(The Turkish Post) – AYLA LEMAN ŞANLI
Bir rakamla başlayayım: Yüz binde 4,1. Türkiye’de toplumun genelinde intihar oranı bu. Şimdi bir başka rakam söyleyeyim: Yüz binde 17. Bu da emniyet teşkilatı içindeki intihar oranı. Yani üniformasını giyip sokağa çıkan, bizim güvenliğimiz için nöbet tutan insanlar, toplumun geri kalanına göre dört kat daha fazla kendi canına kıyıyor. İşte belki de bugün konuşabileceğimiz en acı istatistik bu.
Rakamlara yıl yıl bakalım. 2016’da 61 polis, 2017’de 52, 2018’de 41, 2019’da 48, 2020’de 36 emniyet mensubu hayatına son verdi. 2021’e geldiğimizde bu tablo birden değişti: muhalefet milletvekillerinin Meclis’e taşıdığı rakamlara göre sayı 108’e fırladı; Emniyet Genel Müdürlüğü’nün resmi açıklaması ise aynı yıl için 44 ila 50 arasında bir rakam veriyordu. Sayılar farklı olsa da yön aynıydı: artış.
2016 ile 2022 arasındaki altı yılda toplam 347 emniyet mensubu intihar etti. 2024’e geldiğimizde bu sayı 73’e ulaştı; bu, her beş günde bir polisin hayatına son verdiği anlamına geliyordu. 2025 ise daha da ağır bir yıl oldu: toplam 93 emniyet mensubu -82’si aktif görevde, 11’i emekli- kendi canına kıydı. Yani 2025’te her dört günde bir, bir polis daha aramızdan ayrıldı. 2026’nın henüz ilk aylarında bile bu tablo durmadı; yılın ilk haftalarında on kişiyi geçen bir kayıp yaşandı ve mart ayı itibarıyla bu sayı yirmiyi aştı.
Peki bu insanlar neden gidiyor? Emniyet-Sen’in verdiği yanıt açık: “Ufak tefek hataların büyütülmesi, amir baskısı, yıldırma, mobbing, sürgünler, tayin baskısı.” Bir başka açıklamada ise şu cümle geçiyor: “Bu kavganın çoğunluğu eviyle ilgilenememekten, doğru dürüst izni olmamaktan kaynaklanıyor. Gece görev, hafta sonu görev, hafta içi görev…” Yani mesele sadece “ailevi sorunlar” ya da “ekonomik sıkıntı” başlıklarına sığdırılamayacak kadar derin; bu başlıklar çoğu zaman, aslında çok daha önce başlayan bir yorgunluğun son perdesi.
Emniyet Genel Müdürlüğü ise farklı bir tablo çiziyor. Kurumun resmi açıklamasına göre 2021’in Ocak-Ekim döneminde yüz binde 20 olan oran, 2022’de yüz binde 13’e gerilemiş durumda; kurum, motivasyon artırıcı etkinlikler, izin düzenlemeleri ve psikolojik destek çalışmalarıyla bu düşüşü sağladıklarını söylüyor. Ama sahadaki sendika temsilcileri bu iyimser tabloya itiraz ediyor, verilerin eksik ya da yanıltıcı olduğunu savunuyor.
Ve bugün, açık kaynaklardan derlenen bir dijital anıt var: “Emniyet İntihar Anıtı.” Bu platform bize sade ama yürek burkan bir gerçeği hatırlatıyor: Her 52 günde bir emekli bir emniyet mensubu, her birkaç günde bir de görevdeki bir polis, hayatına son veriyor. İsimler kısaltılmış, sicil numaraları gizlenmiş ama her satırın arkasında bir aile, bir çocuk, bir eş var.
Bu, sadece bir meslek grubunun iç meselesi değil. Bu, bizim güvenliğimizi sağlamakla görevlendirdiğimiz insanların, o görevin ağırlığı altında sessizce tükendiğinin göstergesi. Rakamlar yıldan yıla değişebilir, kurumlar farklı sayılar açıklayabilir; ama değişmeyen bir şey var: Her yıl, üniformasını çıkarmadan ya da emekli olduktan sonra, bu topraklarda düzinelerce polis kendi hayatına son veriyor. Ve bu, gerçekten de konuşabileceğimiz en acı istatistik.





















