(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ile İran arasında Umman’da yürütülen görüşmeler, Ortadoğu’da tırmanan gerilimin ortasında yeni bir diplomasi penceresi açtı. Tarafların “olumlu başlangıç” vurgusu yapması dikkat çekse de, masaya konan başlıklar ve verilen mesajlar, bu sürecin kalıcı bir uzlaşmadan çok zaman kazanmaya yönelik bir denge arayışı olduğuna işaret ediyor.
MASKAT’TA MÜZAKERE, ARKA PLANDA CAYDIRICILIK
Görüşmelerin Umman gibi tarafsız bir zeminde yapılması, diplomatik geleneğin sürdürülmesi açısından önemli. Ancak içerik, bu geleneğin kırılganlığını da ortaya koyuyor. İran, müzakereleri yalnızca nükleer programla sınırlı tutmak isterken; ABD, balistik füze kapasitesi ve bölgesel nüfuz alanlarını da kapsayan daha geniş bir çerçeve talep ediyor.
Bu durum, tarafların masaya aynı gündemle oturmadığını gösteriyor. Diplomasi sürerken Washington’dan gelen sert açıklamalar — özellikle Trump’ın Hamaney’i hedef alan söylemleri — görüşmelerin bir “yumuşama” süreci değil, baskı ve pazarlığın iç içe geçtiği bir ara dönem olduğunu düşündürüyor.
SAVAŞ İHTİMALİ ÖTELENİYOR MU, YOKSA YENİDEN ŞEKİL Mİ DEĞİŞTİRİYOR?
Uzmanların ortak kanaati, Umman’daki temasların kısa vadede çatışma riskini azalttığı yönünde. Ancak bu azalma, kalıcı bir barıştan ziyade kontrollü gerilim stratejisinin sonucu gibi görünüyor. ABD açısından müzakere, askeri seçeneğin tamamen rafa kaldırılması anlamına gelmiyor; İran açısından ise görüşmeler, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi için bir manevra alanı yaratıyor.
Bu tablo, savaş ihtimalinin ortadan kalkmadığını, sadece zamana yayıldığını gösteriyor. Taraflar için asıl mesele, karşı tarafın geri adım atıp atmayacağı değil; bu geri adımın rejim güvenliğini veya küresel prestiji zedeleyip zedelemeyeceği.
İRAN “EVET” DER Mİ? SORU ASLINDA NE KADAR EVET DENİLECEĞİ
İran’ın ABD şartlarına topyekûn “evet” demesi şu aşamada düşük bir ihtimal. Tahran, nükleer programı egemenlik meselesi olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın ekonomik baskılar ve iç kamuoyundaki memnuniyetsizlik, rejimi sınırlı tavizlere zorlayabilir.
Bu noktada masada olan şey tam bir anlaşma değil; kademeli, kırılgan ve geri dönülebilir uzlaşmalar. Yani tarafların “anlaştık” demesinden çok, “şimdilik anlaşmazlığı yönetiyoruz” demesi daha olası.
DIŞ BASKIYLA DEĞİL, İÇ DİNAMİKLERLE
Trump’ın sert söylemleri, zaman zaman “rejim değişikliği” tartışmalarını yeniden gündeme taşısa da İran örneği, dış müdahalenin iç dönüşümü garanti etmediğini gösteren güçlü bir vaka. İran’daki siyasal yapı, özellikle Devrim Muhafızları ve dini liderlik mekanizması nedeniyle dış baskıya karşı yüksek direnç üretiyor.
Olası bir dönüşümün adresi, askeri operasyonlar ya da suikast senaryoları değil; ekonomik kriz, toplumsal talepler ve rejim içi güç dengeleri. Bu da değişimin, varsa bile, uzun vadeli ve sancılı olacağı anlamına geliyor.
DİPLOMASİ VAR, GÜVEN YOK
Umman’daki görüşmeler, İran-ABD hattında tamamen kopmuş kanalların yeniden açıldığını gösteriyor. Ancak güvenin olmadığı bir masada, diplomasinin sınırları da netleşiyor. Şu aşamada süreç, bir çözümden çok krizin yönetimi niteliği taşıyor.
Ortadoğu’da savaş ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil; sadece ertelenmiş, şekil değiştirmiş ve diplomasi diliyle yeniden paketlenmiş durumda. Asıl soru, bu paketin ne kadar süre açılmadan durabileceği.























