(The Turkish Post) – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı’na yaptığı geniş değerlendirmede, 7595 sayılı “Terörsüz Türkiye” Kanunu’nun 467 oyla kabul edilmesinin yeni anayasa tartışmalarını yeniden alevlendirdiğini, ancak bu yüksek oy oranının kanunu bu dönemde çıkarmaya yeteceği anlamına gelmediğini vurguladı.
“28. Dönemde tamamlanması güç”
Uçum, 7595 sayılı Kanun’un teklif aşamasında 367, kabulde ise 467 milletvekili desteği aldığını hatırlatarak bu tablonun Meclis’te geniş uzlaşma kapasitesi gösterdiğini belirtti. Ancak aynı iyimserliği yeni anayasa takvimine yansıtmadı: “28. Dönemde tamamlanması güç göründüğünden, Türkiye muhtemelen bir sonraki yasama döneminde, yani 29. Dönem TBMM’si eliyle yeni anayasasını yapacaktır.”
“400 oy da olsa halka gidilmeli”
Uçum’un analizindeki en keskin çizgi, referandum konusunda çizildi. Bazı çevrelerde dile getirilen “400’den fazla milletvekiliyle yeni anayasa yapıp doğrudan yürürlüğe koyma” fikrine açıkça karşı çıkan Uçum, “Bu asla kabul edilemez” dedi. Mevcut Anayasa’da 400 ve üzeri oyla kabul edilen değişikliklerde zorunlu referandum bulunmamasına rağmen, Uçum bunun yepyeni bir anayasa için geçerli olamayacağını savundu: Meclis’i “temsili kurucu irade”, halkı ise “asli kurucu irade” olarak tanımlayan Uçum, halkın yüzde 50’den fazla onayı olmadan yeni anayasanın yürürlüğe giremeyeceğini vurguladı.
AYM’ye götürülme ihtimali “hemen hemen yok”
Uçum, 7595 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesi’ne taşınma ihtimalini de değerlendirdi. AK Parti’nin başvurmayacağı açık; ikinci parti Yeni Parti’nin de yönetim düzeyinde süreci desteklediği düşünülünce, geriye yalnızca 120 milletvekilinin imzasıyla yapılabilecek bir başvuru ihtimali kalıyor. Kanuna “hayır” oyu veren 87 milletvekilinin bir kısmının “reaksiyoner oy” olduğunu belirten Uçum, bu ihtimali de “hemen hemen yok” olarak nitelendirdi. Soyut norm denetimi için son başvuru tarihinin 17 Ekim 2026 olduğunu hatırlattı.
İnfaz kapısını tamamen kapatmadı
7595 sayılı Kanun’un yalnızca terörün tasfiyesine özgü, emsal teşkil etmeyen özel bir düzenleme olduğunu vurgulayan Uçum, bu kanundan yola çıkarak genel infaf taleplerinin gündeme getirilmesinin “isabetli olmadığını” söyledi. Ancak cezaevlerindeki kalabalıklaşma gibi gerekçelerle ayrı bir infaz reformunun her zaman gündeme gelebileceğini de ekledi — tek şartı, bu düzenlemenin “FETÖ ve diğer terör örgütlerine alan açmayacak şekilde” ele alınması.
Dil konusunda sert mesaj: “Sürgün”, “tutsak” ifadeleri reddedildi
Uçum, geçiş sürecinin muhataplarına yönelik doğrudan bir uyarıda bulundu: “Yurt dışındakiler ‘sürgün’ değildir. Tutuklu ve hükümlüler ‘tutsak’ değildir. Türkiye Cumhuriyeti ‘düşman’ değildir.” Türkiye’deki Kürtlerin Gazze’deki Filistinlilere benzetilemeyeceğini, Türkiye’nin İsrail ile eş tutulamayacağını belirten Uçum, bu tür ifadeleri “zehirli dil” olarak nitelendirdi.
Kapsamlı reform, sürecin sonuna ertelendi
Uçum, toplumun tamamını kapsayacak bir demokrasi ve hukuk reformunun koşullarının ancak “Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin” tamamlanmasıyla oluşacağını belirtti. TBMM komisyon raporunun ise gelecekteki yasal düzenlemeler için “önemli bir referans belge” olacağını savundu.























