(The Turkish Post) – EMİR ÇELİK
Bir soru sormak istiyorum, belki saçma gelecek ama son aylarda gelen faturalara bakınca insanın aklına gerçekten bu geliyor: Ankara Büyükşehir Belediyesi suyu ithal mi ediyor?
Çünkü mantık şunu söylüyor: Bu yıl Ankara’ya bol yağmur yağdı, barajlar doldu, “su sıkıntısı” diye bir gündem bile kalmadı. Normalde beklersiniz ki, kaynak bollaştıkça maliyet düşer, fatura da ona göre şekillenir. Ama Ankaralı’nın eline geçen tablo tam tersini gösteriyor.
Rakamlara bakalım: Bundan bir süre önce 600 lira bandında gelen su faturaları, şimdi 1.000 lira sınırını aştı. Bir abone, mart döneminde 604 lira öderken nisan döneminde aynı tüketim için 910 lira ödemiş. Bir başkası, mayıs ayında iki katına yakın bir artışla karşılaşmış. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı kararla konutlarda kullanılan suyun metreküp fiyatı 58,06 TL’den 156,19 TL’ye çıkarılarak yüzde 169’luk bir zam yapılmış. 2019’da 5 TL olan metreküp fiyatı, bugün 156 TL’ye dayanmış durumda.
Peki bu artışın gerekçesi ne? İşte tam burada iş çorbaya dönüyor. ASKİ, “biz zam yapmadık, mahkeme kararı gereği yüzde 10 yansıttık” diyor. AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek ise “ben zammı iptal ettirdim” diyor. ASKİ buna karşılık, Gökçek’in açtığı davanın aslında dar gelirlinin kullandığı indirimli tarifeyi ortadan kaldırdığını, 1 milyon 128 bin abonenin bu yüzden daha yüksek tarifeden su ödemek zorunda kalacağını söylüyor. Yani iki taraf da “suçlu diğeri” diyor, fatura ise vatandaşın kapısına aynı şekilde geliyor.
Vatandaşın anlattıkları da cabası. Mamak’ta oturan bir abone diyor ki: “Normalde alıştığımız şey neydi? Su ucuzdur derdik. Şimdi su faturaları elektrikle eşitlendi.” Bir başka abone, aynı tüketimle bir ay 457 lira öderken ertesi ay 818 lira ödediğini anlatıyor. Bir başkası, üç aylık dönemde faturasının 425 liradan 910 liraya çıktığını, aynı ay içinde bazen iki ayrı fatura kesildiğini söylüyor.
Şimdi soruyu tekrar soralım: Barajlar dolu, yağış bol, kaynak sorunu yok. Peki bu maliyet artışı nereden geliyor? Elektrik ve doğalgaz girdileri, işçilik maliyetleri elbette bir gerekçe olabilir; kurumlar da zaten bunu öne sürüyor. Ama sokaktaki vatandaşın algısı çok net: “Bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı, ama faturam yağmur değil, sanki dolar üzerinden fiyatlandı.”
Belki de mesele suyun kendisinde değil. Belki mesele, iki siyasi cenahın birbirini suçlarken, ortada kalan faturanın hangi kalemden şiştiğini kimsenin tam olarak açıklayamamasında. Belediye başkanı topu milletvekiline, milletvekili topu belediye başkanına atarken, arada kalan yine 5 milyonu aşkın Ankaralı abone oluyor.
Yani hayır, Ankara Büyükşehir Belediyesi elbette suyu ithal etmiyor. Ama vatandaşın sorduğu soru aslında çok daha basit: Kaynak bollaştıysa, fatura neden bollaşmadı da katlanmaya devam etti?
Su Fiyatlarını İndirme Yetkisi Kimde?
Ankara’da su tarifelerini belirleme yetkisi, 2560 sayılı ASKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ne ait. Tarife önerisi ASKİ Genel Kurulu ve Yönetim Kurulu’nda hazırlanıp Büyükşehir Belediye Meclisi’nin onayına sunuluyor; meclis kararı olmadan herhangi bir zam ya da indirim resmiyet kazanmıyor. Dolayısıyla su fiyatlarının indirilmesi de yine aynı mercinin, yani Büyükşehir Belediye Meclisi’nin alacağı yeni bir kararla mümkün. Nitekim son zam tartışmasında da meclisin bu yetkiyi kullanarak tarifeyi değiştirdiği, kararın hukuki dayanağının ise mahkeme süreciyle şekillendiği görülüyor. Vatandaşın “fatura neden düşmüyor” sorusunun muhatabı da bu çerçevede doğrudan belediye meclisi oluyor; merkezi hükümetin ya da başka bir kurumun bu tarifeyi tek başına indirme yetkisi bulunmuyor.





















