(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Travmada sorun çoğu zaman bilgisizlik değildir.
Sorun, bilginin bedeni her zaman susturamamasıdır.
İnsan ne yaşadığını anlatabilir.
Olayın ne olduğunu bilir.
Ne zaman yaşandığını da…
Ama beden hâlâ bilmiyormuş gibi davranabilir.
Kalp hızlanır.
Nefes daralır.
Kaslar gerilir.
Tanıdık bir ses, bir bakış ya da bir koku,
sanki zaman geri sarılmış gibi bedeni ele geçirebilir.
Ve bir noktada şu cümle kurulur:
“Anladım ama geçmedi.”
Bu bir şikâyet değildir.
Bu cümle, travmanın en yalın ve en dürüst ifadesidir.
Travma bir düşünce hatası değildir
Travmayı çoğu zaman zihinsel bir problem gibi ele alırız.
“Yanlış düşündüm.”
“Abarttım.”
“Farklı yorumlasam düzelirdi.”
Oysa travma çoğu zaman yalnızca yanlış bir düşünce değildir.
Travma, geçmişte kalmış bir olayın bedende
“şimdi oluyormuş gibi” yaşanabilmesidir.
Beynin bir bölümü bunun bittiğini bilir.
Ama başka bir bölümü hâlâ tehdit sinyali üretir.
Travma tam olarak burada başlar:
Bilginin bittiği yer ile bedenin başladığı yer arasındaki kopuklukta.
Kontrol etmek neden yetmez?
Tehlike algılandığında insan doğal olarak kontrol etmek ister.
Anlamak, açıklamak ve kendini ikna etmek bu çabanın parçalarıdır.
Bu refleks, beynin değerlendirme ve yönlendirme merkezi olan prefrontal korteksin işidir.
Birçok durumda düzenleyicidir.
Sakinleştirir.
Çerçeve çizer.
Ama beden yüksek alarmdayken, bu merkez zayıflar.
Düşünce sesi kısılır.
Duyusal ve duygusal devreler öne çıkar.
“Artık güvendesin,” der korteks.
“Tehdit hâlâ burada,” der beden.
Bu noktada kontrol etme ve analiz etme çabası,
bazen anıyı çözmek yerine onu merkezde tutar.
Beyin için merkezde olan şey önemlidir.
Ve önem, sinir sistemi için tekrar anlamına gelir.
Bilmenin sınırı
Eğer travma yalnızca yanlış bir düşünce olsaydı,
doğru bir düşünceyle düzelirdi.
Ama travma çoğu zaman bir alarm sistemi gibi çalışır.
Ve alarmlar her zaman ikna edilerek kapanmaz.
Tehdit algısı yükseldiğinde, sempatik sistem baskınlaşır,
parasempatik (vagal) düzenleme zayıflar.
Beden, güven sinyali almadan alarmı kapatmaz.
Bazı insanlar her şeyi doğru düşünür.
Ama bedenleri hâlâ yanlış tepki verir.
Bu bir zayıflık değildir.
Bu bir inat değildir.
Bu, sinir sisteminin hayatta kalmaya programlanmış bir çalışma biçimidir.
Çünkü beden sözcüklere değil,
güven sinyallerine yanıt verir.
Bir cümlede travma
Bir danışan bunu şöyle anlatır:
“Güvende olduğumu biliyorum.
Ama bedenim hâlâ o anın içindeymiş gibi davranıyor.”
Bu noktada daha iyi açıklamalar yapmak,
daha doğru cümleler kurmak çoğu zaman yeterli olmaz.
Çünkü bedenin ihtiyacı cevap değil,
zamanın gerçekten geçtiğini hissedebileceği bir deneyimdir.
Eşik anı
Şimdi bir an dur.
Bu bir teknik değil, sadece bir fark etme davetidir.
Nefesine dikkat et.
Omuzlarının nerede olduğunu fark et.
Çenenin sıkılı mı, serbest mi olduğunu hisset.
Bu metni okurken bedenin bir şey yapıyor.
Her zaman yapıyor.
Ve belki ilk kez şunu fark ediyorsun:
Beden, anlatıyı dinlemiyor.
Durumu okuyor.
Eğer şu an, sadece bir nefes kadar bile,
bedeninde bir yumuşama olduysa,
işte travmanın çözümüne giden yolun
küçük bir parçasını doğrudan deneyimlemiş oldun.
Neden spor rehabilitasyonu iyi bir benzetmedir?
Ağır bir spor sakatlığını düşünelim.
Kas yırtığı.
Bağ kopması.
Kimse sakat sporcunun karşısına geçip şunu demez:
“Bunun geçtiğini düşün.”
“Zihnini değiştir, iyileş.”
Herkes bilir:
Doku, ikna edilerek onarılmaz.
Önce yük azaltılır.
Sonra dolaşım düzenlenir.
Sonra doku kendi temposunda iyileşir.
Güçlendirme en son gelir.
Travmada da benzer bir sıra vardır.
Sorun güçsüzlük değildir.
Sorun, yük hâlâ varken güçlenmeye çalışmaktır.
EMDR burada neyi gösterir?
Bu yazı bir yöntem savunusu değildir.
EMDR burada bir örnektir.
Asıl önemli olan ilke şudur:
Birçok travma yaklaşımı, farklı yollarla
sinir sistemi düzenlemesini hedefler.
EMDR, ritmik nefes, duyusal yönlendirme ve bazı somatik yaklaşımlar,
bu ilkenin farklı yüzleridir.
EMDR’de travmatik anı hatırlanırken,
aynı anda çalışma belleği başka bir işle meşgul edilir.
Bu bellek sınırlıdır.
Yoğunluk iki yere birden tam olarak taşınamaz.
Anı bütün hâliyle değil,
parça parça işlenir.
Ve her parçada,
bedensel alarm biraz daha zayıflar.
Travma silinmez.
Ama “şimdi oluyor” hissi gücünü kaybedebilir.
Son söz
Travma, hatırlamak değildir.
Travma, hâlâ oluyormuş gibi hissetmektir.
Bazı insanlar yalnızca konuşarak rahatlar gibi görünür.
Çünkü her alarm, aynı düzeyde değildir.
Bazen sorun, ne yaşandığını bilmemek değildir.
Sorun, iyileşmeyi yalnızca tek bir yerde aramaktır.
Bu yüzden bazı insanlar çok düşünür ama az rahatlar.
Çünkü travma çoğu zaman ikna ile çözülmez.
Açıklama her zaman yetmez.
Bastırma ise kalıcı bir çözüm üretmez.
Bazen bilginin susturamadığını,
düzenlenen bir sinir sistemi yatıştırır.























