(The Turkish Post) – AHMET KEMAL ULUBEY
Kuzey Amerika’da gerçekleşen 2026 FIFA Dünya Kupası, geçmiş turnuvalara kıyasla çok daha farklıydı. Bu farklılığın temel nedeni, toplumla bu denli entegre olan bir Dünya Kupası’na daha önce hiç rastlanmamış olmasıydı denilebilir. 100’ü aşkın maçın 5 milyondan fazla seyirci önünde oynandığı turnuvanın, özellikle ABD ayağında kupanın yarattığı etki çok daha belirgin hissedildi.
Dünyanın dört bir yanından bu ülkeye akın eden futbol taraftarları; son dönemde dış dünyaya karşı sertleşen, kendi içine ise kapanan ABD’ye adeta sihirli bir dokunuşta bulundu. Özellikle Avrupa’dan gelen bir milyona yakın seyirci, “göçmen karşıtı politikalarla” dışa kapanan ülkenin günlük yaşamına doğrudan nüfuz etti. Dışarıdan gelen bu insani dokunuşun, ABD’de kısmi bir dönüşümü de beraberinde getirdiği söylenebilir.
KÜRESEL HÜMANİZM RÜZGARI ESTİ
Kupaya ev sahipliği yapan ülkelerden biri olan ABD’de, İskoç taraftarlar hastaneleri ziyaret etti ve yerel beyzbol maçlarını izledi. Norveç’in gol makinesi Erling Haaland’ın Teksas’ta kovboy şapkası takıp çizme giymesi ise bir anda yeni bir moda akımı başlattı; Haaland’ın bu tarzı benimsemesinin ardından Teksas’ın geleneksel kovboy şapkası ve çizmelerinin satışlarında patlama yaşandı. Normalde “Teksas’a Teksaslılar yeter” sloganının hâkim olduğu eyalette yerel halk, şehirlerine gelen yabancı misafirleri at sırtında, dostça karşıladı. Turnuvanın ABD ayağında, devletlerin resmi politikalarından bağımsız, adeta küresel bir hümanizm rüzgârı esti.
FUTBOL, AMERİKALILARIN DÜNYA ALGISINI DEĞİŞTİRDİ
Dünyada sadece kendi spor yıldızlarının takip edildiğini sanan Amerikalılar, futbolcuların (örneğin Cristiano Ronaldo’nun) sosyal medyada yüz milyonlarca takipçisi olduğunu görünce büyük bir şaşkınlık yaşadı. Dünyanın en iyi sporcularının yalnızca ABD’de olduğu; beyzbol, basketbol ve Amerikan futbolunun ise “yegâne spor dalları” kabul edildiği yönündeki katı ön yargı kırıldı. ABD maçlarının televizyon başında 30 milyona yakın seyirci tarafından izlenmesi ve su molalarında verilen reklamların 500 milyon dolara yakın hasılat getirmesi mevcut algının değişiminde etkili olan unsurlardandı.
Atletik yapısı ve hızıyla da dikkat çeken Haaland, ülkede adeta bir inceleme konusu oldu. Hatta yapılan bir araştırmada, ABD spor tarihindeki “topla en iyi koşan sporcular” karşılaştırmasında Haaland dördüncü sırada yer aldı. Topla koşmanın ne denli zor bir zanaat olduğunu iyi bilen Amerikalılar, Haaland’ın bu sıra dışı hızına hayran kaldı. Avrupa’dan gelen takımların oyun disiplinleri ve sistemlerine hayran kalan ABD’li spor akademikyası, televizyonlarda uzun süre başarının kaynağı Avrupa Spor Akademilerini tartıştı.
DÜNYA KUPASI, ABD DIŞ POLİTİKASININ ÖNÜNE GEÇTİ
ABD’deki Trump yönetimi, dış politikada izlediği gerilim siyasetiyle dünyayı strese sokarken içeride uyguladığı “göçmen karşıtı politikalar” ile de ülkenin sınırlarını zihnen kapatmıştı. ABD yönetiminin son dönemde imza attığı Venezuela operasyonu, Avrupa ile yaşanan “Grönland gerilimi”, bir türlü ateşkesin sağlanamadığı İran savaşı ve Gazze’de yaşananlara rağmen İsrail’e verilen koşulsuz destek gibi konular, ABD’yi küresel ölçekte gerilimin ana kaynağı haline getirmişti. Buna bir de bir türlü sonlandırılamayan Rusya-Ukrayna savaşı eklenmişti. İşte ABD’deki bu turnuva, tam da Trump’ın dünyayı strese soktuğu ve devletler arası diplomatik gerilimlerin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.
Kupa için ABD’ye giden insanların kendi kültürlerini özgürce sergilemesi ve yerel halkla sıcak bir etkileşime girmesi, Trump yönetimin o gerilimli siyasetinde bir ölçüde delik açtı. Burada toplumların, güç siyaseti izleyen devletlerden farklı olarak devreye girmesiyle yeni bir sosyal dinamik oluştu. Kupa sonrasında bu dinamik üzerinden, dünyanın bir araya geleceği ve küresel gerilimi azaltıcı birtakım organizasyonların düzenlenmesi de pekâlâ gündeme gelebilir.
Kısacası Dünya Kupası, ABD’nin “güvenlik merkezli” sert dış politikasının önüne geçmeyi başardı. Ülkenin sağ popülist politikalar tarafından kuşatılmasından bunalan bir Amerikalının, futbol için ülkesine gelen yabancı taraftarlara, “Dünya Kupası vesilesiyle ülkeme gelip beni iyileştirdiniz, bana çok iyi geldiniz” demesi, aslında bu sürecin toplumsal özetidir.
DÜNYA, ABD’NİN SADECE “TRUMP”TAN İBARET OLMADIĞINI GÖRDÜ
Öte yandan kupayla birlikte, dünyayı geren siyasi figürler biraz olsun arka planda kalırken ABD’nin tarihsel köklerinden gelen çok kültürlü yapısı yeniden ön plana çıktı. ABD’nin örtü altında kalan bu çok kültürlü yapısının önümüzdeki süreçte kendini tekrar gösterip göstermeyeceğini bilmek zor ancak dünya, ABD’nin Trump’tan ibaret olmadığını görmüş oldu.





















