(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Dünya basını, Türkiye’de yaşanan ve 15 yaşındaki iki Ukraynalı yetim kızın hamile kalmasıyla gündeme gelen skandalla çalkalanıyor. İddialara göre, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından “Savaşsız Çocukluk Projesi” kapsamında 510 yetim çocuk geçici olarak Türkiye’ye getirildi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın koordinasyonuyla özellikle Antalya başta olmak üzere bazı yerel kurumlara yerleştirilen bu çocuklara ilişkin 2024 yılında yapılan uluslararası denetimler, 18 yaşından küçük bazı kız çocuklarının istismar ve tecavüze maruz kaldığını ortaya koydu. Yabancı basında yer alan iddialara göre, yetim kızlardan ikisi hamile kaldı ve skandalın büyümemesi için apar topar Ukrayna’ya gönderildi.
Önceki gün Türkiye’de de gündem olan olayla ilgili bazı milletvekilleri Meclis’e soru önergesi verdi. Ancak muhtemel sonucun ne olacağı az çok belli: Büyük ihtimalle birkaç gün içerisinde ilgili kamu kurumlarından “Söz konusu iddialarla ilgili çalışmalar sürmektedir. Şüpheliler hakkında gerekli hukuki işlemler başlatılacaktır.” şeklinde bir açıklama gelecektir. Oysa kapalı toplumların en büyük çıkmazı tam da budur. Burada nasıl bir işlem yapılacağından ziyade, Türkiye’nin gerekli korumayı sağlayamadığının ortaya çıkması daha büyük bir sorundur. Neticede, reşit olmayan iki kız çocuğu, Türkiye’nin güvenlik şemsiyesi altında hamile kalmıştır.
Bu noktada hukuki açıdan bazı kıstasları değerlendirmek gerekir. İddiaların yaşandığı dönemde kız çocuklarının kaldığı otelde görevli personelin tuttuğu raporlar kritik önem taşımaktadır. Zira yabancı basın, hamileliğin tespit edilmesinin hemen ardından çocukların Türkiye’den aceleyle gönderildiğini ileri sürüyor.
TCK 104 İŞLETİLDİ Mİ?
Kanun burada son derece açıktır. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu ve cezası, TCK 104. maddede düzenlenmiştir. Kanuna göre; çocukla cebir, tehdit veya hile olmaksızın, karşılıklı rızaya dayalı olarak cinsel ilişkide bulunulması durumunda bile suç oluşmaktadır. Reşit olmayan bir bireyin bedenine yönelik her türlü cinsel eylem istismar ve vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğindedir. Dolayısıyla “rıza” hukuken geçerli değildir.
TCK 104/1’e göre:
“Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Türkiye açısından sorun tam da burada başlıyor. İddialara göre istismar, devlet koruması altındaki çocukların Türkiye sınırlarında yaşadığı bir olaydır. Bu nedenle olay sonrası Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın nasıl bir işlem yaptığı büyük önem taşımaktadır.
Biz bu skandalı Avrupa basınından öğrendiğimize göre iki ihtimal var:
Türk makamları olayla ilgili hiçbir işlem yapmamıştır.
Olay sümenaltı edilmiştir.
Umarım yetkili kurumlar acilen açıklama yapar da gerçeği öğreniriz. Ayrıca skandalın otel görevlileri tarafından örtbas edilmiş olabileceği ihtimali, savcılığa ve emniyete ulaşacak bir ihbar mekanizmasının devreye girmediğini düşündürmektedir. Bu noktada asıl sorumluluk, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndadır. Kısacası, iki ihtimal de Türkiye için ağır bir tablo ortaya koymaktadır.
AİLE BAKANLIĞI NASIL BİR İŞLEM YAPTI?
Bu skandalda en kritik soru, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu süreçte nasıl bir sistemle hareket ettiğidir. Çocukların güvenli bir ortamda konaklaması, personelin denetlenmesi ve gerekli güvenlik protokollerinin uygulanması bakanlığın sorumluluğundadır. Şayet daha önce bir iddia iletilmiş ve buna rağmen gerekli gözetim sağlanmamışsa, hem usul hem etik hem de idari açıdan ağır sorumluluk doğar.
Ayrıca otel personeli ve konaklama hizmeti veren kurumlar da hizmet kusuru ve denetim eksikliği nedeniyle hukuki sürece dahil edilmelidir. Bu, hem ceza hukuku hem de çocuk koruma mevzuatı açısından bir zorunluluktur.
Bunun yanında Ukraynalı çocukların korunması, uluslararası çocuk hakları yükümlülüklerini (BM Çocuk Hakları Sözleşmesi vb.) de devreye sokmaktadır. İddialar doğruysa Türkiye, gözetim ve denetim mekanizmalarını etkin işletmediği için uluslararası sorumlulukla karşı karşıya kalacaktır.
ŞAYET İDDİALAR GERÇEKSE…
Şayet 15 yaşındaki iki Ukraynalı kızın hamile kalması iddiası doğrulanırsa, olay yalnızca bireysel bir suç olmanın ötesine geçer; uluslararası insan hakları, insani yardım etiği ve iki ülke arasındaki güven açısından ağır bir kriz doğurur.
Bu nedenle Dışişleri ve Adalet Bakanlıklarının koordinasyonunda kapsamlı, bağımsız bir soruşturma yürütülmesi; hem olayı tüm boyutlarıyla açığa çıkarmak hem de yaptırımlar ve kurumsal reformlarla kalıcı çözüm üretmek açısından hayati önem taşımaktadır. Aksi hâlde mağdurlar ikincil travmaya sürüklenecek, Türkiye’nin itibarı ise ciddi biçimde zedelenecektir.
Bu skandal, yurtdışından Türkiye’ye gelecek ailelerin ve turistlerin güven algısını da olumsuz etkileyebilir. Bunun önüne geçmenin tek yolu, hukukun ve demokratik denetim mekanizmalarının etkin işletilmesidir.





















