(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Ekim’in 1’i siyaset için ‘özel gündür’. Milletvekillerinin tatili biter, Meclis kapılarını ‘yasa yasama’ dönemine açar. Cumhurbaşkanlarının ‘açılış konuşmasını’ yapması öteden beri süre gelen gelenektir. Siyasete bir ‘yol haritası’ çizer. Meclis’e ‘misyon’ yükler. Süleyman Demirel Suriye’ye gözdağını Meclis’in açılışında vermişti. Abdullah Öcalan’ın İmralı ile sonuçlanacak macerası öyle başladı. Ahmet Necdet Sezer’in konuşmalarını hatırlıyorum, uzun bir kitapçığı okurdu.
Eskiden cumhurbaşkanları tarafsızdı. Bir partisi yoktu. Parti içinden çıksa bile ‘üyeliğini sonlandırma’ zorunluluğu vardı. Kuvvetlerin net çizgilerle ayrıldığı sistemin ahenkli çalışması için ‘hakem rolü’ oynardı. Liderlerle sık sık bir araya gelirdi. Parlamenter sistem değişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet yönetimi işbaşında. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘yürütmenin başı’. Tarafsız ve partisiz değil. Aynı zamanda AK Parti’nin genel başkanı. İki şapkası bir arada…
Parlamenter sistemin aksayan yönleri vardı. Dış etkilere açıktı. Siyaset dışı odakların müdahaleleri sık sık yaşanırdı. İki veya daha fazla partilerin bir araya geldiği koalisyon hükümetleri siyaseti istikrarsızlaştırdı. Kısa ömürlü hükümetler yaşandı. Anayasa değişikliği ile Türk tipi başkanlık sistemine geçildi. Yeni yönetimin de aksayan yönleri oldu. Kuvvetler ayrılığı büyük oranda aşındı. Meclis’ten denetim yetkisi alındı. Güç ‘cumhurbaşkanlığında’ toplandı.
Yargının bağımsızlığı tartışma konusu oldu. Çünkü kritik noktalara atamalarda cumhurbaşkanı söz sahibi… Parlamenter sistem sorunluydu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet yönetimi de aynı şekilde. Sistem içindeki ‘fren – denge’ ayarı bozuldu. 2028 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olacağına kesin gözüyle bakılan Mansur Yavaş’ın en büyük vaadi, ‘parlamenter sisteme dönüş’. Ekrem İmamoğlu’nun da benzer mesajları oldu. Doğru sistemini arayan ülke durumunda bugün Türkiye…
Geçen yılın 1 Ekim’inde ‘açılım sürecinin’ fitili ateşlendi. MHP Lideri Devlet Bahçeli oturduğu yerden kalktı, herkesin şaşkın bakışları arasında gitti DEM yöneticilerin elini sıktı, hal hatır sordu. Bu önce ‘insani bir davranış’ olarak algılandı. Ve fakat çok geçmeden siyasi olduğu anlaşıldı. MHP Lideri ‘Öcalan açılımı’ yaptı. “Meclis’e gelsin, konuşsun…” dedi. Kamuoyu bu çıkışları anlamlandırmakta zorlandı. Ardından “DEM, İmralı’ya gitsin…” önerisini getirdi. Süreç böyle başladı.
İlerleme sağlandı mı? 1 yıl uzun süre… Tatmin edici düzeyde olmasa da adım atıldı. Sembolik olarak silahlar yakıldı. PKK kendini feshetti. Meclis’te komisyon kuruldu. Yasal düzenleme için siyasi zemin oluştu. 2025’in 1 Ekim’i sürecin ivme kazanacağı dönemin başlangıcı olacak. Komisyon dinleme faslının sonuna geldi. Hükümete ‘yasa önerileri’ yapacak. Komisyona başkanlık yapan Numan Kurtulmuş ‘tekliflerin kolay ve zor maddeleri olacağını’ açıkladı. Zor olanı tahmin etmek zor değil. Şiddete bulaşmış terör mensupları hakkında yapılacak ‘infaz düzenlemesinin çerçevesi’ bugünden de tartışma konusu…
Geçen yıl CHP milletvekillerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan Genel Kurul salonuna girdiğinde ayağa kalkıp kalkmayacağı merak konusuydu. Yeni genel başkan ‘saygı’ dedi, Erdoğan’ı ayakta karşıladı. Bu yıl tavrı değişti. CHP Meclis’in açılış oturumuna katılmayacak. Bir bakıma protesto edecek. Ana muhalefet partisinin protestosu siyasi açıdan önemli ve anlamlı. Bugüne kadar örneğine pek rastlanmadı. Siyaset için CHP’siz açılış hiç de arzu edilen bir durum değil. Özel CHP’nin tavrını gözden geçirir mi?
Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, Özgür Özel’in tavrını yanlış buldu. “Genel Başkan’dan ricam, bu yanlış karardan dönmesi ve 1 Ekim günü parlamento çatısı altında birlikte olmaktır” dedi. Yerinde ve isabetli bir çağrı… Fakat karşılık bulması kolay değil. Numan Kurtulmuş devreye girebilir mi? Şu ana kadar herhangi bir adım atmadı. En azından kamuoyuna yansıyan bir mesajı yok. Arınç’ın hassasiyeti aslında Kurtulmuş’tan beklenirdi. Kurtulmuş’un Özel’le ilişkileri iyi…
CHP’nin geri adım atması zor. Gerekçesi ağır çünkü; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu yıl karşılamıyoruz. Çünkü bize karşı bir darbe girişiminde bulunmuştur, milli iradenin tecelli ettiği o çatının altında bize, geleceğin iktidar partisine ve bir sonraki Cumhurbaşkanı’na Amerika’dan Trump’tan icazetli darbe yapanla aynı çatının altında olmayacağız. Meclis’e girmeyeceğiz. O, Meclis salonunda bulunduğu sırada biz olmayacağız. Onun katıldığı, eğer resepsiyona katılacaksa resepsiyona da katılmayacağız…” CHP’nin Erdoğan’a tavrı Meclis açılışında ‘siyasi protestoya’ dönüşecek.
Geçen yıl olduğu gibi bakalım yine ‘siyasi sürprizler’ yaşanacak mı? Kulaklar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında vereceği mesajlarda, gözler ise MHP Lideri Bahçeli’de olacak…






















