The Turkish Post) – EKİN TANYEL
Türkiye’de ekonomi yönetimi ile seçim takvimi arasındaki ilişki, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde daha görünür hale geliyor. Bugün Ankara kulislerinde en sık konuşulan senaryolardan biri, 2028 yılının ilkbaharında özellikle Mart-Nisan döneminde — bir erken seçim ihtimali. 2027 için konuşulan seçim takvimi kafalarda biraz ertelenmiş durumda.
Bu ihtimalin arkasındaki en kritik ekonomik araçlardan biri ise “baz etkisi” olarak öne çıkıyor. Çünkü Türkiye’de yıllık enflasyon oranlarının düşmesi her zaman fiyatların gerçekten ucuzladığı anlamına gelmiyor. Çoğu zaman geçmiş dönemdeki aşırı yüksek artışların hesaplamadan çıkması, yıllık oranlarda teknik bir gerileme yaratıyor. Ekonomide buna mekanik baz etkisi deniliyor.
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri Aralık 2021, Aralık 2022 döneminde yaşandı. Aralık 2021’de aylık enflasyon %13,58 gibi tarihi seviyede açıklanmıştı. Bir yıl sonra, Aralık 2022’de aylık artış %1,18’e gerileyince yıllık enflasyon %84,39’dan %64,27’ye düştü. Ancak bu düşüşün önemli bölümü fiyatların kalıcı biçimde dengelenmesinden değil, önceki yılın aşırı yüksek verisinin endeksten çıkmasından kaynaklandı. Yani vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı ile açıklanan resmi düşüş arasında ciddi bir fark oluştu.
Türkiye ekonomisinin son 50 yılı incelendiğinde benzer örnekler sıkça görülüyor. 1978-1980 dönemi, 1988-1994 arası ve son olarak 2021 sonrası süreç, yüksek enflasyon sarmalının belirginleştiği dönemler oldu. 1994 krizinde yıllık enflasyon %105’in üzerine çıkarken, 1980’de %94 seviyeleri görüldü. Bu dönemlerin ortak özelliği, zirve yapan enflasyonun ardından baz etkisiyle, bir sonraki dönem için yıllık oranlarda hızlı geri çekilmelerin yaşanmasıydı. Ancak söz konusu düşüşler çoğu zaman yapısal iyileşmeden değil, matematiksel gerçeklerden beslendi.
Bugün ekonomi yönetiminin önünde benzer bir senaryonun bulunduğu değerlendiriliyor. Buna göre 2026 yılının görece yüksek enflasyonla tamamlanması, ardından 2027 boyunca baz etkisinin güçlü şekilde devreye girmesi ve 2028’in ilk çeyreğinde yıllık resmi enflasyonun %15-20 bandına çekilmesi hedeflenebilir. Böyle bir tablo, ekonomik gerçeklik tam anlamıyla değişmese bile kamuoyunda “enflasyon kontrol altına alındı” algısını güçlendirebilir.
Bu nedenle baz etkisi yalnızca teknik bir ekonomi kavramı değil, aynı zamanda siyasi iletişimin de önemli araçlarından biri haline geliyor. Çünkü seçmen davranışında çoğu zaman hissedilen refah kadar açıklanan resmi verilerin oluşturduğu psikolojik atmosfer de etkili oluyor.
Dün gerçekleşen önemli bir gelişme ise bu tartışmaları daha da artırdı. 9 Mayıs 2026 tarihinde TÜİK Başkanlığı’na beni bir Başkanın atanması, ekonomi çevrelerinde sıradan bir bürokratik değişim olarak değerlendirilmedi. Özellikle son yıllarda TÜİK verileri üzerindeki tartışmalar düşünüldüğünde, bu değişikliğin zamanlaması dikkat çekici bulundu. Bazı yorumcular, yeni dönemde enflasyon hesaplamaları ve veri iletişiminde farklı bir yaklaşımın öne çıkabileceğini düşünüyor.
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, 2028 Mart-Nisan döneminde yapılabilecek olası bir erken seçim (normalden 1-2 ay erken bile olsa) senaryosu daha anlamlı hale geliyor. Böyle bir takvim, bir yandan anayasal adaylık tartışmalarına siyasi bir çözüm zemini oluşturabilir, diğer yandan da baz etkisinin yardımıyla resmi verilerde belirgin şekilde gerileyen enflasyon görüntüsü eşliğinde seçime gidilmesini sağlayabilir.
Ancak burada kritik soru şu: Açıklanan enflasyon ile vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı arasındaki fark ne kadar açılacak? Çünkü seçim sonuçlarını belirleyen yalnızca istatistikler değil, toplumun ve sokaktaki vatandaşını günlük geçim dertleri olacak.






















