(The Turkish Post) – EKİN TANYEL
Tarihte hiçbir sistem “Biz çökeceğiz” diyerek yola çıkmadı. Çoğu düzenliydi, sessizdi, itaatkârdı. Herkes yerini biliyor, kimse soru sormuyordu. Zaten sorun da tam olarak burada başladı.
Ekonomik ve yönetsel aktörlerin zamanla bağımsız düşünen öznelere değil, sadece verilen emri yerine getiren (metaforik) kurşun askerlere dönüştüğü her yapı, kısa vadede rahatlar. Kontrol artar, itiraz azalır, kararlar hızlanır. Ancak bu rahatlık aldatıcıdır. Çünkü kurşun asker düzeni, sistemi ileri taşımak yerine onu içten içe kemiren bir yapıya dönüştürür.
Bugün bunun en çarpıcı örneklerinden biri Venezuela’dır. Petrol gelirleriyle uzun yıllar ayakta kalan ekonomi, liyakat yerine siyasi sadakatin esas alındığı bir yapıya dönüştüğünde hızla çözüldü. Devlet şirketleri, alanında yetkin yöneticiler yerine merkeze mutlak bağlı isimlere teslim edildi. Kâğıt üzerinde herkes görevini yapıyordu; pratikte ise üretim düştü, kaynaklar buharlaştı ve toplum hızla yoksullaştı. Kurşun askerler sistemi korudu sandı; ama aslında onu kilitledi.
Benzer bir tablo Rusya’da da görüldü. 2000’li yıllardan itibaren ekonomik aktörler giderek bağımsız girişimciler olmaktan çıkıp, siyasi merkeze bağlı oligarklara dönüştü. Rekabet yerini sadakate, hukuk yerini keyfîliğe bıraktı. Kısa vadede istikrar sağlandı; uzun vadede ise ekonomi birkaç sektöre sıkıştı, yenilikçilik zayıfladı ve sistem dış şoklara karşı kırılgan hale geldi. Kurşun askerleşen elitler, sistemi esnek değil; sert ve kırılgan bir yapıya dönüştürdü.
Çin örneği ise daha karmaşık ama öğreticidir. Uzun süre liyakat ve performans esaslı bir bürokrasiyle büyüyen sistem, son yıllarda siyasi uyumun ekonomik rasyonelin önüne geçtiği bir evreye girdi. Teknoloji şirketlerine yönelik ani müdahaleler, özel sektör aktörlerine verilen belirsiz mesajlar ve merkezileşen karar alma süreçleri, “yanlış yapma” korkusunu derinleştirdi. Sonuçta girişimcilik cesareti azaldı, sermaye daha temkinli hareket etmeye başladı. Kurşun asker mantığı burada henüz çöküş üretmedi; ama yavaşlama sinyalleri net biçimde görülüyor.
Macaristan’da da benzer bir desen var. Kurumların giderek siyasallaşması, bağımsız denetim mekanizmalarının zayıflatılması ve “bizden olan–olmayan” ayrımı, liyakati arka plana itti. Bu ülkelerde sistem hâlâ çalışıyor gibi görünüyor; fakat beyin göçü, yabancı yatırımın yavaşlaması ve toplumsal kutuplaşma alarm veriyor.
Bu tür yapılarda ilk çöken unsur her zaman liyakattir. Çünkü liyakat soru sorar. Soru soran insan rahatsız eder. Oysa kurşun asker, sorgulamaz ve kimseyi rahatsız etmez; sadece uygular. Böylece sistem, en yetkin olanları değil, en uyumlu olanları yükseltir.
Ardından kaynaklar verimsizleşir. Devlet destekleri, teşvikler ve krediler; değer üretene değil, doğru ilişkilere sahip olana akar. Kısa vadede bu durum “kontrollü büyüme” gibi sunulur; uzun vadede ise üretkenlik düşer, ekonomi içe kapanır.
Güven erozyonu bu aşamada hızlanır. İnsanlar bir sabah uyanıp isyan etmez; ama yatırım yapmamaya, risk almamaya, ses çıkarmamaya başlar. Sistem görünürde sakindir; aslında durmuştur.
Ve sonunda yetenekli insanlar gider. Son yıllarda birçok ülkede hızlanan beyin göçü, bunun en somut göstergesidir. Gidenler genellikle en uyumlu olanlar değil; en üretken, en sorgulayıcı olanlardır. Geriye kalanlar ise düzeni sürdürür ama ileri taşıyamaz.
En tehlikeli yanı şudur: Kurşun asker düzeni uzun süre “idare ediyor” gibi görünür. Ta ki ilk ciddi kriz gelene kadar. O an geldiğinde, sistemin içinin ne kadar boşaltıldığı anlaşılır. Kurşun askerler ateş edemezler ve düşünemezler. İşlevleri daha çok zahiridir, görüntüdedir. Gerçekte yapabilecekleri sınırlıdır. Bu yüzden çöküş hızlı ve sert olur.
Tarih artık sadece kitaplarda değil. Canlı örneklerle, güncel ülkelerle önümüzde duruyor.
- İtaat düzen yaratır.
- Akıl ise sistemi yaşatır.
Kurşun askerlerle kurulan düzenler sessizdir. Ama bu sessizlik, çoğu zaman yaklaşan ya da yaşanmakta olan derin krizin habercisidir.






















