(The Turkish Post) – AHMET KEMAL ULUBEY
Ülke siyaseti, son iki yıldır CHP ve ondan kaynaklanan krizler nedeniyle adeta tek bir gündeme sıkışmış durumda. Mart 2024 yerel seçimlerinden birinci parti olarak çıkması ve iktidarın kalesi sayılan şehirler de dahil olmak üzere birçok büyükşehri kazanması, CHP’yi siyasetin merkezine taşıdı. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun, Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın ikinci kez elde ettikleri seçim zaferleri, Özgür Özel liderliğindeki CHP’ye önemli bir ivme kazandırdı. Bu ivme, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında bir “yumuşama/normalleşme” döneminin başlamasını sağladı. Ancak karşılıklı görüşmelerin ardından CHP’nin “yumuşama”, AK Parti’nin ise “normalleşme” olarak adlandırdığı bu süreç, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarla birlikte yerini siyasi kavgalara bıraktı.
İmamoğlu’nun Tutuklanması ve “Butlan” Kararı CHP’yi Girdaba Soktu
Yerel seçimlerin ardından yaklaşık bir yıl boyunca iktidar ve muhalefet cephesinde esen olumlu rüzgarlar, ilk olarak CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı’nın tutuklanmasıyla tersine döndü. CHP üzerinde kopan fırtınalar, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 23 Mart 2025 tarihinde tutuklanmasıyla zirve çıktı. Belediye başkanlarının görevden alınmasıyla boşalan koltuklara yeni isimlerin geçmesi ve bazı belediye başkanlarının “tutuklanma korkusuyla” parti değiştirmeye başlaması, süreci iyice çıkmaza soktu. Tüm bunlar yaşanırken, 2023 yılındaki Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimleri kaybettikten sonra kurultayı kaybedip evinin yolunu tutan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, mahkemenin “mutlak butlan” kararıyla yeniden CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturması partide yepyeni bir krize yol açtı. CHP bugünler de neredeyse üçe bölündü: Butlancılar, Özelciler ve Tarafsız ‘gibi’ görünenler. Kılıçdaroğlu ve taraftarları Özelcileri partiden silmede kararlıyken Özelciler ise butlancılara karşı Meclis ve sokak üzerinden direniş başlattı. Esas olan CHP diyen ve ‘tarafsız’ gibi duran CHP’nin bazı kurt siyasetçileri ise kavgayla oluşacak boşluğu doldurmak için gün sayar konumunda.
Butlandan Kopuş mu, Yoksa Uzlaşı mı?
Butlan kararıyla genel merkezi Kılıçdaroğlu’na kaptıran Özgür Özel ve yol arkadaşları, kendilerini yeni bir arayışın içinde buldu. Özel’in bir yandan butlan kararının mahkemeden dönmesi için hukuki mücadele verirken, diğer yandan yeni bir yol haritası üzerinde çalıştığı aşikâr. Ancak bu planın ne aşamada olduğunu önümüzdeki günlerde alınacak kararlarla göreceğiz. Cezaevinde bulunan İmamoğlu ile birlikte hareket eden Özgür Özel’in önünde üç ihtimal bulunuyor:
• Birincisi: CHP’de koltuğu kaptırdıkları “butlan” yönetimiyle uzlaşmak.
• İkincisi: CHP çatısı altında kalıp koltuğu geri almak için mücadele vermek.
• Üçüncüsü ise: Ayrı bir parti kurarak yola devam etmek.
Kılıçdaroğlu’nun “Meşruiyet Krizi”, Özel’in Umudu…
Özel’in şu ana kadar izlediği stratejiye bakılırsa temel oyun planı, “Sonuna kadar CHP’de kalmayı zorlamak, olmuyorsa bir gün geri dönecek şekilde ayrılmak” üzerine kurulu. Kılıçdaroğlu’nun ne CHP tabanından ne de kamuoyundan güçlü bir destek alamayacağını düşünen Özel kanadı, bundan dolayı partiden ayrılmayı “geçici bir durum” olarak görüyor. Mahkeme kararıyla CHP liderliğine dönen Kılıçdaroğlu’nun bu koltukta ciddi bir “meşruiyet sorunu” yaşadığı herkesin malumu. İşte bu durum, Özel’in CHP’de kalıp mücadele etme düşüncesini cesaretlendiriyor.
Diğer yandan, kopma aşamasında verilebilecek gereğinden fazla siyasi zayiat ve Demokles’in kılıcı gibi başlarında sallanan fezlekeler, ayrılmanın getireceği ağır maliyetler olarak masada yerini koruyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun yakın zamanda bir kurultay yapmaya niyetli olmadığını ve “butlan karşıtlarını” partiden bir bir tasfiye ettiğini göz önüne alırsak; Özel ve ekibinin parti içinde kalarak liderliği yeniden ele geçirmesi —bir sürpriz yaşanmazsa— neredeyse imkânsız gibi.
Özel Neden Ağırdan Alıyor?
Kılıçdaroğlu’nun kararlılığına bakıldığında, “arınma” adı altında Özel ve İmamoğlu’nun partideki gücünü tamamen sıfırlamak arzusunda olduğu net şekilde ortada. Yani Özel, parti içinde ancak Kılıçdaroğlu’nun şartlarına uyarsa barınabilecek; onun genel başkanlığına boyun eğdiği müddetçe partide yaşam şansı bulabilecek.
Bu denklemde Özel için geriye tek bir seçenek kalıyor: O da ayrı bir partiyle yola devam etmek. Ancak yaşanan gelişmelere bakıldığında, Özel’in partiden kopma sürecini oldukça ağırdan aldığı ve acele etmediği görülüyor. Bu yavaşlığın arkasında perde arkasında yürütülen bir uzlaşı arayışı mı var, yoksa Özel’in cesaretini sınırlayan başka faktörler mi mevcut, bunu kestirmek zor. Kesin olan şu ki; CHP’de yaşanan bu büyük kriz sonrasında Özel’in işi ağırdan alması, kurulacak yeni bir partinin arkasına alacağı rüzgârın kuvvetini ciddi şekilde azaltabilir.
Krizleri atlatsa da CHP iktidar olur mu?
Aslına bakılacak olursa, Özel’in CHP’den kopması ya da parti içinde kalıp ilerleyen süreçte yeniden genel başkan olması, hâlihazırda CHP’li siyasetçilerin “iktidar alternatifi” olmasını engelleyen faktörleri ortadan kaldırmaya yetmeyecek. CHP’nin genetiğini saran ve yapılan tüm açılımlara rağmen seçmeni adeta “iten” yapısal sorunlardan kurtulunmadığı sürece; Özel yeni parti de kursa, CHP’de de kalsa yapısal durum değişmeyecek.
Peki, nedir bu CHP’nin ve CHP okulunda yetişen siyasetçilerin peşini bırakmayan faktörler? Onu da yazının ikinci kısmında ele alalım. Bu bölüm, ikinci yazının girişi olmuş olsun.





















