(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Tatil zamanı…
Valizler hazırlandı…
Rezervasyonlar yapıldı…
Rotalar yeniden çizildi…
…ve bir tek soru eksik kaldı.
Nereye gidiyoruz?
Haritada keşfedilmeyi bekleyen bir yere mi?
Yoksa birbirimize mi?
Çünkü insan, bazen bin kilometre yol gidiyor, yine de dinlenemiyor.
Yorgun düşen bedenin gölgesinde, arayış içinde olan bir ruhu teselli etmenin telaşı yaşanıyor…
Bazen de, akşam vakti evinin balkonunda içtiği bir bardak çay, bütün yorgunluğunu alıyor.
Demek ki mesele yol değilmiş…
Mesele hâl imiş…
Bugün çocuklarımızın odalarında her şey var.
Ama bazılarının hafızasında, birlikte geçirilen bir vakit, beraber yıldızlara göz kırpılmış akşamlar yok…
Oyuncaklar fazlasıyla var.
Tablet, internet, cep telefonu, oyun konsolları…
Fakat dedesinin anlattığı bir hikâyede kendisi yok.
Anneannesinin yaptığı bir gözlemenin kokusu yok.
Babasıyla çıktığı uzun bir yürüyüşü yok.
Annesiyle mutfakta un içinde kaldığı bir öğleden sonrası yok.
Oysa insanı büyüten, kendinde var eden bunlar ve benzerleri değil midir?
Biz bazen çocuklarımıza en iyisini vermeye çalışıyoruz.
En iyi okul…
En iyi kurs…
En iyi tatil…
Belki de en çok ihtiyaç duydukları şey, bizim en pahalı imkânlarımız değil; en içten zamanımızdır.
Çocuk için en kıymetli hediye, “Bugün tamamen seninleyim.” diyebilen bir anne ve babadır.
Eskiden insanlar daha mı zengindi?
Daha mı rahattı?
Birbirlerine daha yakındılar.
Kapılar daha çok çalınırdı.
Sofraları daha kalabalıktı.
Çaylar daha uzun demlenirdi.
Muhabbet daha geç biterdi.
Kimse “Vaktim yok.” demezdi.
Çünkü vakit bulunmazdı.
Vakit ayrılırdı.
Bugün en çok kaybettiğimiz şey de belki budur.
Birbirimize ayırdığımız zaman.
Tatil, işte onu geri kazanmak için güzel bir fırsat.
Bir büyüğün kapısını çalmak.
Bir akrabayı aramak.
Mahallenin yalnız yaşayan yaşlısını ziyaret etmek.
Çocukları dedeleriyle, nineleriyle baş başa bırakmak.
Bunlar küçük işler gibi görünüyor olabilir elbet ama kesinlikle değil…
Bir çocuğun karakteri tam da böyle günlerde şekilleniyor.
Vefayı kitaptan öğrenmiyor.
Anne ve babasını izleyerek öğreniyor.
Merhameti derste görmüyor.
Paylaşılan bir lokmada görüyor.
Şükrü ezberlemiyor.
Sofrada hissediyor.
Belki de tatilin en büyük kazancı budur.
İnsanı yeniden insana yaklaştırması.
Bir de şu telaşımız var.
Her anı kaydetmek istiyoruz.
Fotoğraf, video, paylaşım, beğeni vb…
Oysa bazı anlar yalnızca yaşanmak içindir.
Dedenizin anlattığı bir hatırayı kameraya almak yerine gözlerinin içine bakarak dinleyin.
Çocuğunuzun kahkahasını paylaşmak yerine ona eşlik edin.
Çünkü ekranların hafızası dolabilir.
İnsan kalbinin hafızası kolay kolay silinmez.
Bu yaz çok uzaklara gitmek zorunda değilsiniz.
Yakınlarınıza gitmeniz de yeter.
Belki memlekete…
Belki anneannenizin evine…
Belki yıllardır ihmal ettiğiniz bir dosta…
Belki sadece aynı sofranın etrafına…
Çünkü bazen insanın en uzun yolculuğu, kendi evine yaptığı yolculuktur.
Yıllar sonra çocuklarınız size hangi otelde kaldığınızı sormayacak.
Ama şunu hatırlayacaklar:
“Babam benimle yürümüştü.”
“Annem bana çocukluğunu anlatmıştı.”
“Dedem bana dua etmişti.”
İşte o zaman anlayacağız.
Güzel geçen tatil, en çok gezilen tatil değildir.
En çok hatırlanan tatildir.
Ve insanın hafızasında en uzun kalan yollar, sevdiklerine çıkan yollardır.
…her yolculuğunuz, kalbinde size taht kurmuş sevdiklerinizin gönül kapılarında yeni bir başlangıcın ilk bekleyişi olsun…






















