(The Turkish Post) – AHMET KEMAL ULUBEY
“Butlan ve tutuklama kararlarıyla” krize sürüklenen CHP’de beklenen “kopuş” gerçekleşti. Özgür Özel, ayrılık kararını “Gömlek çıkarmıyoruz, ateşten gömlek giyiyoruz” diyerek açıkladı. Ancak Özel’in yeni partisini CHP’nin girdabından kurtarması için bazı gömlekleri ayrıldığı yerde bırakması gerekiyor. CHP’nin başında heyula gibi duran ve iktidar partisinin elinde bir aparata dönüşen “CHP Zihniyeti” bunların başında geliyor. Özel’in yeni partisi, CHP ile halk arasında gerilime neden olan “din karşıtlığı” görüntüsünden ancak bu şekilde arınarak yoluna devam edebilir.
CHP’de aslında yaşanan durum bir “yönetim krizinden” çok, bu “CHP Zihniyeti” gibi partiye yapışıp kalan yapısal sorunlardır. Özel’in yeni yolculuğunda başarılı olabilmesi için bu kabuklaşan sorunları CHP Genel Merkezinde, Kılıçdaroğlu’nun kucağına bırakarak ayrılması şart. Türk siyasi hayatında daha önce DP’nin devamı olan AP, AP’nin türevlerinden biri olan ANAP ve kapatılan RP’den yenilenerek çıkan AK Parti bu değişimi başarmıştı. Bu partiler, devamı oldukları yapıların —yürüyüşlerine engel olacak— siyasal yüklerinden kurtularak bunu gerçekleştirdi. CHP’den kopan Özel ve beraberindekilerin, yeni partilerinde daha önceki ‘’girdaba’’ yeniden düşmemeleri için gerekli değişimi yapmaları elzem görünüyor.
Öncelik “CHP Zihniyeti”nden Kurtulmak Olmalı
CHP’nin başında “CHP Zihniyeti” heyula gibi duruyor. CHP; AK Parti başta olmak üzere sağ partiler tarafından hep bu zihniyet üzerinden suçlandı. Bu kavramın Türk halkının belleğindeki karşılığı ise “camileri ve Kur’an kurslarını kapatan, başörtüsünü yasaklayan bir CHP” şeklinde ola geldi. Parti bu “zihniyet” yakıştırmasından kurtulamadığı için söylemlerinin halkın genelinde karşılık bulması zorlaştı. Daha da önemlisi iktidar partisi, bu algıyı kendi eylemlerinde bir “meşrulaştırma” aracı olarak kullana geldi.
Kısacası CHP, bu heyula üzerinden hep köşeye sıkıştırılıyor. Kılıçdaroğlu’nun seccadeye basmasının seçim kaybettiren bir eyleme dönüşmesinin ardında da bu algı yatıyor. Yeni partiyle yoluna devam edecek olan Özel’in, zorla çıkarıldığı genel merkezde bu zihniyeti bırakarak ayrılması kendi siyasi hareketinin yararına olacak gibi görünüyor.
Antiemperyalist Atatürk mü, Modern Atatürk mü?
Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı Batılı devletlere karşı gerçekleştirdi; ancak savaş sonrası Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken Batı’nın modern kurumlarından yararlandı. Atatürk bu yönleriyle hem “antiemperyalist” hem de “çağdaş/modern” bir kimliğe sahip. Atatürk’ü siyasetlerinin merkezine alan CHP’li elitlerin, uzunca bir süredir Atatürk’ün antiemperyalist kimliğini baskın bir şekilde işlemesi, partinin Batı’ya dönük yüzünün unutulmasına neden oldu.
CHP’lilerin bu yaklaşımı partiyi tıpkı sosyalistler, milliyetçiler ve İslamcılar gibi “Batı karşıtı” bir konuma getirdi. Yani CHP, karşısında durduğu diğer yapılardan bu konuda farksız hale geldi. Özel’in yeni partisinin bundan sonraki süreçte madalyonun diğer yüzünü öne çıkarması; yani çağdaşlık ve modernlik anlamında Batı’yla kavgası olmayan bir Atatürk çizgisini öncelemesi daha sağlıklı olabilir.
Laik mi Yoksa Seküler mi?
Yakın zamana kadar CHP’yi siyasette “muktedir” kılan laiklik, partinin olmazsa olmazıydı. Laiklik zamanında CHP’ye bir avantaj sağlıyordu; ancak toplumun sosyolojisi artık değişti. Sosyal medya çağında insanlar daha da dünyevileşti ve sekülerleşti. Sekülerleşmenin yaygınlaşmasında, toplumda teşvik edilen muhafazakârlığa karşı oluşan tepki de etkili oldu.
