(The Turkish Post) – BARTUĞ YILMAZER
İngiliz yazar Simon Kuper’i bilmeyen yoktur. Futbolla az çok ilgilenen herkes, Kuper’in 1994 yılında kaleme aldığı ve yayımlandığı dönemde büyük ses getiren “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” adlı eserini mutlaka okumuştur. Kuper, o yıllarda Avrupa’yı adım adım dolaşarak futbol dünyasının perde arkasındaki kirli çarkları gözler önüne sermişti.
Peki, 1990’lı yıllarda bile yeşil sahaların dışında kirli oyunlar oynanıyorken, bugün futbolun devasa bir endüstriye dönüşmesiyle bu tablo değişmiş olabilir mi? Maalesef hayır. Bugün hem Türkiye’de hem de Avrupa’da futbolu; futboldan anlayan, sporcu kimliği olan yöneticiler değil, iş insanları yönetiyor. Daha da kötüsü, bu yöneticilerin büyük bir kısmı bulundukları makamları, temsil ettikleri kulüplerden ziyade kendi şirketlerini büyütmek için kullanıyor. Üzülerek söylemek gerekir ki, bu oran yüzde 90’ların üzerinde. İşini hakkıyla yapanların sayısı ise ne yazık ki oldukça az.
Meselenin özü aslında çok net. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, futbolda adeta bir “Temiz Eller Operasyonu” başlatmış durumda. Umudum, soruşturmanın ucu nereye giderse gitsin, bu meselenin kökten çözülmesi. Galatasaray eski yöneticisi Erden Timur, Adanaspor eski Başkanı Murat Sancak ile futbolcular Metehan Baltacı, Alassane Ndao ve Mert Hakan Yandaş’ın tutuklanması, olayın ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Ancak bu yeterli mi? Bana göre hayır. Çünkü burada sineklerle mücadele etmek değil, bataklığı kurutmak gerekiyor. Bunun için siyasetten spor dünyasına, adli makamlardan sivil topluma kadar herkese büyük sorumluluk düşüyor. Ön yargıları bir kenara bırakıp, taraftarlık reflekslerini unutup asıl meseleye odaklanmak zorundayız.
Toplum, öncelikle adli makamlara, ardından da Türkiye Futbol Federasyonu’na güvenmek istiyor. Ancak dışarıdan bakan bir gözle söylemem gerekirse, ne adli makamlar ne de spor kamuoyu TFF ve MHK yönetimine güven duyuyor. Bana göre soruşturmanın sağlıklı yürüyebilmesi için TFF ve MHK yönetiminin, geçici de olsa görevden çekilmesi gerekiyor. Çünkü bir kurum aynı anda hem soruşturulan hem de soruşturan olamaz. Üstelik TFF’nin bazı isimleri listeden çıkardığı yönünde ciddi emareler var. Fenerbahçeli Mert Hakan Yandaş’ın “bahis listesinde yok” açıklamasından yalnızca bir gün sonra tutuklanması, bu çelişkinin en somut örneği.
YENİ BİR DALGA MI GELİYOR?
Son günlerde spor camiasının yakından tanıdığı gazeteci Atilla Türker’i dikkatle dinliyorum. Açık söyleyeyim, duyduklarım karşısında ağzım açık kalıyor. Türker’in birilerine iftira atma çabası içinde olduğunu düşünmüyorum. Aksine, yüksek sesle dile getirdiği iddialar, Türk futbolunun zaten kırılgan olan güven zeminini bir kez daha sarsıyor. Türker’e göre; hafta içinde hakemlerden futbolculara, teknik direktörlerden menajerlere kadar uzanan geniş bir yelpazede çok sayıda isim, bahis sistemleri üzerinden “işlem görecek”. Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan somut bir belge ya da resmi açıklama yok. Ancak futbolun kapalı devre kulislerinde bu iddiaların güçlü biçimde konuşulması, meselenin ciddiyetini daha da artırıyor. Zira Türkiye’de futbol, uzun süredir yalnızca sahada oynanan bir oyun olmaktan çıkmış durumda.
Türker’in dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise zamanlama. “Hafta içinde” ifadesi, bir operasyon mu geliyor, yoksa sistem içi bir hesaplaşma mı yaşanıyor sorularını beraberinde getiriyor. Eğer bu iddialar doğruysa, sorun münferit isimlerle sınırlı değildir; yapısal bir çürümeye işaret ediyordur. Hakemin düdüğünden teknik direktörün tercihine kadar uzanan bir etki alanı, futbolun meşruiyetini doğrudan hedef alır. Üstelik bu tür iddialar Türk futbolunda ilk kez gündeme gelmiyor. Daha önce de “bahis”, “teşvik” ve “etik dışı ilişkiler” konuşuldu; ancak çok azı aydınlatıldı. Bu yüzden kamuoyunun temel beklentisi, iddiaların üzerinin örtülmesi değil, şeffaflıkla ele alınmasıdır.
TFF ve MHK’YA KİMSE GÜVENMİYOR!
İşte dananın kuyruğu tam da burada kopuyor. TFF ve MHK’ya büyük sorumluluk düşüyor. Soruşturmanın sağlıklı yürüyebilmesi için bu koltukların ehil ve güvenilir isimlere teslim edilmesi şart. Spor dünyasındaki birçok isimle konuşuyorum; neredeyse hiç kimse bu kurumlara güven duymuyor. Futbol zarar görmesin endişesiyle gereken hassasiyetin gösterilmediği açık. Nitekim savcılığın da artık TFF’yi muhatap almadığı anlaşılıyor. Listelerin doğrudan hazırlandığı, soruşturma evraklarının ise sızıntı endişesiyle paylaşılmadığı konuşuluyor.
Asıl tehlike, iddiaların kendisinden çok, bu iddialara karşı gösterilen reflekslerde gizli. Sessizlik mi tercih edilecek, yoksa kurumlar sorumluluk alıp süreci şeffaf biçimde mi yönetecek? Futbolun geleceğini belirleyecek soru tam olarak bu. Bahis söylentilerinin bu kadar ayyuka çıktığı bir ortamda, temiz futboldan söz etmek mümkün değil. Çünkü her tartışmalı kararda insanların aklına aynı soru geliyor: “Yine mi aynı senaryo?” Bahis, kara para ve iddia söylemleri artık sadece isimleri değil, oyunun kendisini yıpratıyor. Oysa futbol, güven olmadan ayakta kalamaz. Güvenin yeniden tesis edilmesi için TFF ve MHK yönetiminin bir adım geri çekilmesi gerekiyor. Ancak görünen o ki, kimse ballı pastanın başından kalkmak istemiyor.
Son olarak, Haziran 2026’da katılmayı arzu ettiğimiz Dünya Kupası ile ilgili bir uyarıda bulunmak istiyorum. Mart ayında iki Play-Off maçı oynayacağız. Ne yazık ki, bazı iddialar A Milli Takım kadrolarına kadar uzanmış durumda. Bazı spor adamları, eleme maçları öncesinde bazı yıldız oyuncuların “korunduğunu” iddia ediyor. Lütfen böyle bir müdahaleye izin vermeyin. Futbolun içindeki kim kirliyse, bir an önce temizleyin. Aksi halde birkaç kişinin değil, ülke futbolunun itibarı zarar görecek.
Benden acizane bir uyarı.






















