(The Turkish Post) – CEYHUN ASLAN
Kamuoyuna yansıyan bazı haberleri okuduğunuzda, bize ne oluyor, diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Anne ve babasını gözünü kırpmadan öldüren canilerden, devlet gücüyle çocuklarının cinayetini örtbas etmeye çalışan kamu güçlerini görüyorsunuz. Haliyle bu da toplumda, kamuya ve devlet bürokrasisine duyulan güveni zedeliyor. Ancak spesifik bir örnek genele mal edilemez tabii ki. Bundan dolayı özellikle kamuda çalışan, üst düzey bürokratlarından memuruna kadar ciddi hassasiyet göstermek zorunda. Ama bazı örneklere şahit olduğunuzda ağzınız açık kalıyor. Hem de ne açık!
Geçtiğimiz günlerde kanser tedavisi gören bir yakınım ciddi manada rahatsızlandı. Yaklaşık 4 yıldır Gazi ve Hacettepe Hastanesi’nde bütün tetkikleri ve tedavileri yapılıyordu. Kolon kanseri olduğu için, ameliyat sonrasında steril ortamlarda bulunması ve iyileşme sürecinin iyi tetkik edilmesi gerekiyordu. Kanser evresinde son aşama olduğu için aile olarak bütün yollara başvurmayı da ihmal etmedik. Geçtiğimiz ay yakınımız yeniden devlet hastanesine geldi. Ve son bir kez daha ameliyat için gün aldı. Ancak kamuda çalışan hastane doktorları onu Bayındır Hastanesi’ne yönlendirdi. Orada iyi bir ameliyat geçireceğini, kendilerinin de ameliyata katılacağını söylediler.
Yakınımız da, sadece hastane masraflarını ödeyeceğim düşüncesi ile ameliyat teklifini kabul etti. Neticede cerrahi müdahale oldu. Ama ameliyat sonrasında Gazi ve Hacettepe Hastaneleri’nde görevli devlet doktorları, yakınlarından toplam 1 milyon lira bıçak parası istedi. Bir doktora 750 bin lira diğerine de 250 bin TL ödeme yapıldı. Hem de hastanenin karşısında bulunan lüks AVM’deki bir ofiste. Allah’tan ki aile yakınları ödeme bilgilerini ve ofisi kayıt altına aldı. Sağdan soldan borç alınarak yapılan cerrahi müdahale, hayatta bir gün fazla kalmak için verilen bir çabanın örneğiydi. Ancak devlet doktorlarının, kamuda yapabileceği bir ameliyatı, özel bir hastanede parayla yapması bana etik gelmedi. Tabii ki karar toplumun…
SAĞLIK, TOPLUMUN VİCDANIDIR
Açıkça söylemek gerekirse, sağlık sistemi, bir toplumun vicdanıdır. O vicdanın en görünür yüzü ise doktorlardır. Ancak son yıllarda özellikle büyük şehirlerde giderek yaygınlaştığı iddia edilen bazı uygulamalar, bu güven duygusunu ciddi biçimde aşındırıyor. Ankara’da kamu hastanelerinde görev yapan bazı akademik unvanlı hekimlerin, aynı zamanda özel hastanelerde yüksek ücretli ameliyatlara girerek ciddi kazançlar elde etmesi; bunun ötesinde “bıçak parası” adı altında kayıt dışı ödemelerin talep edilmesi, yalnızca etik bir sorun değil, doğrudan kamusal bir krizdir.
Bir hekimin emeğinin karşılığını alması elbette tartışma konusu değildir. Ancak mesele, bu emeğin nasıl ve hangi koşullarda sunulduğudur. Devlet hastanesinde görev yapan bir profesör ya da doçentin, kamuda hizmet vermesi gerekirken hastayı dolaylı biçimde özel sektöre yönlendirmesi; ameliyatın “daha iyi şartlarda” yapılacağı imasıyla hastayı ekonomik olarak zorlaması, açık bir güç suistimalidir. Bu durum, hastayı bir “müşteri”ye indirgerken, sağlık hizmetini de piyasanın acımasız kurallarına teslim etmektedir.
Daha da çarpıcı olan ise, bu sürecin büyük ölçüde kayıt dışı işlemesi. Nakit olarak elden verilen yüksek meblağlar, yalnızca hastaların mağduriyetine yol açmıyor; aynı zamanda ciddi bir vergi kaybı yaratıyor. Devletin maaşını ödediği bir hekimin, yine devletin sistemini kullanarak kayıt dışı gelir elde etmesi, çifte bir çelişkiyi barındırıyor. Bu, sadece bireysel etik ihlali değil; sistemsel bir denetimsizlik sorunudur.
DÜRÜST HEKİMLER ZAN ALTINDA KALIYOR
Öte yandan bu tablo, dürüst ve mesleğini hakkıyla yapan binlerce hekimi de zan altında bırakıyor. Çünkü birkaç kişinin yarattığı güvensizlik, tüm meslek grubuna sirayet ediyor. Oysa sağlık gibi hayati bir alanda güven, en temel yapı taşıdır. Bir hasta, hekime yalnızca bedenini değil, hayatını emanet eder. Bu ilişkinin içine pazarlık, yönlendirme ve kayıt dışı ödeme girdiğinde, geriye ne etik kalır ne de güven.
Sonuç olarak mesele birkaç “kötü örnek”ten ibaret değil; daha derin bir yapısal soruna işaret ediyor. Sağlık hizmeti bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Bu hakkın paraya, ilişkilere ya da gayriresmi ağlara bağlı hale gelmesi, sadece bugünü değil, geleceği de tehdit eder. Bu yüzden susmak değil, konuşmak; görmezden gelmek değil, sorgulamak gerekiyor. Çünkü sağlıkta adalet yoksa hiçbir alanda adalet kalmaz.






















