(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye zeytinciliği bu yıl tarihi bir üretim sezonuna hazırlanıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ilk bitkisel üretim tahminine göre 2026 yılında zeytin üretiminin geçen yıla göre yüzde 55’in üzerinde artarak yaklaşık 3,8 milyon tona ulaşması bekleniyor. Bu rakam gerçekleşirse Cumhuriyet tarihinin en yüksek zeytin rekoltesi kayıtlara geçecek. Ancak normal şartlarda sevinçle karşılanması beklenen bu gelişme, üretici cephesinde tam tersine kaygıyla karşılanıyor. Çünkü sektörün en büyük korkusu, yüksek üretimin fiyatları daha da aşağı çekmesi ve ürünün değerinde satılamaması.
Türkiye’de tarım sektörünün kronik sorunlarından biri, üretim miktarı ile üreticinin gelirinin aynı doğrultuda artmaması. Zeytin sektörü de bunun en belirgin örneklerinden biri haline geldi. Geçen yıl don olayları ve kuraklık nedeniyle rekolte düşerken zeytinyağı fiyatları yükseldi. Buna rağmen üreticiler artan işçilik, enerji ve girdi maliyetleri nedeniyle bekledikleri kazancı elde edemediklerini dile getirdi. Bu yıl ise tablo tersine döndü. Bahçelerde ürün bol, ancak fiyatların düşeceği ve satışların yavaşlayacağı endişesi öne çıkıyor.
Sektör temsilcilerine göre bu kaygının temelinde yalnızca yüksek rekolte bulunmuyor. İç piyasada yeni sezon öncesinde önemli miktarda zeytinyağı stoku bulunması, ihracattaki yavaşlama ve küresel rekabetin sertleşmesi üreticinin geleceğe daha temkinli bakmasına neden oluyor. Rekor üretimin mevcut stokların üzerine eklenmesi halinde piyasada arz fazlası oluşabileceği ve bunun da fiyatları baskılayabileceği değerlendiriliyor.
Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar da benzer bir tabloya dikkat çekiyor. Uçar’a göre üretici açısından asıl sorun rekoltenin yüksek olması değil, bu üretimin ekonomik değere dönüştürülememesi. Yeni sezon öncesinde sektörde yaklaşık 200 bin tonluk stok bulunduğunu belirten Uçar, yüksek üretim beklentisinin gerçekleşmesi halinde toplam zeytinyağı miktarının 500 bin tona yaklaşabileceğini ifade ediyor. Bu durumda ihracatın hızlanmaması halinde iç piyasada fiyat baskısının kaçınılmaz olacağını savunuyor.
İhracat cephesindeki gelişmeler de bu kaygıları destekliyor. Son yıllarda Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı ihracatında istenilen performans yakalanamıyor. Sektör temsilcileri bunun başlıca nedenleri arasında yüksek üretim maliyetlerini, kur politikasını, Avrupa Birliği pazarındaki rekabeti ve geçmiş yıllarda uygulanan dökme zeytinyağı ihracatı kısıtlamalarının bıraktığı olumsuz etkileri gösteriyor. Özellikle Tunus ve Fas gibi üretici ülkeler daha düşük maliyetlerle Avrupa pazarında rekabet avantajı elde ederken, Türk ihracatçısı fiyat tutturmakta zorlanıyor.
Bu tablo, Türkiye’nin zeytincilikte ulaştığı üretim başarısının ekonomik başarıya aynı ölçüde dönüşmediğini gösteriyor. Son 15 yılda milyonlarca yeni zeytin ağacının dikilmesiyle Türkiye dünyanın en büyük sofralık zeytin üreticileri arasına girdi. Zeytinyağında ise İspanya’nın ardından dünyanın önde gelen üreticilerinden biri konumuna yükseldi. Ancak üretimde sağlanan bu büyüme, markalaşma, ihracat çeşitliliği ve katma değerli ürün satışında aynı hızla ilerleyemedi.
Uzmanlara göre sektörün en önemli eksikliği de burada ortaya çıkıyor. Türkiye büyük ölçüde ham ürün ve dökme ihracata dayalı bir yapıdan tam anlamıyla çıkabilmiş değil. Oysa İspanya ve İtalya gibi ülkeler yalnızca zeytinyağı satmıyor; coğrafi işaretli ürünler, güçlü markalar, gastronomi turizmi ve yüksek katma değerli ihracat modeliyle çok daha yüksek gelir elde ediyor. Aynı miktardaki üretim, markalaşma sayesinde çok daha fazla ekonomik değer oluşturabiliyor.
Üreticilerin beklentileri de bu doğrultuda şekilleniyor. Sektör, yalnızca prim ve desteklerin artırılmasını değil, ihracatı güçlendirecek uzun vadeli politikaların uygulanmasını talep ediyor. Ambalajlı ihracatın teşvik edilmesi, yeni pazarlara erişimin kolaylaştırılması, üretici desteklerinin piyasa koşullarına göre esnek hale getirilmesi ve markalaşmaya yönelik yatırımların artırılması, sektörün en sık dile getirdiği çözüm önerileri arasında yer alıyor.
Rekor rekolte, tarımsal üretim açısından önemli bir başarı göstergesi olsa da tek başına üreticinin refahını garanti etmiyor. Üretimin planlanması kadar, bu üretimin hangi pazarlarda, hangi fiyatla ve hangi katma değerle satılacağı da belirleyici oluyor. Türkiye’nin zeytincilikte son yıllarda yakaladığı üretim ivmesini sürdürülebilir ekonomik kazanca dönüştürebilmesi, yalnızca daha fazla zeytin üretmesine değil güçlü markalar oluşturmasına, ihracat pazarlarını genişletmesine ve küresel rekabet gücünü artırmasına bağlı görünüyor.
Bu nedenle sektörün bugün yaşadığı tartışma, aslında yalnızca zeytinle sınırlı değil. Tarımda üretim artışının tek başına yeterli olmadığını, planlama, pazarlama ve katma değer politikalarının da en az üretim kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Rekor hasat ancak üreticinin emeği karşılığını bulduğunda gerçek bir başarı hikâyesine dönüşebilir.






















