(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Uluslararası finans çevrelerinde Türkiye’ye ilişkin temkinli sesler yükselmeye başladı. Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikası sonrasında Türk varlıklarına yönelik olumlu görüş bildiren bazı yabancı yatırım kuruluşları, artık daha ihtiyatlı bir tutum sergiliyor. ABD merkezli yatırım bankası JP Morgan’ın Türk tahvillerine yönelik tavsiyesini “al” seviyesinden “nötr”e çekmesi ve İngiltere merkezli yatırım şirketi Algebris’in Türk lirası cinsinden varlıklarda satış önerisinde bulunması piyasalarda dikkat çekti.
Her iki kurumun değerlendirmelerinde de ortak başlıklar öne çıkıyor artan makro ekonomik kırılganlıklar, yükselen enerji maliyetleri, cari açık riski ve siyasi belirsizlikler.
ERKEN SEÇİM İHTİMALİ YATIRIMCILARIN RADARINDA
JP Morgan’ın raporunda en dikkat çekici noktalardan biri siyasi risk vurgusu oldu. Banka, 2026 yılı içerisinde olası bir erken seçim ihtimaline dikkat çekerek, seçim sürecinin döviz talebini artırabileceği ve Merkez Bankası rezervleri üzerinde baskı yaratabileceği değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’de geçmiş seçim dönemlerinde bireylerin ve şirketlerin döviz pozisyonlarını artırma eğilimi gösterdiğine işaret eden rapor, benzer bir tablonun yeniden yaşanması halinde finansal istikrar açısından yeni sınamalar ortaya çıkabileceğini belirtiyor.
Uzmanlara göre yabancı yatırımcılar ekonomik göstergelerin yanı sıra siyasi takvimi de yakından izliyor. Özellikle seçim ihtimalinin gündeme gelmesi, uzun vadeli yatırım kararlarında önemli bir değişken olarak değerlendiriliyor.
CARİ AÇIK YENİDEN ALARM VERİYOR
Yabancı yatırımcıların en fazla dikkat ettiği göstergelerden biri de cari açık. Mart ayında cari açığın yaklaşık 10 milyar dolar seviyesine ulaşması, Türkiye’nin döviz ihtiyacına ilişkin endişeleri artırdı. Enerji fiyatlarının yükselmesiyle birlikte ithalat maliyetlerinin artması, cari denge üzerindeki baskıyı daha da güçlendirdi. Cari açık büyüdükçe ülkenin dış finansman ihtiyacı da artıyor. Bu finansman yeterli sermaye girişleriyle karşılanamadığında ise gözler Merkez Bankası rezervlerine çevriliyor. Uluslararası yatırım kuruluşlarının son raporlarında rezervlerin sürdürülebilirliği konusundaki tartışmaların yeniden öne çıkması da bu nedenle dikkat çekiyor.
ŞİRKET TAHVİLLERİNDEKİ SORUNLAR GÜVENİ ZEDELİYOR
Piyasalarda son dönemde yaşanan bir başka gelişme ise şirket tahvillerindeki ödeme problemleri oldu. Bir şirketin tahvil yükümlülüğünü yerine getirememesi ve konkordato sürecine girmesi, özellikle düşük riskli yatırım araçları olarak görülen para piyasası fonlarında beklenmedik zararların ortaya çıkmasına neden oldu. Risk seviyesi en düşük fonlar arasında yer alan para piyasası fonlarının zarar yazması, yatırımcıların kurumsal tahvil piyasasına ilişkin algısını olumsuz etkiledi. Finans uzmanları, yabancı yatırımcıların bu tür gelişmeleri yakından takip ettiğini ve kredi riskine ilişkin değerlendirmelerinde dikkate aldığını belirtiyor.
MERKEZ BANKASI YAZ AYLARINDA RAHATLAYABİLİR Mİ?
Ekonomistler mevcut tabloya rağmen yaz aylarının Türkiye açısından önemli bir avantaj sunduğunu vurguluyor. Turizm gelirlerinin artış gösterdiği üçüncü çeyrek, geleneksel olarak döviz girişlerinin en yüksek olduğu dönemlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kısa vadede Merkez Bankası’nın döviz likiditesi açısından ciddi bir sorun yaşamayabileceği değerlendiriliyor. Ancak enerji fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi ve küresel jeopolitik risklerin sürmesi halinde sonbahar aylarından itibaren döviz dengesi üzerindeki baskının yeniden artabileceği belirtiliyor.
TÜRK LİRASINDA REEL DEĞERLENME DÖNEMİ SONA MI ERİYOR?
Mayıs ayı enflasyon verileriyle birlikte dikkat çeken bir başka gelişme de Türk lirasının reel değerlenme sürecinde yaşanan yavaşlama oldu. Son aylarda enflasyonun altında kalan kur artışları nedeniyle Türk lirası reel olarak değer kazanırken, mayıs ayında dolar kurundaki yükseliş ile açıklanan enflasyon oranları birbirine oldukça yakın gerçekleşti. Bu durum uzun süredir devam eden reel değerlenme eğiliminin duraksadığı yönünde yorumlandı. Buna karşın yüksek faiz politikası nedeniyle Türk lirası cinsinden mevduat ve para piyasası fonlarının yatırımcısına hâlâ enflasyonun üzerinde getiri sunduğu görülüyor.
KÜRESEL GELİŞMELER DE BASKIYI ARTIRIYOR
Türkiye piyasalarını etkileyen gelişmeler yalnızca iç dinamiklerle sınırlı değil. ABD’de açıklanan güçlü istihdam verileri sonrasında yatırımcıların Amerikan Merkez Bankası’nın faiz politikalarına ilişkin beklentileri değişti. Faiz indirimi beklentilerinin zayıflaması ve hatta bazı çevrelerde faiz artırımı ihtimalinin konuşulmaya başlanması küresel piyasalarda satış baskısını artırdı. Altın, gümüş, hisse senetleri ve kripto varlıklar sert değer kayıpları yaşarken, gelişmekte olan ülke piyasaları da bu dalgadan etkilendi. Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler açısından küresel faizlerin yüksek seyretmesi, yabancı sermaye girişlerini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor.
YATIRIMCI ÇIKMIYOR AMA TEMKİN ARTIYOR
Son raporlar yabancı yatırımcıların Türkiye’den tamamen vazgeçtiğini göstermiyor. Ancak son iki yıldır güçlü şekilde desteklenen “Türk varlıkları hikâyesinin” artık daha fazla sorgulandığı görülüyor. Ekonomide enflasyonla mücadele sürecinin devam etmesi, cari açığın kontrol altında tutulması, rezervlerin güçlendirilmesi ve siyasi belirsizliklerin azaltılması önümüzdeki dönemde yatırımcı güveninin korunması açısından belirleyici olacak. Uluslararası yatırım kuruluşlarının son değerlendirmeleri, Türkiye ekonomisinin yeniden güven tazelemek için sadece yüksek faiz politikasına değil, aynı zamanda yapısal kırılganlıkları azaltacak adımlara da ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.






















