(The Turkish Post) – EMİR ÇELİK
Hikaye 1990’ların ortasında başladı. BİM’in Türkiye’ye getirdiği “indirim market” konsepti, o dönem için devrim niteliğindeydi: sınırlı ürün çeşidi, yüksek stok devir hızı, minimum operasyonel maliyet. Amaç netti: mahalle bakkalından, küçük manavdan daha ucuza mal satmak, dar gelirli ailenin bütçesine nefes aldırmak.
Bu model o kadar başarılı oldu ki, kısa sürede A101 ve ŞOK da aynı formülle piyasaya girdi. Üç harfli isimleriyle özdeşleşen bu zincirler, geleneksel bakkalların pazar payını hızla erittiler. Bugün gelinen noktada bu üçlü, modern perakendenin büyük bölümünü domine ediyor.
Peki bu domination ne anlama geliyor? İşte tam burada işin can alıcı noktası başlıyor. Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı bir ön rapor, sektörde ciddi bir “oligopol” tartışması başlattı. Rapora göre, “pazar paylarının seyri izlendiğinde, ilk dört firmanın pazar payı artarken, yerel ve küçük marketlerin pay kaybettiği görülmektedir.” Daha da çarpıcısı, bu ilk dört firmanın üçünün doğrudan indirim marketi olması ve bu marketlerin özel markalı ürün ağırlığının diğer marketlere göre çok daha fazla olması. Yani zincirler, kendi ürettirdikleri, kendi fiyatlandırdıkları, kendi raflarına koydukları ürünlerle piyasayı şekillendirir hale geldi.
Bu üretim modeli de dikkat çekici: söz konusu özel markalı ürünler çoğunlukla küçük ve orta ölçekli üretici ya da çiftçiye ürettiriliyor. Yani zincirler, tedarik zincirinin en başındaki üreticiyle de doğrudan pazarlık gücüne sahip; fiyatı sadece raftaki tüketiciye değil, tarladaki üreticiye de dikte edebiliyorlar.
Peki bugün gerçekten “ucuz” mu bu marketler? Tüketicilerin deneyimlerine bakıldığında işler o kadar net değil. Fiyat karşılaştırma platformlarının ortaya çıkması bile bu belirsizliğin bir göstergesi: BİM, A101, ŞOK, Migros ve CarrefourSA fiyatlarını karşılaştırmak için artık ayrı web siteleri, ayrı mobil uygulamalar geliştirilmesi gerekti. Bir ürün bir markette ucuzken, aynı ürün başka bir zincirde daha pahalı olabiliyor. Yani “indirim marketi” etiketi, artık otomatik olarak “en ucuz” anlamına gelmiyor.
Konsolidasyon da hız kesmeden sürüyor. 2026 yılında A101’in CarrefourSA’yı satın alması, indirim modeliyle tam sepet alışverişini aynı çatı altında birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Bu, pazardaki oyuncu sayısının daha da azaldığı, kalan büyük zincirlerin elindeki gücün daha da pekiştiği anlamına geliyor.
Sonuç olarak ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Bir zamanlar “biz ucuzuz, mahalledeki bakkaldan daha hesaplısınız” diyerek pazara giren zincirler, bugün o bakkalın, o manavın, o küçük marketin yerini tamamen aldı. Artık tüketicinin “nereden ucuza alırım” diye kıyaslayacağı bir yerel alternatif neredeyse kalmadı; kıyaslama, üç-dört büyük zincirin kendi arasında yapılıyor. Ucuzluk vaadiyle yola çıkanlar, bugün pazarın patronu oldu; fiyatı artık rekabetin değil, birkaç büyük oyuncunun belirlediği bir düzen kuruldu. Şimdi ayakta kalan bazı yerel marketlerden de daha pahalı bir duruma geldiler.






















