(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Bugün kısa yazıyla karşınızdayım. Hani, Çetin Altay vaktiyle “Bugün canım yazı yazmak istemiyor” demiş ya… Benzer psikoloji içindeyim. Anadolu topraklarının gördüğü en ağır facialardan olan 6 Şubat depremi üzerine yazacaktım. Fakat depremin bile siyasi polemiğe dönüşmesi canımı sıktı. İktidar ve muhalefet partilerinin sözcüleri birbirlerine laf yetiştirmekte meşgul. Ayrıntıya girmeyeceğim, hakaret cümlelerini içim acıyarak okudum. Millet olmanın tanımında ‘ortak acı, keder’ yok muydu?
Bu mu olacaktı 6 Şubat’tın yıldönümünde konuşulması, tartışılması gereken? Bu coğrafyanın altı fay hatlarıyla dolu… Deprem ülkenin gerçeği… Zaten sürekli kendini hatırlatmaktan da geri durmuyor. Önce Erzincan’dan ses verdi. ‘Unutmayın beni…!’ dedi. Sonra Balıkesir’den… Deprem gerçeğine göre bir yaşam inşa etmekten başka çare yok. Dün depremler oldu, yarın da olacak. Yerleşim yerlerinin buna göre konuşlanmasından başka çıkış var mı? Depreme ‘oldu bitti’ denebilir mi? Her büyük depremi sanki ‘ilk kez yaşıyor şaşkınlığı’ yetmedi mi? Kimin evinde bir deprem çantası var?
1999 Marmara büyük depremi… Ülkeyi derinden sarstı. Binlerce kişi yaşamını yitirdi. Yaralı ve psikolojisi bozulanların oranı çok yüksekti. Devlet enkaz altında kaldı. Gölcük ve çevresine saatler sonra ancak ulaşabildi. Sözde ‘dönüm noktası’ olacaktı. Unutulmayacaktı. Sürekli hatırlanacaktı. Her yıldönümünde acı tekrar tazelendi. Sonuç bir avuç insan dışında ülke çapında bir deprem duyarlılığı oluştu mu? Maalesef hayır… Bir deprem külliyatı yazıldı mı? Hem bilimsel hem edebi… Kamuoyuna mal olan dokunaklı bir filmi bile çekilemedi.
6 Şubat 1999’dan da ağırdı. Üzerinden 3 yıl gibi uzun bir süre geçti. Fay hatlarının üzerine inşa edilen binalar yerle bir oldu. Onbinler yaşamını yitirdi. Geniş bir bölge deprem travması yaşadı. Yargı bazı müteahhitlerin peşine düştü. Peki kamunun hiç mi suçu, hatası ve günahı yoktu? O devasa binalara ruhsat veren yerel yöneticilerden ibret alem için de olsa ceza alan oldu mu? Maalesef hayır… Vicdan azabı çektiği için koltuğunu bırakana, istifa edene rastlandı mı? Başta bölge insanı olmak üzere toplum suçu olanın cezalandırıldığına inanıyor mu? Hesap sorulduğu kanaatinde mi? Kim bu sorulara gönül rahatlığıyla evet diyebilir.
Deprem siyasi polemik yapılmayacak kadar hassas bir konu değil mi? Devletin yaptıkları var, yapamadıkları var…! Bir inşaat seferberliği başladı. Konutlarına taşınan depremzedelerin sayısı az değil. Fakat hala konteynırlar da yaşayanlar var mı? Evet, var… Kolay mı bu kadar ağır facianın altından kalkabilmek? Muhalefetin, iktidarın aksayan yönlerini söylemesinden daha doğal ne olabilir? Ama polemik konusu yapmadan… İktidar da her söyleneni boşa çıkarma çabasına girmeden… Tartışılabilseydi keşke. Üstelik olay sadece inşaat sorunu da değil.
Deprem yalnızca binaları yerleri bir etmedi. İnsanları da yıktı. Travma çok ağırdı. Bölgenin psikolojilerini bozuldu. İnşaat kadar bir sosyal ve psikolojik seferberlik de söz konusu olmalı değil miydi? Bütün hücreleriyle o gecenin şokunu yaşayan bir depremzede yeni hayatına nasıl tutunacak? Yakınlarını yitirenler yeni bir sayfa açabilecek mi? Devlet gerekli desteği verebildi mi? Her şey maddiyat değil. Manevi ve moral boyutu da ihmal edilmemeliydi. Ne kadar yerine getirilebildi? En azından yıldönümünde sağlıklı bir dökümü yapılması gerekmez miydi?
Manevi deyince inanç sahipleri için depremin başka boyutları da söz konusu… Vakiyle Mehmet Kutlular Marmara depremi için ‘ilahı ikaz’ hatırlatması nedeniyle gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı. Şu alemde her olup bitenin bir manevi yönü olduğu muhakkak. Deprem gibi bir olayı maneviyattan soyutlamak mümkün mü? Pozitivist düşünce sadece bilim diyebilir, fakat herkes için bu izah yeterli olmayabilir. Ki Anadolu inanç ikliminin egemen olduğu bir coğrafya… 6 Şubat acaba bu yönüyle değerlendirildi mi? Ülke inancı önemsediğini söyleyen bir iktidarın yönetimi altında… Ben bu açıdan depremin konuşulduğuna pek tanık olmadım.
Bir batılı deprem uzmanının cümlesini okumuştum, çok ürperticiydi. Adıyaman’ı, Kahramanmaraş’ı gördükten sonra “Siz Tanrı’yı gazaba getirecek ne yaptınız?” diye sormuştu. İnanç sahibi bir kişinin kendisine sorması gereken soru değil mi? Kişi de değil, toplum bu özeleştiriyi yapabildi mi? Günahlarıyla yüzleşmeyi göze alabildi mi? Kendisinin değil de, başkasının günahı ve hatası üzerine mi söylenip durdu? İnsan ve toplum inanç ve kutsalı olmadan yaşayamaz. 6 Şubat her yönüyle ders ve ibretlerle dolu… Kim için? Akıl ve vicdan sahipleri icin…?
Şu ayetler sadece namazda okunmak için mi? Anlamı üzerine hiç düşünülmeyecek mi; “Yer büyüklüğüne uygun o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığı… Yer bütün ağırlıklarını; ölülerini, hazinelerini fırlatıp dışarı çıkardığı… Ve insan şaşkın şaşkın: “Ne oluyor buna?” dediği zaman!… İşte o gün yer, üstünde olan biten bütün haberlerini anlatır: Çünkü Rabbin ona böyle yapmasını emretmiştir… O gün insanlar, yaptıkları işlerin kendilerine gösterilmesi için kabirlerinden çıkıp hesap yerine bölük bölük gelirler… Artık kim zerre ağırlığınca bir iyilik yapmışsa, onu görür… Kim de zerre kadar bir kötülük yapmışsa, onu görür…”.
İbret ve ders almak isteyen akıl ve vicdan sahipleri için 6 Şubat çok ama çok şeyler anlatıyor… Hem maddi hem manevi açıdan… Keşke 3. yıldönümünde bu ders ve ibretleri konuşabilseydik, tartışabilseydik… Ah keşke deprem gerçeğini siyasi polemiklere kurban etmeseydik… De bir anka kuşu gibi küllerimizden gerçekten yeniden doğabilseydik. Kısa dedim ama yine kendimi tutamadım… ‘Bugün canım hiç yazı yazmak istemiyor’ derken haksız mıymışım?
























