(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye bir kez daha asgari ücret tartışmasına kilitlendi. Henüz resmi görüşmeler başlamadan, milyonlarca çalışanın gözü “kaç lira olacak?” sorusuna çevrilmiş durumda. Ancak ortada herkesin bildiği bir gerçek var: Mevcut asgari ücret, artık yaşamak için bile yetmiyor.
KAĞIT ÜZERİNDE ARTAN, CEPTE ERİYEN MAAŞ
2025 yılı başında açıklanan net 22 bin 104 TL’lik asgari ücret, kâğıt üzerinde yüzde 30 artış anlamına geliyordu. Fakat aynı dönemde resmi enflasyon yüzde 44’ü aştı, gıda fiyatları ikiye katlandı, kiralar uçtu. Yani yapılan zam daha yılın ilk aylarında buharlaştı.
Sokakta durum açık: Çalışanlar, maaşlarını “üçte biri kiraya, üçte biri mutfağa” diyerek bölüştürüyor. Gerisi? Elektrik, su, ulaşım, çocuk bezi, ilaç… Kalan para değil, kalan çaresizlik.
28 BİN Mİ, 45 BİN Mİ? GERÇEKÇİ Mİ?
Yeni ücret için kulislerde 28 bin TL civarı bir rakam konuşuluyor. Yeniden Refah Partisi lideri Fatih Erbakan ise “asgari ücret 45 bin TL’nin altına düşmemeli” diyerek dikkat çekti. Ancak bu açıklama da birçok kişi için sadece bir “temenni” olarak görülüyor. Çünkü çalışanlar artık rakamları değil, rakamların ömrünü sorguluyor: “28 bin lira da olsa, o para iki ay sonra neye yetecek?”
Sendikalar, yıllardır olduğu gibi yine “asgari ücretin enflasyona ezdirilmemesi” çağrısı yapıyor. Ancak hükümetin sessizliği, bu çağrıların duvara çarptığı hissini güçlendiriyor.
GEÇİM SINIRININ ALTINDA BİR ÜCRET
Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 60 bin TL’ye dayandı. Buna rağmen hükümet, milyonlarca insanı 22 bin TL’ye mahkûm eden bir sistemi “reform” diye savunmaya devam ediyor. Asgari ücretin belirlenme süreci, artık sadece bir ekonomik konu değil; sosyal adaletin turnusol kâğıdı haline geldi.
Çalışma Bakanlığı’ndan gelen “dengeleri gözetiyoruz” açıklamaları ise çalışanlar arasında tepkiyle karşılanıyor. Çünkü işçi açısından artık gözetilecek bir denge kalmadı. Dibe vurmuş bir alım gücü, borçla dönen bir hayat, umutla beklenen bir zam.
DEVLET SUSUYOR, MARKET KONUŞUYOR
Devletin sessiz kaldığı yerde fiyat etiketleri konuşuyor. Her hafta değişen fiyatlar, asgari ücretlinin cebine bir darbe daha indiriyor. Alım gücü hızla erirken, hükümet hâlâ “sabır” çağrısı yapıyor. Oysa sabır da artık lüks hale geldi. Ekonomistler, asgari ücretin yaşam maliyetini karşılamaktan çok uzak olduğunu belirtiyor.
RAKAM DEĞİL, GEÇİM MÜCADELESİ
Asgari ücret tartışmaları aslında bir maaş hesabı değil, bir yaşam mücadelesi. Yıllardır tekrarlanan “refah payı”, “denge gözetimi” gibi ifadeler, açlık sınırındaki insanların yaşamını kurtarmıyor. 28 bin lira, 40 bin lira ya da 50 bin lira fark etmiyor; eğer sistem her yıl milyonlarca insanı aynı döngüye sokuyorsa, mesele sadece ücret değil, adaletsizliğin kurumsallaşması.





















