(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de milyonlarca yurttaş en temel ihtiyaçlarını bile karşılayabilmek için borçlanmaya mecbur kalıyor. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, yükselen faizler ve sıkılaşan kredi koşulları, halkı yüksek maliyetli kredi kartı borçlarına mahkûm ediyor. Bankalar ise bu krizden rekor kârlarla çıkıyor.
ENFLASYONUN GÖLGESİNDE BORÇ EKONOMİSİ
Türkiye ekonomisinde son yılların en büyük sorunlarından biri, vatandaşın alım gücünün hızlı bir şekilde erimesi. Resmi enflasyon yüzde 70’ler seviyesinde açıklanırken, gıda, kira ve enerji fiyatlarındaki artış, maaş artışlarını anlamsız hale getiriyor. Orta sınıf yoksullaşırken, dar gelirli kesim temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Bu tabloda tek çıkış yolu borçlanma oluyor. Bankalar tüketici kredilerine yüksek faiz uygularken, kredi musluklarını da sıkılaştırıyor. Sonuç: Vatandaş, kolay erişebildiği tek finansman kaynağı olan kredi kartına yöneliyor. Ancak kredi kartı artık bir alışveriş aracı değil, ay sonunu getirebilmenin zorunlu bir aracı haline geldi.
VERİLER ALARM VERİYOR
Resmi verilere göre, 2025 başından bu yana bireysel kredi kartı borçları yaklaşık 420 milyar TL artarak 2,26 trilyon TL seviyesine ulaştı. Tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı Temmuz 2025 itibarıyla 4,66 trilyon TL olarak gerçekleşti.
Takibe düşen kredi kartı borçları ise 84 milyar TLye yükselmiş durumda ve takip oranı %4,07 seviyesinde. Bu eğilim, gelir artışlarının enflasyonun gerisinde kalmasıyla doğrudan bağlantılı. Hane halkı, mutfak masrafından fatura ödemelerine kadar her ihtiyacını borçla karşılıyor.
BANKALAR TARİHİ KÂR ELDE EDİYOR
Vatandaşın sırtındaki borç yükü ağırlaşırken, bankaların kârı rekor seviyelere ulaştı. 2025’in ilk yarısında sektörün dönem net kârı 422,5 milyar TL oldu. Kâr patlamasının başlıca nedeni yüksek faizli kredi kartı ve tüketici kredilerinden elde edilen gelirler.
Bu durum, “Vatandaş borçla boğuşurken, bankalar tarih yazıyor” eleştirilerini doğruluyor. Borç yükü halkın omuzlarında taşınırken, bankalar kısa vadeli kazançlarını büyütüyor.
İCRA DOSYALARI KABARDI
20 Ağustos 2025 itibarıyla Türkiye’de icra-iflas dosyalarının sayısı 24 milyon 441 bin olarak kaydedildi. Bu rakam, yılbaşından bu yana yaklaşık 2 milyon 185 bin artış anlamına geliyor. Her gün binlerce kişi ödeyemediği borç nedeniyle icra takibine düşüyor.
Kredi kartı borcunu ödeyemeyen vatandaş, borcu borçla kapatmaya çalışıyor. Bu kısır döngü, toplumun geniş kesimlerini ekonomik çıkmaza sürüklüyor.
RİSK VATANDAŞA, GÜVENCE BANKALARA
Ekonomistler, bu sürecin uzun vadeli tehlikelere işaret ettiğini belirtiyor. Gelir artışlarının enflasyonu yakalayamaması, hane halkı borçlarının sürdürülemez hale gelmesi, yalnızca bireyleri değil tüm ekonomiyi tehdit ediyor.
Bankalar kısa vadeli kârlarını artırırken, ödeme güçlüğü yaşayan vatandaş sayısındaki artış tahsilat risklerini büyütüyor. Ancak burada bile riskin büyük kısmı yine vatandaşa yıkılıyor. Zira bankalar, yapılandırmalar ve yüksek faizlerle alacağını garanti altına alırken, vatandaş borcunu ömür boyu taşımak zorunda kalıyor.
SİYASET SUSKUN, VATANDAŞ SESSİZ
Artan borç yükünün siyasi yansımaları da dikkat çekici. Muhalefet, hükümeti “bankaları koruyup vatandaşı borç batağına sürüklemekle” suçluyor. Hükümet ise sıkı para politikasının zorunlu olduğunu savunuyor ve “sabır” çağrısı yapıyor. Ancak bu sabır çağrısının faturasını ödeyen, geçim derdindeki milyonlar oluyor.
Toplumda borç yükü nedeniyle huzursuzluk artarken, siyasi tartışmalar çoğunlukla rakamlar üzerinden yürütülüyor. Oysa geride, ay sonunu getiremeyen, borcunu ödemek için başka bir borca giren milyonlarca insanın dramı var.
KÜRESEL BASKILAR DA AĞIRLAŞIYOR
Küresel finansal koşullar da Türkiye’deki tabloyu ağırlaştırıyor. ABD Merkez Bankası’nın yüksek faiz politikası, Avrupa’daki ekonomik durgunluk ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, Türkiye’nin dış finansman maliyetini artırıyor. Bu maliyet, doğrudan içerideki faizlere yansıyor.
Dışarıda küresel piyasalara bağımlılık, içeride borç yükünü artıran en önemli unsurlardan biri haline gelmiş durumda.
KİMİN EKONOMİSİ?
Türkiye ekonomisi bugün iki farklı gerçekliği aynı anda yaşıyor. Bir yanda maaşı eriyen, nakit sıkışıklığı çeken, kredi kartına sarılıp borcunu çevirmeye çalışan milyonlarca vatandaş. Diğer yanda rekor kârlar açıklayan bankalar.
Bu tablo, ekonominin kimin için işlediği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Vatandaş için borç, bankalar için rekor kâr. Aradaki uçurum büyüdükçe, sosyal adalet ve ekonomik istikrarın sağlanması da giderek zorlaşıyor.




















