(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Rusya’nın yıllarca kendi nüfuz alanı olarak gördüğü Orta Asya’da dengeler değişiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kazakistan ziyareti ve Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi, yalnızca diplomatik bir temas değil Avrasya’daki yeni güç mücadelesinin önemli işaretlerinden biri olarak görülüyor. Özellikle Türkiye ile Kazakistan arasında savunma sanayi ve askeri transit alanlarında atılan adımlar, Moskova’da dikkatle takip edildi.
Ukrayna savaşıyla birlikte Rusya’nın bölgesel ağırlığının aşınması, Orta Asya ülkelerine daha bağımsız hareket etme alanı açarken Türkiye ise bu boşluğu ekonomik, askeri ve lojistik hamlelerle doldurmaya çalışıyor.
UKRAYNA SAVAŞI ORTA ASYA’DAKİ DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ
2022’de başlayan Ukrayna savaşı yalnızca Avrupa güvenliğini değil, Avrasya’daki güç dağılımını da değiştirdi. Rusya’nın askeri kapasitesinin önemli bölümünü Ukrayna cephesine yönlendirmesi, Orta Asya cumhuriyetlerinin Moskova’ya bağımlılığını kısmen azaltan bir süreç yarattı. Kazakistan, Özbekistan ve Azerbaycan gibi ülkeler son yıllarda daha çok yönlü dış politika izlemeye başladı. Türkiye, Çin, Avrupa Birliği ve hatta İngiltere’nin bölgeye artan ilgisi de bu dönüşümü hızlandırdı. Özellikle enerji güvenliği ve lojistik koridorlar nedeniyle Orta Asya artık yalnızca “eski Sovyet coğrafyası” değil küresel rekabetin merkezlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
ORTA KORİDOR’UN YÜKSELİŞİ TÜRKİYE’NİN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ
Rusya üzerinden geçen Kuzey Koridoru’nun savaş nedeniyle zayıflaması, Çin-Avrupa ticaretinde Türkiye merkezli Orta Koridor’un önemini artırdı. Hazar geçişli bu rota Çin, Orta Asya, Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanıyor. Kızıldeniz’deki güvenlik krizleri ve İran çevresindeki gerilimler de bu hattı daha değerli hale getirdi. Bu nedenle Ankara, son dönemde Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan ile ilişkilerini yalnızca kültürel değil ticari, lojistik ve stratejik eksende derinleştiriyor. Erdoğan’ın Kazakistan ziyareti de tam olarak bu büyük jeopolitik dönüşümün ortasında gerçekleşti.
ASTANA’DAKİ GÖRÜNTÜLER SEMBOLİK AÇIDAN DİKKAT ÇEKTİ
Kazakistan’ın Erdoğan’a gösterdiği yüksek protokol dikkat çekiciydi. Türk ve Kazak bayraklarıyla yapılan karşılama, savaş uçaklarının eşlik ettiği görüntüler ve Tokayev’in verdiği mesajlar, ziyaretin sıradan bir diplomatik temas olmadığını ortaya koydu. Özellikle Rus yapımı SU-30 savaş uçaklarının Erdoğan’ın uçağına eşlik etmesi, “Moskova’nın etki alanında Ankara’nın yükselen nüfuzu” şeklinde yorumlandı. Çünkü Kazakistan, Rusya öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün üyesi olmasına rağmen aynı zamanda Türkiye ile savunma iş birliğini derinleştiriyor. Bu durum Kremlin açısından stratejik bir alarm niteliği taşıyor.
TÜRKİSTAN VURGUSU: KÜLTÜREL BİRLİKTEN JEOPOLİTİK PROJEYE
Ziyaretin en önemli bölümlerinden biri Türkistan kentinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı gayri resmi Liderler Zirvesi oldu. Türkistan’ın özellikle seçilmesi tesadüf değil. Kent, Türk dünyasının manevi merkezi olarak görülüyor ve Hoca Ahmet Yesevi mirası üzerinden ortak tarih vurgusu yapılıyor. Ancak artık bu yapı yalnızca kültürel bir birliktelik olmaktan çıkıyor. Son yıllarda ortak ticaret projeleri, ulaştırma ağları, enerji iş birlikleri, savunma sanayi temasları, dijitalleşme ve yapay zekâ başlıkları Türk Devletleri Teşkilatı’nın gündeminde daha fazla yer almaya başladı. Bu da teşkilatın gelecekte ekonomik ve stratejik bir blok haline dönüşebileceği yorumlarını güçlendiriyor.
MOSKOVA’YI ASIL RAHATSIZ EDEN KONU SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ
Ziyaretin en kritik başlığı ise Türkiye ile Kazakistan arasındaki askeri anlaşmalar oldu. İki ülkenin ortak İHA/SİHA üretimi konusunda ilerleme kaydetmesi, Türk savunma sanayisinin Orta Asya’ya yerleşmeye başladığını gösteriyor. Özellikle ANKA platformlarının Kazakistan’da üretilebileceği yönündeki açıklamalar dikkat çekti. Ancak daha da önemlisi, Türkiye ile Kazakistan arasında imzalanan askeri transit anlaşması oldu. Bu anlaşma sayesinde Türk askeri nakliye uçaklarının Kazakistan hava sahasını daha rahat kullanabilmesinin önü açılıyor. Bu durum Türkiye’ye Orta Asya’ya doğrudan erişim, askeri lojistik avantaj, savunma sanayi sevkiyatlarında kolaylık, bölgesel hareket kabiliyeti kazandırabilecek stratejik bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Moskova açısından bakıldığında ise bu tablo, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’nın geleneksel nüfuz alanında daha görünür hale gelmesi anlamına geliyor.
KKTC DETAYI DA DİKKAT ÇEKTİ
Zirvede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görünürlüğünün artması da önemli başlıklardan biri oldu. KKTC liderinin zirveye katılması, geçmiş yıllarda daha mesafeli duran bazı Orta Asya ülkelerinin Ankara’ya yakın pozisyon almaya başladığı yorumlarına neden oldu. Her ne kadar Kazakistan ve Özbekistan resmi olarak BM çizgisini korusa da, Türk Devletleri Teşkilatı içinde KKTC’nin fiili görünürlüğünün artması Ankara açısından diplomatik kazanım olarak değerlendiriliyor.
TÜRK DÜNYASI ARTIK KÜRESEL REKABET ALANI
Bugün Orta Asya yalnızca Türk dünyasının kültürel mirası üzerinden değil enerji kaynakları, nadir toprak elementleri, ulaşım koridorları, Çin-Avrupa ticareti, savunma sanayi, yapay zekâ ve dijital güvenlik gibi başlıklarla da küresel güç mücadelesinin merkezine yerleşmiş durumda. Türkiye ise bu süreçte hem NATO üyesi kimliği hem de Türk dünyasıyla tarihsel bağları sayesinde kendisine yeni bir jeopolitik alan açmaya çalışıyor.
TÜRKİSTAN HATTINDA YENİ JEOPOLİTİK DÖNEM
Erdoğan’ın Kazakistan ziyareti, Türk Devletleri Teşkilatı’nın artık yalnızca sembolik bir birlik olmadığını gösteren önemli bir dönüm noktası oldu. Enerji koridorlarından savunma sanayisine, askeri transit anlaşmalarından dijital iş birliklerine kadar uzanan yeni süreç Orta Asya’nın önümüzdeki yıllarda çok daha sert bir jeopolitik rekabet alanına dönüşeceğine işaret ediyor ve görünen o ki Moskova, artık eski “arka bahçesinde” tek belirleyici aktör olmadığını daha net hissediyor.






















