi olmaz mıydı? Kuşkusuz öyle… Fakat Koç nedense kongre için sonbaharı seçti. Kazanacağından da emin. Ciddi itirazların olduğu da gerçek.
Bu şartlarda Fenerbahçe’nin lige hazır olduğunu söylemek mümkün mü? Değil elbette. Avrupa kupalarına da iyi başlayamadı. Feyenoord’a deplasmanda kaybetti. İlk yarıyı çöpe attıktan sonra toparlandı fakat yetmedi. Son dakikalarda yediği golle sahadan boynu bükük ayrıldı. 1 gol da olsa eleme maçlarında galibiyet avantaj sağlar. Salı günü kendi saha ve seyircisi önünde eğer turu geçemezse çok kötü başlangıç yapmış olacak. Bu psikoloji lige de kongreye de yansır. Önceliği lig olsa da taraftar Edirne’nin ötesinde de başarı ister. Yolun başında saf dışı kalınmasına tahammül edemez. Fenerbahçe ‘şampiyonluk olmazsa olmaz’ hazırlığında değil.
BEŞİKTAŞ VE TRABZON FAKTÖRÜ
İki takımlı yarışın seyir zevkini, ligin heyecanı ve keyfini düşüreceği muhakkak. Beşiktaş ve Trabzon gibi takımların da mücadeleye katılması lazım. Bütçe kuşkusuz önemli fakat her şey değil. Beşiktaş düştüğü yerden kalkabilecek bir takım. Sonuçta o bir kartal… Ve kartallar yüksek uçar. Ruh ve motivasyonun bütçeyi, parayı yendiği çok oldu. Geçen sezon Beşiktaş büyük maçların takımıydı. Fenerbahçe’yi hem içeride hem de deplasmanda yendi. Galatasaray’a ‘dur’ demesini bildi. Yoksa namağlup şampiyon olacaktı. Büyük maçları kazanıp da Adanademirspor gibi takımlara kaybetmiş Beşiktaş’ı gerilere itti. Okyanusu geçti, derede boğuldu. Trabzon her zaman lige damgasını vurmuş bir takım. Fatih Tekke ile umuda sarıldı yine. Yarışa katılacak o ruh Bordo Mavili renklerde mevcut…
Lige bakıldığında İstanbul takımlarının çokluğu dikkat çekici… Tam 7 takım var. Tabii bir kota söz konusu olamaz. Fakat futbolun Anadolu’ya yayılmasında da fayda var. Futbol şehirleri var. Fakat takımları yok. Dolu tribünlere oynayan Eskişehir, Bursa, Sivas alt liglerde… Gönül ister ki süper ligde daha fazla şehir temsil edilsin. Trakya’nın takımı yok. Güneydoğu’nun da… Gençlerbirliği Ankara’nın futbol eksikliğini giderdi, tekrar süper lige döndü. Yoksa başkentsiz bir lig yaşanacaktı. Ankara şampiyon çıkaramamış bir başkent… Türk futbolunun geleceği konuşulurken sıklet merkezinin tek bir şehirde toplandığı gerçeğini de masaya yatırmak gerekmez mi? Lig, İstanbul ligine dönmemeli… Anadolu devreye sokulmalı…
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin taraftarı olduğu Karagümrük tekrar süper ligte… Küme düşerken isyan etmişti Bahçeli; “Karagümrük’ün ligten düşmesine rıza göstermiyorum. Süper Lig’te kalmalıdır. O aynı zamanda futbolun da gümrüğüdür.” Bahçeli futbola ilgi duyan siyasilerden… Geçen yıl söylediği şu cümle çok anlamlıydı; “Türk futbolunda olmayan tek şey futboldur. Bunun dışında ne aranırsa bulunacaktır” dedi. Futbol bu… Ne aranırsa bulunur. Bahçeli bunu olumsuz anlamda söyledi. Saha dışı faktörlerin varlığına kimsenin itirazı yok. Sistem büyük takımların lehine işliyor. Mağdur olan yine Anadolu…
Lig başladı, sıkıştırılmış bir fikstür ve takvim söz konusu… Haziran’ın ikinci haftasında dünya kupası maçları başlayacak. Milli maçlar da lig kadar heyecana gebe… Türkiye Amerika’daki şampiyonaya katılabilecek mi? İspanya gibi dişli rakipleri var. Futbol dolu günler bizi bekliyor. Eksiği, yanlışı çok Türk futbolunun… Hollandalı ünlü futbol adamı Frank Rijkaard’ın dediği gibi: “Aslında her şeyden biraz var Türk futbolunda. Ama hiçbir şeyden tam yok.”
Haksız değil Rijkaard…























