(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de dolandırıcılık olayları artık sıradan vatandaşların ötesine geçti; devletin en üst düzey isimleri bile hedef alınmaya başladı. Son olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, Berlin Büyükelçiliği’nin numarasını kopyalayarak arayan bir şebekenin dolandırıcılık girişimine maruz kaldı. Cumhuriyet yazarı Murat Ağırel’in aktardığına göre Gürlek, gelen çağrıdan şüphelenip konuyu bizzat Berlin Adli Müşavirliği’yle teyit edince olayın bir dolandırıcılık olduğu anlaşıldı.
Vatandaş her an yeni bir dolandırıcılık yönteminin hedefi olabiliyor. Ancak asıl soru şu: Bu kadar yaygınlaşan bir suç türü neden önlenemiyor?
DOLANDIRICILAR HER YERDE
Aslında tablo yeni değil. Son aylarda Bursa’da yaşlı bir kadının evindeki altınlarını kaptırması, İzmir’de genç bir çiftin sahte ev ilanıyla dolandırılması, İstanbul’da sahte yatırım ilanlarıyla binlerce liranın kaybolması gibi olaylar gündeme geldi. Ama işin en çarpıcı yanı, bu kez sadece vatandaş değil, yargının en tepesindeki isimlerin bile hedef alınması.
Bir başka deyişle, “vatandaşın kendini koruması” öğüdü artık yetmiyor. Çünkü dolandırıcılar teknolojiyi, uluslararası hatları ve numara kopyalama yöntemlerini kullanarak en profesyonel ağlara dönüşmüş durumda.
NEDEN ÖNLENEMİYOR?
Peki, devletin onca kurumuna, çıkarılan yasalarına, yapılan operasyonlara rağmen dolandırıcılar neden hâlâ her gün yeni bir kurban bulabiliyor? Birinci sorun, cezaların caydırıcılıktan uzak olması. Dolandırıcıların önemli bir kısmı kısa sürede serbest kalıyor ve kaldıkları yerden faaliyetlerine devam ediyor. İkinci sorun, denetim mekanizmalarının yetersizliği. Özellikle internet ve telefon üzerinden yapılan dolandırıcılıklarda devlet kurumları teknolojik olarak geride kalıyor. Üçüncü sorun ise özel şirketlerin sorumluluk almaması. Bankalar ve GSM operatörleri kullanıcı verilerini korumakta zafiyet yaşıyor; çoğu zaman “biz sorumlu değiliz” diyerek kenara çekiliyor.
Sonuçta vatandaş tek başına bırakılıyor. Dolandırıcıların tuzağına düşenlerin çoğu, parasını bir daha asla geri alamıyor.
VATANDAŞLAR NE YAPMALI?
Dolandırıcılığın önlenemediği bir ortamda bireylerin kendi tedbirlerini artırması tek çıkar yol gibi görünüyor. Öncelikle vatandaşların, bilinmeyen numaralardan gelen aramalara karşı dikkatli olması gerekiyor. Çünkü polis ya da savcı hiçbir koşulda telefonda para istemez. Ayrıca internet sitelerinin resmi olup olmadığını kontrol etmek büyük önem taşıyor. Resmi olmayan, güvenilirliği şüpheli sitelerden alışveriş yapmak ya da yatırım yapmak ciddi risk barındırıyor. Banka bilgilerini paylaşmak da en büyük hatalardan biri. Vatandaşların, hiçbir kurum ya da kişiye şifrelerini ve hesap bilgilerini vermemesi gerekiyor. Şüpheli bir durumla karşılaşıldığında ise vakit kaybetmeden polise başvurulmalı. Çünkü zamanında yapılan ihbar hem dolandırıcılığın önlenmesini kolaylaştırıyor hem de başka mağduriyetlerin önüne geçebiliyor.
Ama ortada büyük bir gerçek var: Vatandaş ne kadar dikkatli olursa olsun, sistemin açıkları kapatılmadıkça dolandırıcıların önü alınamıyor.
GÜVEN KRİZİ DERİNLEŞİYOR
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın bile tuzağa çekilmeye çalışılması, aslında Türkiye’deki dolandırıcılığın geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Eğer bir başsavcı dahi sahte bir telefonla aranabiliyorsa, sıradan bir vatandaşın kendini koruması ne kadar mümkün?
Kısacası, dolandırıcılık artık bireysel bir problem değil hem devletin itibarını hem de toplumun güven duygusunu zedeleyen ciddi bir güvenlik meselesi.






















