(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ukrayna’da üçüncü yılı geride bırakan savaş, artık yalnızca Rusya ile Ukrayna arasında yürütülen askeri mücadele olmaktan çıktı. Cephede yaşanan ağır kayıplar, savaşan tarafların insan kaynağı ihtiyacını artırırken, Rusya’nın dünyanın farklı bölgelerinden yabancı savaşçı temin etme yöntemi uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor. Özellikle ekonomik krizlerle boğuşan ülkelerde yaşayan gençlerin yüksek maaş, vatandaşlık veya istihdam vaadiyle Rusya’ya götürülmesi, savaşın görünmeyen yüzlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), Truth Hounds ve Kazakistan Uluslararası İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Bürosu’nun ortak araştırması, bu sürecin bireysel tercihlerden çok daha organize bir yapıya dönüştüğünü ortaya koyuyor. Ukrayna askeri istihbaratının verilerine göre Rusya, bugüne kadar 27 binden fazla yabancıyı Ukrayna cephesinde görevlendirdi. 2026 yılı içinde bu sayının daha da artabileceği öngörülüyor. Bu tablo, savaşın askeri olduğu kadar ekonomik ve sosyal boyutunu da gözler önüne seriyor.
Rusya’nın hedef aldığı ülkelerin ortak özelliği dikkat çekiyor. Kenya, Küba, Nepal, Bangladeş, Hindistan ve Afrika’nın farklı bölgelerinde işsizlik oranları yüksek, gelir düzeyi düşük ve göç etmek isteyen genç nüfus oldukça fazla. Bu ülkelerde birkaç bin dolarlık maaş teklifi ya da Rus vatandaşlığı vaadi, birçok kişi için hayatını değiştirebilecek bir fırsat olarak görülüyor.
Örneğin Küba’da ortalama aylık gelirin birkaç on dolar seviyesinde olduğu düşünüldüğünde, Rus ordusunun sunduğu 2 bin dolarlık maaş teklifi sıradan bir iş ilanından çok daha büyük bir cazibe oluşturuyor. Benzer şekilde Kenya veya Bangladeş gibi ülkelerde de aileler çocuklarını yurt dışında çalıştırabilmek için borçlanıyor, toprak satıyor veya aracılara yüksek komisyonlar ödüyor. Ancak araştırmalar, bu vaatlerin önemli bölümünün gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor.
Bazı yabancılar cephede savaşacaklarını bilerek Rusya’ya giderken, önemli bir kısmına depo işçiliği, güvenlik görevliliği, lojistik veya inşaat işi teklif edildiği belirtiliyor. Rusya’ya ulaştıklarında ise anlamadıkları sözleşmeleri imzalamaya zorlandıkları ve kısa süre içinde askeri eğitim kamplarına gönderildikleri iddia ediliyor.
Bangladeşli Arman Mondol’un anlattıkları bu sistemin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor. Depoda çalışacağını düşünerek Rusya’ya giden Mondol, kendisini birkaç hafta sonra Ukrayna cephesinde bulduğunu söylüyor. Üstelik yabancı askerlerin en ön saflara gönderildiğini, Rus birliklerinin ise geride kaldığını ifade ediyor.
Bu anlatımlar bağımsız biçimde doğrulanamasa da farklı ülkelerden gelen çok sayıda benzer hikâye dikkat çekiyor. Kenya’dan Oscar Mutoka, Küba’dan Yoan Mendoza ve Nepal’den onlarca genç hakkında aktarılan bilgiler de aynı yöntemin farklı coğrafyalarda uygulandığını düşündürüyor. Burada asıl dikkat çeken nokta ise Rusya’nın neden yabancı savaşçılara yöneldiği.
Savaş uzadıkça cephede verilen kayıplar artıyor. Her iki taraf da insan gücü konusunda ciddi baskı altında bulunuyor. Ancak Rusya için yeni ve geniş çaplı bir zorunlu seferberlik ilan etmek, iç politikada önemli riskler taşıyor. 2022 yılında gerçekleştirilen kısmi seferberlik sonrasında yüz binlerce kişinin ülkeyi terk etmesi ve kamuoyunda oluşan rahatsızlık hâlâ hafızalarda yer alıyor. Bu nedenle Kremlin’in mümkün olduğunca gönüllü sözleşmeli askerler, mahkûmlar ve yabancı savaşçılar üzerinden insan kaynağını artırmaya çalıştığı değerlendiriliyor.
Bu yöntem yalnızca Rusya’ya özgü değil. Tarih boyunca birçok devlet, savaş dönemlerinde yabancı savaşçılardan yararlandı. Ancak Ukrayna savaşında dikkat çeken unsur, hedef kitlenin büyük ölçüde ekonomik açıdan kırılgan toplumlar olması. İnsan hakları kuruluşları tam da bu nedenle konuyu yalnızca “paralı askerlik” olarak değerlendirmiyor.
Uluslararası hukuk açısından paralı asker tanımı oldukça dar bir çerçeveye sahip. Rus ordusuyla resmi sözleşme imzalayan veya Rus vatandaşlığı alan kişiler teknik olarak bu kapsama girmeyebiliyor. Buna karşılık sahte iş ilanlarıyla insanların kandırılması, zorla sözleşme imzalatılması veya savaşmaya mecbur bırakılması gibi iddialar, insan ticareti suçlamalarını gündeme taşıyor.
Palermo Protokolü kapsamında aldatma ve sömürü amacıyla insanların başka ülkelere götürülmesi uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendiriliyor. Eğer bu iddialar yargı süreçlerinde kanıtlanabilirse mesele yalnızca savaş hukuku değil, aynı zamanda uluslararası organize suç kapsamında da ele alınabilir. Rusya ise bütün suçlamaları reddediyor. Moskova yönetimi, yabancıların tamamen gönüllü olarak sözleşmeli asker olduğunu ve Rus yasalarına uygun şekilde orduya katıldığını savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri ile Ukrayna tarafı, sahadan gelen tanıklıkların bu açıklamalarla örtüşmediğini ileri sürüyor.
Bir başka dikkat çekici gelişme ise bazı ülkelerin artık bu konuya diplomatik düzeyde müdahil olmaya başlaması. Nepal, Hindistan ve Kenya gibi ülkeler vatandaşlarının cepheye gönderilmesi nedeniyle Rusya nezdinde girişimlerde bulunurken, bazı ülkelerde insan kaçakçılığı yaptığı iddia edilen aracı ağlara yönelik soruşturmalar başlatıldı. Bununla birlikte uzmanlar, Rusya’nın bir ülkede baskı arttığında faaliyetlerini başka ülkelere kaydırabilecek esnek bir organizasyona sahip olduğunu düşünüyor. Bu da sorunun belirli ülkelerle sınırlı kalmayacağını gösteriyor.
Rusya’nın yabancı asker stratejisi, savaşın değişen doğasını anlamak açısından önemli bir örnek oluşturuyor. Modern çatışmalarda silah kadar insan kaynağı da kritik hale gelirken, ekonomik eşitsizlikler savaşın yeni cephesi haline geliyor. Daha iyi bir yaşam umuduyla yola çıkan binlerce insanın kendisini dünyanın en kanlı savaşlarından birinin ortasında bulması, küresel gelir adaletsizliği ile güvenlik politikalarının nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Ukrayna savaşı sona erdiğinde geriye yalnızca yıkılan şehirler ve değişen sınırlar kalmayacak. Aynı zamanda, yoksulluğun uluslararası çatışmalarda nasıl bir askeri kaynağa dönüştürülebildiği de uzun yıllar boyunca tartışılacak en önemli başlıklardan biri olacak.
























