(The Turkish Post) – ALİ BULAÇ
28 Şubat postmodern darbenin ve darbecilerin hükümferma oldukları yıllarda sıkça muhafazakar camianın aleyhinde yapılan gösterilerde başlıca slogan “Kahrolsun şeriat” idi.
Şeriat’ı düşmanlık seviyesinde itibarsızlaştırma hareketleri, İttihatçılardan bu yana radikal Kemalist ve laiklerin amelidir.
O zamanlarda söz konusu kesimlerin bu Şeriat’a olan bitmez tükenmez kin ve nefretlerinin nerelerden kaynaklandığı konusu üzerinde düşünüyor, sebeplerini bulmaya çalışıyordum. O günlerde halkının ezici çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede eğer “Şeriat’a karşı” bir gösteri yapılıyor ve gösteri esnasında “Kahrolsun Şeriat” diye slogan atılıyorsa, burada üç durum üzerinde durmak gerektiği sonucuna vardım:
1. Bilgisizlik (Cehalet): Bu grupta yer alanlar, “Şeriat”ın ne olduğunu bilmiyorlar. Onların doğru bilgi ve gerçeklik temeline dayanmayan zanlarına göre Şeriat, bütün hüküm ve kurallarıyla insana hayatı zindan eden, astığı astık kestiği kestik, totaliter, teokratik bir dikta rejimidir.
Kolayca tahmin edileceği üzere bu kötü ve yanlış algının oluşmasında İttihatçılarla Cumhuriyeti radikal laiklik zeminin kuran kadronun etkisi büyüktür, bu olguyu onlar bilinçli ve sistemli bir biçimde baskın algı hale getirdiler.
Radikal laiklerin derin etkisinde, bilgisizlikleri dolayısıyla Şeriat hakkında bu zanda olan insanların sayısı az değil. Bu tür insanlar, bilgi sahibi olmak için yeterli çabayı, etraflıca bir araştırma yapmamaları dolayısıyla “kusur”lu sayılır. Buna mukabil Şeriat’ın ne olduğunu iyi bilenlerin bu gruptaki insanları aydınlatmaları gerekmektedir.
2. Kusur: Şeriat hakkında iyi-kötü bilgilere sahip olup da Kur’an ve Sünnet’te yer alan ebedi/evrensel hükümler ile içtihatlar sonucunda ortaya çıkmış fıkhı ve Tarihsel İslam’da tatbikat imkanı bulmuş fetva, kanun vb. uygulama biçimlerini Şeriat’ın ta kendisi kabul edenlerin telakkisi.
Bu grupta yer alanlara göre, Şeriat ile bugünkü toplumun ihtiyaçları arasında muazzam bir boşluk vardır; tarih geri çevrilemez. Eskiden yaşanmış hayatlara cevap vermek üzere teşekkül etmiş hukuki formasyon bugünün ihtiyaçlarına cevap veremez. Dinin ve genel olarak Şeriatˆ’ın başat hükümleri sabit ise de içtihatlar veya başka bir ifade ile fıkıh dinamiktir, değişkendir. Sabit olana Münzel Şeriat, değişken olana Muhdes Şeriat diyebiliriz.
Şeriat-fıkıh ayrımı ve münasebetlerinden habersiz olup da bu türden düşünen insanlarla iyi niyet temelinde geniş, serin kanlı ve aklı başında bir diyalog kurmak, karşılıklı müzakerelerde bulunmak mümkün, esasında dinin en temel görevlerinden biri olan tebliğ bunu amaçlamaktadır. Yorum farkı sonuçta beşeri bir haslettir, gerisinde en azından kötü niyet aranmaz.
3. Kasıt: Öyle insanlar da var ki Şeriat’ın ne olduğunu biliyorlar; bunlar ya hiçbir dine inanmayan ateistler ve deistlerdir ya da özel olarak İslam dinine ve Müslümanlar’a bitmez tükenmez husumetleri olan başka din müntesipleridir.
Her fırsatta İslam’ı tahkir ve Müslümanlar’ı tahrik etmek için çalışırlar. Çoğu zaman açıktan İslam’a hakaret etme cesaretine sahip olmadıkları için, bile bile Şeriat’a hakaretler yağdırıyorlar. Bu gibi insanlar kesin olarak kasıtlıdırlar; herhangi uygun bir platformda oturup başkalarıyla fikir alışverişinde bulunma gibi istekleri de yoktur.
Bir nokta ayrıca önemlidir.
Müslüman bir ülkede hâlâ “Şeriat” ve İslam dininin genel esasları, mesajları ve dünyaya ilişkin temel yaklaşımları konularında bunca yaygın bir bilgisizliğin ve belirsizliğin olması ibret vericidir. Batı’da İslam üzerinde çalışan hiçbir oryantalist veya İslamolog, hatta gazeteciler bile bu kadar bilgi yanlışlığı yapmaz.
Türkiye’de başta bilim insanları ve hergün gazetelerde yazı yazan aydınlar ve gazetecilerin büyük bir çoğunluğu İslam ve Şeriat konusunda “ilkokul düzeyinde” bilgilere sahip değildirler. Batı’da aydınlar Hıristiyanlığa karşı olabilir, ama hepsi İncil’i, Kilise’nin doktrinlerini bilirler; esasında bunları bilmeyene “Aydın” bile denmez. Bizde ise “cehalet tahsille iksab edilmiş” bir meziyettir.
Kesin olan şudur: Şeriat, İslam dininin temel hükümlerini, insanın ibadet, muamelat ve ukubatla ilgili davranışlarını düzenleyen kuralların tümüdür. Şeriat’ı eğer Münzel Şeriat olarak görüyorsak -ki doğru görüş budur- bunun esasları ve hükümleri Kur’an ve Sünnet’te belirtilmiştir.
Bu anlamda Şeriat’a karşı çıkan; Kur’an’a, Allah’ın Resulü’ne ve İslam’a karşı çıkmaktadır. Ancak Şeriat’ın içtihadlardan ve tarihsel tatbikat olan fıkıhtan ibaret sayarsak, bu değişebilir bir düzeydir ve hiçbir Müslüman bilgini, tarihi tatbikatların ebedi olduğunu, içtihatların ayet ve hadis düzeyinde mutlak ve değişmez nitelikler taşıdığını iddia etmiş değildir. Kavl-i zayıf kabilinden bu türden iddialarda bulunanlar varsa, bunların ve takipçilerinin hem kavilleri, hem kendileri muteber addedilmezler.
İlk iki grupta yer alanlara kızmak mümkün ama faydası yoktur; çünkü kusurludurlar, bilgisizliklerinden dolayı böyle davranmaktadırlar. Ama üçüncü grupta yer alanlar milyonlarca Müslüman’ı derinden yaralıyorlar.
“Kahrolsun Şeriat” dendikçe mü’minler kendilerini aşağılanmış hissediyor. Çünkü İslam Şeriat’ı Allah’ın kutsal buyruğudur; Cebrail (a.s.)’in getirdiği vahy, yani Kur’an’ın hükümleridir, Peygamber Efendimiz (s.a.)’in Sünnet’inde yer alan kaviller ve tatbikattır.





















