(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
Kızı LGS sınavına giren matematik öğretmeni bir annenin sınav sonrası tavrı sosyal medyada viral oldu. Ne yalan söyleyeyim, geçmişteki annelik tavırlarım sebebiyle hissettiğim suçluluk duygusu azaldı, içim azıcık rahatladı.
Öğretmen arkadaş, muhtemelen başarılı bir matematik öğretmeni olması hasebiyle, kızının matematik sorularında yaptığı beş yanlış yüzünden çevresine rezil olduğunu söylüyor, “Bana yazıklar olsun! Ben ne iyi bir anne ne de iyi bir öğretmen olabilmişim.” diyordu.
O öfkeyle lanet okuduğu kişinin kendisi değil de kızı olduğunun farkında mıydı, bilemem. “Lanetli çocuk” asıl bombayı sona saklamış besbelli, anneyi sadece yakın arkadaş çevresinde değil bütün dünyada lanetli hâle getirdi.
Hep söylüyorum da kimse bana inanmıyor: Anneler kutsal varlıklar değildir. Bırakın erkekler çocuk doğurma gibi bir mucizeyi gerçekleştiremediklerinden ötürü bazen bizi kıskansınlar, bazen de bizden büyülensinler. Bu hâlden onları vazgeçiremeyiz, ama sevgili anne kadınlar biz kendimizi biliyoruz yahu.
Şimdi oturup matematik öğretmeni arkadaşın ifadelerini söylemsel analize mi tabi tutalım? Böyle yapmaya kalkarsak bir yanımızda Michel Foucault diğer yanımızda Pierre Bourdieu beliriverir. Aslında daha kalabalık bir düşünür ordusunun içinde buluruz kendimizi ama son zamanlarda bu iki zihne yaslanarak çalıştığım için önceliğime girdiler.
Yavrucak daha on üç- on dört yaşında olmalı. Bu yaşta dünyayı bambaşka alanlarda çözümlediği için besbelli, üniversite eğitiminin bir halta yaramadığını çoktan anlamış. Genç ama zamanın çok gerisinde kalmış annesine bu hakikati nasıl anlatsın? Çünkü anne çocuklarının dizi dibinde öğrenmeye yönelmiş bir öğrenci değil, hayatın gerçeklerini ve en mükemmel yaşama yöntemlerini yavrusuna öğretmeye adanmış bir öğretmen. Ne yapsın kadın, kendisi böyle bir ortama (alana) doğmuş, kendisine zerk edilenlerle büyümüş, yetişmiş ve kendince başarılı olmuş. Mutlu olmuş mu bilemeyiz ama başarının sağladığı hazzı tattığı kesin. Kendi tattığı hazzı evladı da tatsın istiyor, hepsi bu.
Çocuğun derin sessizliğinde ve bilgece duruşunda ise kendisine dayatılan pastoral iktidara azimli ve kararlı bir karşı duruş var. Çocuk ne kadar üzgün olsa da özür dilemeye, annesini rahatlatmaya, bu türlü hataları hayatı boyunca bir daha yapmayacağına ilişkin sözler vermeye ve annesini dünyanın en iyi annesi olduğuna inandırmaya kalkışmıyor. Sesi çıkmıyor ancak biz iç sesini rahatlıkla duyuyoruz: Bana dayattığınız bu sisteme karşı çıkıyorum, neysem o olacağım! Gelecek seferki sınavdan en az on yanlışla çıkmazsam senin gibi olayım anne!
O evde bundan sonra olacakları tahmin etmek zor değil.
İçimdeki aynada kendi geçmişimizi seyrederek yazdığım bu komik görünümlü yazı, içimi çok acıttı. Çocuklarımın hepsi birer ikişer üniversite okudular, ama günün sonunda yine kendi içlerinde gömülü alanlara yöneldiler.
Aslında kendime çok haksızlık yapmamalıyım, bu konuda yaptığım hatalar kendimi damgalayacak kadar ağır olmasa gerektir. Fakat o dönemler geçip de geriye baktığımda, sebep olduğum hasar için dizlerinin dibine çöküp af dilediğim çocuklarım beni affetmekle kalmadı, “siz olmasaydınız bugün böyle olamazdık” bile dediler.
…
Bu sistem mağduru yavruların ve annelerin bu tatlı buluşmayı yaşamalarını diliyorum. Evlatla anne (ebeveyn) arasında uçurum olmamalıdır, çünkü o uçurumlar her iki tarafı da yutar.























