The Turkish Post) – EKİN TANYEL
3 gün önce, 21 Mayıs’ta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’nı mutlak butlanla hükümsüz saydı. Karar, Özgür Özel ve mevcut parti yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırırken, partiyi adeta 2023 kurultayı öncesindeki yapısına geri döndürdü. Reuters, bu gelişmeyi muhalefete vurulan son darbe olarak nitelendirdi. Bloomberg ise kararın hemen ardından Borsa İstanbul’da yüzde 6’ya varan sert düşüş yaşandığını, işlemlerin geçici olarak durdurulduğunu ve devlet bankalarının yaklaşık 6 milyar dolarlık döviz satışı yaparak lirayı desteklemeye çalıştığını aktardı. Piyasa çalkantısı o kadar hızlı yayıldı ki, aynı gün içinde acil ekonomi toplantıları yapıldı ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, makrofinansal istikrarı koruma mesajı verdi.
Bu şartlar altında bankası JPMorgan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Haziran’da gerçekleşecek bir sonraki PPK toplantısında, politika faizini yüzde 37’den yüzde 40’a yükselteceğini öngörüyor. Reuters’in 22 Mayıs 2026 tarihli haberine göre analistler, bu adımın 11 Haziran’daki Para Politikası Kurulu toplantısında ya da daha erken bir tarihte atılabileceğini belirtiyor. Gerekçe, son günlerde belirginleşen siyasi kaynaklı piyasa dalgalanması. JPMorgan’ın raporunda vurgulandığı gibi yükselen siyasi riskler, Türk lirasını tam da hassas bir dönemde ağır baskı altına alıyor.
Bu tahmin, sadece bir uyarı olmaktan öte, piyasaların gerçek zamanlı tepkisini yansıtıyor. Uluslararası basın, olayı yalnızca bir parti içi hukuki uyuşmazlık olarak ele almıyor. Associated Press ve The New York Times, mahkeme kararını muhalefet liderliğine karşı sistematik bir müdahale şeklinde yorumladı. Financial Times ise Türkiye’de yargı bağımsızlığının giderek zayıfladığını ve bunun doğrudan yatırımcı güvenini sarstığını vurguladı. Guardian ve Euronews de benzer bir çizgide; siyasi belirsizliğin arttığını, liderlik krizinin derinleştiğini ve demokrasi tartışmalarının yeniden alevlendiğini yazdı. İnsan hakları örgütleri ve Avrupa Birliği çevreleri ise kararı “endişe verici” bulduklarını ifade etti. Bu yorumlar, hukuki istikrarın ekonomik güvenilirlikle doğrudan bağlantılı olduğunu bir kez daha öne çıkarıyor.
ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın son faiz kararlarını değerlendirdiği raporunda dikkat çekici mesajlar verdi. Raporda, TCMB’nin son toplantıda politika faizini mevcut marjinal fonlama faizine yükseltmemesinin kendileri açısından sürpriz olduğu belirtildi. Goldman Sachs analistleri, Merkez Bankası’nın politika faizini artırmak yerine likiditeyi faiz koridorunun üst bandından vermeyi tercih ettiğine dikkat çekti. Banka, Mayıs ayındaki son değerlendirmesinde 2026 yıl sonu politika faizi tahminini yüzde 30’dan yüzde 35’e yükseltti. Analistler, enflasyonun inatçı seyrini ve enerji fiyatlarındaki yükselişi gerekçe göstererek bankacılık sektörü beklentilerini de aşağı yönlü revize etti. Bu revizyon, siyasi çalkantının yarattığı belirsizlikle birleşince, Türkiye’nin para politikasında daha uzun süreli bir sıkı duruşun kaçınılmaz olabileceğini işaret ediyor.
Piyasalar bu tabloyu hiç yadırgamadı. Kararın açıklandığı saatlerde hem borsa hem de kurda sert hareketler yaşandı; yabancı yatırımcılar yeniden “siyasi risk primi” hesaplamalarına yöneldi. JPMorgan’ın acil faiz artışı uyarısı ile Goldman Sachs’ın uzun vadeli yukarı revizyonu bir araya gelince, Türkiye ekonomisinin yeni bir belirsizlik döngüsüne girdiği görülüyor. Analistler, bu tür siyasi gelişmelerin carry trade fırsatlarını riske attığını, dışarıdan içeriye sermaye akımlarını yavaşlattığını ve enflasyonla mücadelede ek yük yarattığını kaydediyor.
Hükümet cephesi “yargı bağımsızdır, ekonomi istikrarlıdır” mesajını tekrarlıyor. Ancak uluslararası finans çevreleri, acil döviz müdahaleleri ve borsa stopajı gibi tedbirlerin sorunun derinliğini ortaya koyduğunu düşünüyor. Reuters ve Bloomberg’in ortak değerlendirmesi şu yönde: Siyasi belirsizlik, lirayı savunma maliyetini her geçen gün artırıyor ve uzun vadeli yatırımcı iştahını köreltiyor.
Mutlak butlan kararı, dışarıdan bakıldığında sadece bir mahkeme hükmü olmanın ötesinde, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik görünümünü yeniden şekillendiren bir dönüm noktası olarak okunuyor. Mutlak derken sanki mutlakiyeti de çağrıştırır gibi… Kısa vadede belki bir faiz kalkanı devreye girer; ancak uluslararası sermaye, hukuki öngörülebilirlik ve siyasi istikrar olmadan kalıcı güvenin oluşmayacağını net biçimde belirtiyor. Dış dünya, Türkiye’nin bu virajı nasıl atlatacağını yakından izliyor. Piyasalar ise, siyasi kaynaklı her çalkantının ekonomik bedelini hepimize ağır bir şekilde ödettiğinin bir kez daha hatırlatıyor.