Ayrıca CHP’nin “muktedirlik hevesini” besleyen Türk tipi laiklik vurgusu, “CHP Zihniyeti” algısının da etkisiyle halk ile parti arasında hep bir gerilim oluşturdu. Bu gerilim var olduğu sürece CHP’li siyasetçilerin tam bir kitle hareketine dönüşmesi zorlaştı. Yeni partide, halkla gerilim oluşturan geleneksel laiklik söylemi yerine, toplumla bağ kurmayı kolaylaştıracak sekülerlik vurgusu tercih edilebilir.
Ne Bürokrasi Ne Ticaret Ne Aktivizm: Esas Yapı Ne Olmalı?
Deniz Baykal dönemi CHP’si daha bürokratikti. Eski savcılar, emekli Yargıtay üyeleri, Maliye ve Hazine müsteşarlıklarından emekli olan bürokratlar hayatlarının geri kalanını CHP’ye adıyordu. Bir “memur partisine” dönüşen CHP, bu haliyle halktan kopuyordu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yeni CHP” söylemiyle merkez sağa yönelik yaptığı açılımlar ise zamanla partiyi “tüccarlaştırdı”… Parti kimliğinin tüccarlaşması, özellikle belediye başkanlarına yönelik usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının yakıştırılmasını kolaylaştırdı. Özgür Özel ise karşı karşıya kaldığı sorunlar nedeniyle partiyi daha aktivist bir çizgiye çekti.
Bundan sonraki süreçte yeni siyasi hareketin; ne halktan kopuk bir bürokrasi partisi, ne tüccarlaşan bir parti, ne de sadece sokağa sıkışan bir aktivist parti olması gerekir. Yeni partinin, kritik anlarda siyaset üretebilen bir elit kadronun yanı sıra halkla bağını güçlü tutan esnek bir örgütsel yapıya sahip olması daha yerinde olur.
Gençlerin Politize Olması
Türkiye’de ciddi bir genç nüfus var ve bunların arasında ülke sorunlarına ilgi gösteren geniş bir kesim bulunuyor. Gençlerden iktidar partisi tarafında yer alanlar açısından herhangi bir risk yok. Ancak CHP veya onun içinden çıkacak yeni bir partinin saflarında yer almak, ülkenin mevcut siyasi ikliminden dolayı riskli görülüyor. Bu iklim nedeniyle gençler, CHP ya da yeni oluşacak parti çizgisinde öne çıkmaktan kaçınıyorlar. Bu durum gençleri politik hayatın içinde tutmaya yetmiyor. CHP’nin ve CHP’den kopan kadroların, gençleri siyasete nasıl kazandıracaklarına dair ciddi şekilde kafa yormaları gerekiyor.
Kazanan Hepsini Alır mı?
Çeyrek yüzyıla varan süreçte AK Parti’nin kesintisiz iktidarda kalması, “kazanan hepsini alır” anlayışını neredeyse kalıcı hale getirdi. CHP’nin yerel seçimlerde gösterdiği başarı sonrası —ki bu başarının birkaç yılda çarçur edildiği görülüyor— yaşadığı kriz, bu anlayışın kendi içlerine de sirayet etmesinden kaynaklandığı söylenebilinir. Yeni partinin çoğulcu bir yönetim anlayışını genetik bir kod gibi bünyesine işlemesi bu sakıncalı düşünceden uzak tutabilir.
Kürt Meselesinde Nerede Olunacak?
Yeni partinin, eski alışkanlıkları bir kenara bırakıp Kürt meselesine daha yapısal çözümler öneren bir politika izlemesi gerekiyor. CHP’nin özellikle seçim dönemlerinde Kürt meselesinde sergilediği “cesur ama çekingen” tavır, partiyi ikircikli bir konuma düşürdü. Yeni siyasi hareketin bu durumdan kurtulması için daha net ve cesur durması beklenir. İktidar partisinin yeni süreci Öcalan üzerinden yürüttüğü göz önüne alındığında, Özel’in yeni partisi sürece Selahattin Demirtaş üzerinden dâhil olabilir.
Yeni partinin siyasi hayatımıza ne getireceğini hep birlikte zamanla göreceğiz. Ancak hangi hatalardan kaçınıp neleri önceleyeceğini şimdiden öngörmek zor.






















