(The Turkish Post) – AYLA LEMAN ŞANLI
Bir çay keyfimiz vardı. Sabah kalkar, çaydanlığı ocağa koyar, demin kararmasını bekler, sonra o berrak kızıl rengi bardağa dökerdik. Şimdi o keyif, yerini bir şüpheye bırakmış durumda: “Acaba bu sefer de tozdan mı ibaret?”
Şikayet platformlarına yansıyan yüzlerce başvuru, bu şüphenin boşuna olmadığını gösteriyor. Bir tüketici, satın aldığı 500 gramlık dökme çayı süzgeçten geçirdiğinde neredeyse hiç yaprak çay çıkmadığını, büyük oranda toz olduğunu anlatıyor. Bir başkası, “5-6 aydır çayların tadı eskisi gibi değil, demlediğim çay sürekli bulanık çıkıyor, berrak bir renk oluşmuyor” diyor. Bir kıraathane işletmecisi ise durumu şöyle özetliyor: “Son zamanlarda aşırı toz var. Demlendiğinde dibe çökmüyor, demliğin yarısına geldiğinde akmıyor resmen.”
Rakamlar da bu şikayetleri doğrular nitelikte. Bir tüketici, aldığı çayı elediğinde toplam 2 kilogramlık paketin yaklaşık 1 kilogramına yakınının ince toz halinde çıktığını belirtiyor. Bir başkası ise “yerli çayda toz oranı yüzde 20-25 arasında kayıp yaratıyor, yabancı çayda bu oran yüzde 5 civarında” diyerek yerli üretimle ithal ürün arasındaki farka dikkat çekiyor. Bir diğer şikayette, 1 kilogramlık paketten elde edilen içilebilir çay miktarının sadece 1 kilogram olması gerekirken çok daha azına indiği, geri kalanının tamamen toz olduğu anlatılıyor.
Sorun sadece belirli bir markayla ya da belirli bir bölgeyle sınırlı değil. Tokat’tan Bursa’ya, Eskişehir’den Antalya’ya kadar ülkenin dört bir yanından benzer şikayetler geliyor. Bazı tüketiciler artık çayı bir un eleğinden geçirip toz kısmını ayırmadan demleyemez hale geldiklerini söylüyor; bu da, bir zamanlar sadece suyu kaynatıp demlemekten ibaret olan basit bir ritüelin, bugün adeta bir “kalite kontrol” işlemine dönüştüğü anlamına geliyor.
Peki bu şikayetler karşısında ne yapılıyor? Tüketicilerin anlattığına göre, üreticiye ya da ilgili kurumlara yapılan başvurular çoğu zaman ya yanıtsız kalıyor ya da somut bir çözüme dönüşmüyor. Bir tüketici, “Sen hem zam yap hem de kaliteyi düşür” diyerek hem fiyat hem kalite konusundaki hayal kırıklığını dile getiriyor. Bir başkası ise “Piyasaya bu kadar fazla toz oranına sahip, elenmemiş çayın sürülmesini doğru bulmuyorum” diyerek denetim eksikliğine dikkat çekiyor.
Oysa çay, sadece bir içecek değil; Türkiye’de bir sohbetin, bir misafirliğin, bir molanın vazgeçilmez parçası. Sabah işe gitmeden önceki o bir bardak çay, akşam misafire ikram edilen o demli çay, artık eskisi kadar güven veren bir ritüel olmaktan çıkıyor. Bir zamanlar “iri yapraklı, güzel demlenen, berrak renkli” diye övünülen bu ürün, bugün tüketicinin elinde bir eleğe, bir şüpheye dönüşmüş durumda.
Sonuç olarak ortada net bir tablo var: Tüketici şikayet ediyor, fotoğraflarını paylaşıyor, elediği tozu gösteriyor; ama karşılığında aldığı yanıt çoğu zaman sessizlik oluyor. Bir çay keyfimiz vardı; şimdi geriye kalan, her paketi açarken “acaba bu sefer nasıl çıkar” diye sorduğumuz bir belirsizlik.






















