(The Turkish Post) – MEHMET EREN
Kış sabahı saat 07.30… Türkiye’nin doğusunda hâlâ gece hüküm sürüyor.
Minik çocuklar, uykulu gözlerle servislerin buğulu camlarına yaslanıyor. Sokak lambalarının altında sessiz adımlarla okula yetişmeye çalışıyorlar. 2016’dan bu yana Türkiye, kalıcı yaz saati uygulamasıyla UTC+3 zaman diliminde kalıyor. Resmî gerekçe olarak “enerji tasarrufu ve verimlilik” sunulsa da gerçek veriler buna gülüyor. Boğaziçi Üniversitesi’nin 2018 araştırmasına göre, uygulamanın elektrik tüketiminde etkisi sadece yüzde 1’den az. Yani milyonlar karanlığa mahkûm edilirken, faturalar neredeyse değişmiyor.
Sabah karanlığında uyanan bir çocuk için bu sadece bir rakam değil. Uyku düzeni bozulan, psikolojik olarak yıpranan ve trafikte risk alan milyonlar var. Gözlerindeki uykusuzluk, sessiz bir çığlık gibi: “Birileri kazanıyor ama biz kaybediyoruz.” İnsan biyolojisi güneşle senkron çalışır; saat değişikliği ve karanlık sabahlar, çocukların ve yetişkinlerin doğal ritmini adeta alay konusu hâline getiriyor.
Gün Işığı? Hayır, Kâr Işığı!
Kalıcı yaz saati, kağıt üzerinde enerji tasarrufu için uygulanıyor gibi görünse de esas hedef, akşam saatlerinde ekonomik canlılık. AVM’ler, kafeler ve mağazalar akşam 18.00–20.00 arasında hâlâ gün ışığından faydalanıyor gibi bir illüzyon yaratıyor. Ekonomi ışıl ışıl, fakat sabah karanlığında çocuklar uykusuz, işçiler yorgun ve risk altında.
Araştırmalar, enerji tüketimi açısından ciddi bir katkı olmadığını gösteriyor. Yani tasarruf iddiası neredeyse bir masal. Ama merak etmeyin, güneş değil, yeni milyonerler doğuyor! Ekstra ışık maliyeti toplumun sağlığı ve güvenliği üzerinde ağır bir yük bırakıyor.
Avrupa Geri Alıyor, Biz Hâlâ “Işıklı Ekonomi” Modundayız
Ekim sonunda Avrupa ülkeleri saatlerini geri alacak; Almanya, Fransa ve diğer kıta Avrupası ülkeleri, biyolojik saatlerine uygun şekilde yaşamaya devam edecek. Türkiye ise UTC+3’te sabit kalacak, dolayısıyla kış aylarında Avrupa ile saat farkı iki saate çıkacak.
Sonuç? Sadece diplomasi ve iş dünyasında değil, günlük yaşamda da bir “zamansal izolasyon” hâlini alıyor.
Sonuç: Çocuklar Karanlıkta, Ekonomi Işıklı
Kalıcı yaz saati uygulaması ne enerji tasarrufu sağladı, ne toplumsal yaşamı iyileştirdi. Sadece akşam saatlerinde ekonomi ışıl ışıl, sabah ise milyonlar karanlığa, yorgunluğa ve risklere maruz kalıyor. Çocuklar sabah karanlığında okula gitmek zorunda; çalışanlar doğal uyku ritimlerinden ödün veriyor. Ve o sessiz çocuk yüzlerinde bir gerçek var: “Birileri ışıkta kazanıyor, biz karanlıkta büyüyoruz.”























